Ağustos 03, 2018 16:12 Europe/Istanbul

Bültenimizi geçen hafta İran’la ilgili önemli gelişmelerin ana başlıkları ile açıyoruz.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin yargı erki Başkanı ve yetkilileri ile görüşmesi,

Cumhurbaşkanı Ruhani’nin yürütme erki yetkililerine hitaben yaptığı önemli konuşma,

Bercam nükleer anlaşmasında gelinen son durum,

BM güvenlik konseyinin Bercam hakkında ilk oturumu,

Geçen hafta İran’ın bazı önemli gelişmeleriydi.

 

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei geçen hafta yargı erki Başkanı ve yetkilileri ile görüşmesinde yargı haftasını kutladı. Ayetullah Hamanei Ayetullah Beheşti’nin şehadat yıldönümünde bir haftayı yargı haftası olarak adlandırmanın İslamî nizamın takviminde yer alan diğer etkinlikler gibi Allah yolunda şehadet ve fedakarlık temelinde gerçekleştirilen bir gelişme olduğunu belirterek şöyle dedi: Bu konu, yargı erkinden sırf bürokratik bir teşkilatın ötesinde beklentilere sebebiyet veriyor ve yüce hedeflere ulaşmak için çok yönlü cihat ve fedakarlığı bu kurumun önceliklerinin başına yerleştiriyor.

 

Ayetullah Hamanei şöyle devam etti: günümüz dünyasında bunca propaganda ve karmaşık ve komplike kampanya ile siyahı beyaz ve mutlak batılı hak gibi gösteriyorlar, ama maalesef bizim bir çok kurumumuz titiz medya çalışmasını ve kamuoyunu güvenini kazanmayı önemsemiyor.

 

Son kırk yılda Amerika devletinin İran İslam Cumhuriyeti’ne müdahaleleri ve İran’da işlediği cinayetler ve özellikle İran milletine karşı cani Saddam rejimine ve münafıklar terör örgütüne karşı desteklerini bilmeyen hemen hemen yoktur. Son günlerde İran takviminde acı bir günün yıldönümüydü. Bu acı olay Amerika’nın desteklediği ve beslediği münafıklar terör örgütünce gerçekleşti.

Eçen hafta 28 Haziran terör saldırısının yıldönümüydü.

 

İran İslam Cumhuriyeti İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonra geniş çapta terör saldırıları ve komploları ile karşı karşıya kaldı. Nitekim bu olayların yüzünden 17 bin masum vatandaş ve yetkilinin terör kurbanı olması bu acı gerçeği ispat eden en somut belgedir.

İran’da münafıklar terör örgütünün nizam yetkililerine yönelik suikast girişimleri ve terör saldırıları, inkılabın zafere kavuştuğu ilk yıllarda doruk noktasına ulaştı.

 

27 Haziran 1981 tarihinde Ayetullah Hamanei Tahran’ın Ebuzer camiinde bir konuşma yaptığı sıralarda terör saldırısına uğradı. Bu olayın ardından 28 Haziran 1981 tarihinde İran İslam Cumhuriyeti tarihinin en büyük terör saldırısı düzenlenerek İran’da terör saldırıları yeni bir aşamaya geldi. O gün Tahran’da İslam Cumhuriyeti partisinin toplantı salonunda çok güçlü bir bomba infilak etti. Bu saldırıda yargıtay dönem Başkanı Ayetullah Seyyid Muhammed Hüseyni Beheşti ve aralarında 4 Bakan, 12 Bakan yardımcısı ve 30 milletvekilinin de bulunduğu ülkenin önde gelen 72 yetkilisi münafıkların bu hain saldırısı sonucu şehit düştü.

 

Bu cinayetten bir kaç ay sonra ve 29 Ağustos 1981 tarihinde yine bir terör saldırısında dönem Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Recai ve dönem Başbakanı Muhammed Cevad Bahüner şehit düştü.

Gerçekte münafıklar terör örgütü İran’da binlerce masum insanın kanından sorumludur, ancak buna karşın Amerika ve bazı Avrupa ülkeleri münafıklar İran’dan kaçınca onları koruma altına aldı. Münafıklar terör örgütü bir süre Fransa’da faaliyet yürüttü ve daha sonra Saddam rejimi İran’a savaş dayatınca Irak topraklarına geçerek Saddam’la el ele İran’a karşı savaştı.

 

2003 yılında Amerika ve müttefikleri Irak’a saldırarak Saddam rejimini devirdikten sonra münafıklar terör örgütü tekrar Amerika ve Avrupa’nın koruması altına girdi. Örgüt daha sonra Amerika ve Avrupa’nın yardımları ile Arnavutluk topraklarına yerleşti ve şimdi burada özgürce terör faaliyetlerini sürdürüyor.

 

Amerikalı ünlü düşünür ve siyaset meseleleri uzmanı Noam Chamsky, İran’da terör saldırılarından Amerika ve müttefiklerini sorumlu tutuyor. Chamsky Amerika’nın amacı terörü sonlandırmak mı, yoksa teşvik etmek mi, sorusunu gündeme getirerek şöyle diyor: Eğer teröre son vermek istiyorsanız, ilkin terör neden türedi diye sormak gerekir. terörün esas nedenleri nedir ve derin kökleri nerelere uzanıyor, bunları sormak ve ardından yok etme yollarını aramak gerekir.

 

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei 28 Haziran günü şehit düşen yetkililerin aileleri ile görüşmesinde Amerika ve Avrupa’nın teröre karşı çifte standart tutumunu bu ülkeler için büyük bir rezalet niteleyerek şöyle buyurdu: Bu terör örgütü halkı savunmak ve hatta İslam’ı savunmak iddiası ile İran milletinin mücadele sürecine girdi, ancak daha sonra bu cinayet gibi feci cinayetleri işlediler ve sonra da sıradan insanlara suikast düzenlediler ve en son Saddam gibi birinin yanında yer aldılar ve şimdi de Amerika’nın koruması altında bulunuyorlar.

 

Gerçekte Amerika’nın karnesi İran milletine karşı bir çok cinayetle doludur. 29 Haziran 1988 tarihinde Saddam