Otuz gün, otuz hikaye - 13
Şiilerin ünlü fakihi ve Meftahul Kerame adlı eserin sahibi Seyyid Cevad Ameli, Lübnan’nın Cebel Amel köylerinden birinde doğdu.
Bir gece Ameli evde yemek sofrasının başındaydı, o sırada kapı çalındı. Kapıda üstadı Seyyid Mehdi Bahrul Ulum’un hizmetkarı vardı. Ameli hızla kapıya doğru koştu ve üstadının kendisine ne gibi bir mesajı olduğunu öğrenmek istedi. Hizmetkar şöyle dedi: hazreti üstad sizi hemen yanına çağırdı. Karşısında akşam yemeği sofrası hazır, fakat üstad sofraya siz gelinceye kadar dokunmayacak. Bu sözleri duyan Ameli hiç bekletmedi ve hızla Seyyid Mehdi Bahrul Ulum’un evine gitti. Üstad Seyyid Cevad’ı görünce o güne kadar görülmemiş bir öfke ile şöyle dedi: Seyyid Cevad, sen Allah’tan korkmaz mısın? Allah’tan utanmaz mısın?
Bu cümlenin karşısında Seyyid Cevad Ameli şaşkına döndü. Kendi kendine düşündü: ne oldu acaba? Acaba ben ne yapmışım ki?
Seyyid Cevad o güne kadar hiç bu denli ağır bir sitemle karşılaşmamıştı, sordu: acaba hazreti üstad benden ne hani kusuru gördüğünü buyurabilir mi?
Seyyid Bahrul Ulum şöyle dedi: Komşun Şeyh Muhammed Necm Ameli ve ailesi yedi gece gündüzdür buğdayı ve pirinci yok. Bu süre içinde de sokağın başındaki bakkaldan veresiye hurma alıp onunla geçinmişler. Bugün yine veresiye hurma almak istemiş, ama talebini dile getirmeden önce dükkan sahibi veresiye hesabı iyice kabardığını söylemiş, o da bunu duyunca tekrar veresiye istemeye utanmış ve bu yüzden eve eli boş dönmüş. Şimdi o ve ailesi akşam yemeği yemeden oturuyorlar.
Seyyid Cevad Ameli büyük bir kaygı ile şöyle dedi: Allah’a and olsun ben bundan habersizdim, eğer bilseydim bizzat ilgilenirdim.
Seyyid Mehdi Bahrul Ulum şöyle dedi: benim tüm bu bağırıp çağırmam da zaten senin nasıl komşunun halinden habersiz kaldığın içindir. Neden yedi gece gündüzdür komşu sıkıntı içinde yaşar da sen bunu farketmezsin. Eğer haberin olup da onlara yardım etmemiş olsaydın, zaten Müslüman olamazdın.
Seyyid Cevad başını öne eğdi ve şimdi ne yapması gerektiğini sordu.
Seyyid Bahrul Ulum şöyle dedi: hizmetkarın şu yemek tepsisini alır, birlikte o komşunun evine gidin. Hizmetkarım geri döner ama sen kapıyı çal ve komşundan bu gece akşam yemeğini birlikte yemenizi rica et, şu parayı da al evde halının altına koy ve ondan kusurun için özür dile. Ben de burada oturuyorum ve sen gelinceye kadar akşam yemeğimi yemeyeceğim.
Hizmetçi büyükçe bir tepsiyi kaldırdı. İçinde envai çeşit güzel yiyecekler vardı ve Seyyid Cevad Ameli ile birlikte komşu evine gittiler. Hizmetçi geri döndü, Seyyid Cevad kapıyı çaldı ve izin aldıktan sonra içeri girdi. Seyyid Cevad komşusundan özür dileyerek yemeği birlikte yemelerini rica etti. Komşu Seyyid Cevad’ın getirdiği yemekten bir lokma yedi. Yemek çok güzeldi, fakat komşusu bu yemeğin Seyyid Cevad’ın evinden olmadığını hissetti, zira yemekler Arap ahçıların yaptığı yemeklerden farklıydı. Bu yüzden Seyyid Cevad’a şöyle dedi: bu yemekler sizin evinizde pişmemiş, bu yemeklerin nereden olduğunu söylemezsen ondan yemem.
Seyyid Cevad her ne kadar ısrar ettiyse komşusunu yemeye ikna edemedi ve mecburan tüm macerayı anlattı. Komşusu macerayı dinledikten sonra yemeye başladı, ama aynı zamanda çok şaşırmıştı ve Seyyid Cevad’a şöyle dedi: ben sıkıntım hakkında hiç kimseye bahsetmedim ve hatta en yakın komşularımdan sakladım. Seyyid Bahrul Ulum acaba nereden haberdar olmuş olabilir?
İslam Peygamberi -s- şöyle buyurur: kim tok yatar ve komşusu açsa ve o da bunu biliyorsa, bana iman etmemiş demektir.