Otuz gün, otuz hikaye - 14
Sakaki çok mahir ve usta bir zanaatkardı. Sakaki sanatı ve mahareti ile çok zarif bir kilit ve mürekkep kutusu yaptı ve bunları yaşadığı çağın padişahına hediye etmeye karar verdi.
Sakaki yaptığı bu eşyaların çok zarif ve güzel birer eser olduğunu biliyor ve bu yüzden padişahın onları beğenmesini ve böylece onu teşvik ve takdir etmesini bekliyordu.
Sakaki padişahın huzuruna çıktı ve yaptığı eşyaları padişaha peşkeş çekti. Sakaki’nin tahmin ettiği gibi padişah onları çok beğendi ve Sakaki’yi takdir etti. Sakaki mutluluktan uçuyor ve sanatı ile övünüyordu. Ancak bu mutluluğu pek fazla sürmedi, zira o sırada padişaha bir alimin geldiğini ve onu ziyaret etmek istediğini bildirdiler. Padişah alimi karşıladı ve öylesine onunla sohbete daldı ki Sakaki’yi ve sanatını unuttu. Sakaki padişahı ve alim adamı seyretmeye dalmıştı. Padişah öylesine o alimin önünde huzu ve huşu içindeydi ve öylesine onun sözlerine kulak vermeye dalmıştı ki Sakaki tüm hayalleri boşa gittiğini düşünmeye başladı. Sakaki bu zanaatı ile beklediği gibi teşvik ve takdir olmayacağını anladı, fakat bununla yetinecek biri de değildi. Sakaki bu kez ilim ve bilim peşinden gitmeye ve kaybettiği hayallerini ve umutlarını oralarda bulmaya karar verdi.
Ancak eğitim almak Sakaki için kolay bir iş değildi, zira bayağı yaşlanmış ve yaklaşık 40 yaşına gelmiş ve gençlik çağını iyice geride bırakmıştı ve bu yüzden ilim ve bilim peşinden giden gençlerden farklıydı. Yine Sakaki için çocuklarla aynı derslere katılıp onlarla birlikte öğrenmek kolay değildi, ama başka çaresi de yoktu. Sakaki kendi kendine, balığı ne zaman suda yakalarsan, tazedir, dedi.
Böylece Sakaki okumaya başladı, fakat öğrenme yeteneği olmadığını görüyordu, ya da belki de uzun yıllar zanaat ile uğraşmak ilim ve bilim öğrenme zevkini kurutmuştu. Ancak buna karşın Sakaki pes etmedi ve ileri yaş ve yeteneksizlik onu öğrenmeden vazgeçiremedi ve bu yüzden tüm ciddiyeti ile ilim ve bilim öğrenmeye devam etti.
Günlerden bir gün Sakaki’ye şafii fıkhını öğreten üstadı ona köpeğin derisi işlendiği zaman pak olduğunu anlatıyordu. Sakaki bu cümleyi defalarca tekrarladı ki sınavda onu iyi bir şekilde beyan edebilsin. Ancak sınava günü bu cümleyi beyan etmek istediğinde karıştırdı ve şöyle dedi: köpeğin görüşüne göre üstadın derisi işlenince pak olur. O sırada oturanlar gülmeye başladı ve Sakaki’nin okumakla bir yere varamayacağını söylediler.
Sakaki bu duruma çok mahcup oldu ve ders celsesini terketti. Sakaki artık o medresede ve kentte kalamadı ve böylece oradan ayrılıp çöle çıktı. Dünya tüm genişliği ile ona dar gelmeye başlamıştı. Sakaki gitti gitti, ta ki bir dağın eteğine verdi. Orada Sakaki yüksekten su damla damla bir kayanın üzerine damladığını ve sürekli damladığı için kayayı deldiğini farketti. Sakaki kendi kendine düşünce ve aklına bir fikir geldi. Sakaki kendi kendine şöyle dedi: benim kalbim bu taştan daha sert olamaz, şimdi çalışarak ve emek harcayarak istediğim şeye ulaşabileceğimi anladım.
Bunun üzerine Sakaki yaşadığı kenti ve gittiği medreseye geri döndü ve ilim ve bilim öğrenmekte öylesine emek verdi ki yetenekleri filizlenmeye başladı ve sonunda Arap edebiyatının ünlü bilginlerinden biri oldu.
İslam Peygamberi -s- şöyle buyurur:
Melekler kanatlarını ilim taliplerine açar, zira onların aradıkları şeyden hoşnutturlar.
İslam Peygamberi -s- bir başka yerde de şöyle buyurur:
Müminin kaybettiği, ilimdir. Her an bir hadisi öğrendiğinde, bir başka hadisi öğrenmek ister.