İran'ın son siyasi gelişmeleri
Bültenimizi geçen hafta İran’la ilgili önemli gelişmelerin ana başlıkları ile açıyoruz.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei'nin öğrencileri kabulünde önemli beyanatı,
ABD Dışişleri Bakanlığının sözde dini özgürlükler raporunda İran’ı mesnetsiz iddialarla suçlaması,
Amerika’da bir mahkeme'nin İran’ı 11 Eylül 2001 olaylarına karışmakla suçlaması,
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei geçen hafta ülke genelinden gelen öğrencilerle samimi bir ortamda görüştü. Görüşmede öğrenciler farklı görüşlerini ve bazı konulara yönelik eleştirilerini İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei huzurunda dile getirdi.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei öğrencilerle gerçekleştirdiği bu görüşmeyi İran üniversitelerinde mümin, cesur ve azimli bir öğrenci akımının varlığının işareti niteledi. Ayetullah Hamanei İslam inkılabı ve İslam Cumhuriyeti nizamının üç önemli ilkesi olan inkılapçı olmak, inkılapçı kalmak ve inkılapçı amel etmek ilkelerini beyan etti.
İran İslam Cumhuriyeti nizamı İslam inkılabı temelinde ve dini değerlere dayanarak ileriye dönük hareket etmiştir ki bu da İran İslam Cumhuriyeti nizamının hakiki kimliğini ifade eder.
İslam inkılabında inkılapçı değerler çağdaş diğer inkılaplardan farklı olarak kuşakların değişmesi ile değişmediği gibi son kırk yılda İran milleti küresel istikbar ve uluslararası siyonizm ve bölgedeki irticai işbirlikçilerine rağmen bu değerleri korumak için mücadele vermiş ve bu yolda direnmiştir. Bu direnişte önemli olan ilk ise kesin kararlı olmak ve yapabilme ilkesine inanmaktır.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei inkılap bir nizamın kurulmasından sonra sona erdiği yönündeki yanlış düşünceyi reddederek şöyle dedi: inkılapçı ve İslamî nizam bazı hedefleri, ülküleri ve değerleri vardır ve inkılapçı devletin şekillenmesi ve İslamî ve inkılapçı devletin doğru icraatı ve ülkülerin gerçekleşmesinden sonra bir başka merhale, yani İslamî ve inkılapçı toplum şekillenir. Bu sürecin devamında inkılabın tekamülünün beşinci merhalesinin zemini yani inkılapçı ve İslamî medeniyet kurulmasının zemini hazırlanır. Dolaysıyla inkılap hiç bir zaman sona ermez ve sürekli devam eder.
İranlı gençler İslam inkılabının tüm merhalelerinde biz yapabiliriz, kavramını ispat etti ve küresel istikbar ve uluslararası siyonizm ve bölgedeki irticanın her türlü baskıları ve husumetlerine rağmen inkılap değerlerini korumak için mücadele etti ve bu yolda direndi.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bu konuda şöyle dedi: ülkenin imkanları ve kapasiteleri gözetilerek ülkülere doğru onurlu ilerleme daha güçlü ve daha hızlı devam etmeli, İslam nizam son kırk yılda ülkülerin gerçekleşmesinde ilerleme kaydetti. Bu ileriye dönük hareket milletin şevk ve direnişinin işaretidir ve İslam Cumhuriyeti nizamının özünde kök salmış ve bu nizamın hakiki kimliğinin ifadesi olmuştur.
Son yıllarda bölgede yaşanan gelişmeler ve IŞİD adında bir tehdidin oluşturulması ve bölgeyi güvensizliğe sürükleme çabaları ve İslam inkılabını dize getirme girişimleri ve İslamî uyanışı saptırma çabaları mümin ve kararlı gençlerin mücadeleleri ile bozguna uğratıldı ve İran İslam Cumhuriyeti nizamı terörle hakiki mücadelenin yolu Batı’dan milyarlarca dolar değerinde silah satın almak veya Batı ile sahte ittifaklar kurmak olmadığını ispat etti.
Bugün gençler ve öğrenciler İslamî İran’ın değerli sermayeleri ve geleceği inşa edecek güç kaynaklarıdır. İranlı gençler ve öğrenciler bilim ve teknoloji alanlarında da inkılapçı hareketlerini sürdürerek büyük hızla ilerlemeye devam ediyor ve dünya çapında bilimsel alanlarda büyük zaferlere imza atıyor. Kuşkusuz bu değerli sermayelerden daha gelişmiş ve daha ilerlemiş bir İran inşa etmek için yararlanabiliriz.
Geçen hafta Amerika Dışişleri Bakanlığı 2017 yılı için hazırladığı yıllık dini özgürlükler adlı raporunda İran İslam Cumhuriyeti nizamını dini özgürlükleri ihlal etmekle suçladı.
Raporda İran İslam Cumhuriyeti’nde dini özgürlüklerin konusunda kaygı verici durumlar söz konusu olduğu ileri sürülerek İran nizamına bazı haksız suçlamalar yöneltildi.
Aslında bu tür suçlamalar yıllardır devam ediyor. Bu rapor 1998 yılında ABD kongresinde onaylanan ülkelerin dini özgürlükleri kanunu adlı bir kanuna göre hazırlanarak kongreye sunuluyor. Amerika Dışişleri Bakanlığı geçen Salı günü yayımladığı raporunda İran’ın adı 1999 yılından bu yana özel kaygılara sebebiyet veren ülkeler listesinde yer aldığını açıkladı.
Aslında Amerika yönetimi Bercam nükleer anlaşmasından çekildiğini ilan ettikten sonra bu tür provokatif raporlar beklenen bir durumdu. Amerika yönetimi bu tür raporları ile İran İslam Cumhuriyeti nizamının imajını bozmaya ve İran’dan şiddet yanlısı ve baskıcı bir rejim imajı yaratmaya çalışıyor.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi ise, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İran’da dini özgürlüklerle ilgili raporunu reddetti.
Kasımi, raporun gerçekçi olmadığını ve tamamen siyasi saiklere göre hazırlandığını belirterek, raporu reddettiklerini belirtti.
Kasımi, bu raporda bir kez daha İran İslam Cumhuriyeti’inde dini özgürlüklerin hakkında gerçek dışı bir tablo sergilendiğini ve bir dizi haksız suçlamalar gündeme getirildiğini, rapor asla kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi tepkisinin devamında İran milleti zengin medeniyeti ve kültürü ile binlerce yıldır çeşitli dini ve etnik grupları tamamen barışçıl ve kardeşçe bir ortamda barındırdığını belirterek, İslam inkılabının zaferinden sonra da tüm ilahi dinler İran anayasası çerçevesinde özgürce inançlarını yaşadıklarını ve ibadetlerini yerine getirdiklerini, İran İslam Cumhuriyeti yasaları da bu özgürlükleri güvence altına aldığını vurguladı.
Amerika’da bu haksız rapor yayımlanmadan önce New York’ta bir mahkeme tuhaf bir karar vererek İran’ı 11 Eylül 2001 terör saldırılarına karışma suçundan olayda hayatını kaybedenlerin ailelerine 6 milyar dolar tazminat ödemeye mahkum etti. Bu mahkemenin yargıcı bir yıl önce de benzer bir karar vererek İran’ı 10 milyar dolar tazminat ödeme cezasına çarpmıştı.
Amerika savunma bakanlığı Pentagon’un eski uzmanlarından Michael Malov ise Fars haber ajansının ingilizce bölümü ile görüşmesinde yaptığı açıklamada, mahkemede İran’a yöneltilen suçlara karşı İran lehine şahadet vermeye hazır olduğunu belirtti. Malov 11 Eylül 2001 terör saldırıları Riyad’ın işi olduğunu belirterek şöyle dedi: 11 Eylül 2001 olaylarını araştıran komisyon açıkça İran’ın bu maceraya karıştığını ispat edecek hiç bir kanıt bulunmadığını ilan etti, ancak mahkeme neden İran kendini savunmak için mahkemede bulunmadığı bir sırada gıyabi karar verdiği belli değil doğrusu.
Amerikalı uzman Malov şöyle devam etti: 11 Eylül 2001 komisyonu açıkça Suud prenslerinin müdahalelerinden söz etmiştir. Bence eğer Suud prensleri olmasaydı 11 Eylül saldırısı da olmayacaktı. Bence bu süper gizli planı prens Bender bin Sultan Washington’da ve büyükelçilik dışında bir yerde tasarladı, zira Bender bin Sultan’ın uçak korsanlarının ailelerinin banka hesabına para aktardığını ortaya koyan belgeler bulundu.
Amerikalı siyasi aktivistler ve üniversite öğretim üyeleri ABD mahkemesinin 11 Eylül olayları yüzünden İran’ı 6 milyar dolar tazminat ödeme kararına tepki gösterdi.
Konu ile ilgili İran Dışişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’na mektup yazan onlarca Amerikalı aktivist ve akademisyen, 11 Eylül 2001 olaylarında İran’ın hiç bir suçu olmadığını belirterek ABD mahkemesinin kararını kınadıklarını belirttiler.
Amerikalı siyasi aktivistler ve akademisyenler mektupta İran İslam Cumhuriyeti karara itiraz ettiği takdirde mahkemede İran lehine şahitlik etmeye hazır olduklarını da vurguladılar.
Siyaset meseleleri uzmanı Nadır Talibzade ise söz konusu mektuba işaret ederek İran artık Amerikalı mahkemelerin kararlarına tepkisizliğine son vermesi ve Amerikalı siyasi aktivistlerin katılımı ile Amerikalı mahkemelerin haksız kararlarını sorgulaması gerektiğini belirtti.
Talibzade 11 eylül 2001 olayları Amerika’nın Aşil topuğu olduğunu ve İsrail bu cinayette rol ifa ettiğini belirterek şöyle dedi: bu konuda kesin kanıtlar bulunuyor ve bu yüzden Amerikalıların kendine gelip bu konuyu tartışmaya açmalarına izin vermeliyiz. Zira hatta 11 eylül olaylarını araştıran komisyon açıkça İran’ın bu olaylarda hiç bir rolü olmadığını ilan etmiştir. Bu şartlarda nasıl şu New York’taki yargıç, ki Arabistan’dan rüşvet aldığı açıkça ortadadır, iki kez böyle bir karar vererek İran’ı mahkum edebiliyor?
Aslında İranobobia projesinin ilk dalgası İslam inkılabı zafere kavuşunca başladı ve bölgede İran hakkında mesnetsiz iddialarla şiddetlendirildi. İkinci dalga ise İslamofobia projesi çerçevesinde ve 11 eylül 2001 terör saldırılarından sonra sözde terörle mücadele söylemi ile başladı.
Şimdi ise bu projenin üçüncü ayağı İran’ın barışçıl nükleer faaliyetleri ve füze savunma gücü ekseninde yürütülüyor. Bu süreçte insan hakları, medeni özgürlükler, teröre destek ve bölgede nüfuz gibi konular da İranofobia projesinin devamı olduğu anlaşılıyor.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei Amerika’nın sözde terörle mücadele iddiası hakkında şöyle diyor: Amerika bir yandan açıkça terör rejimi İsrail’i kayıtsız şartsız desteklediği halde terörle mücadele sloganı atıyor ve öbür yandan şimdiki Başkanı seçim kampanyalarında açıkça IŞİD’i Amerika kurdu diye itiraf ediyor ve son ana kadar da bu örgütü desteklediklerini belirtiyor.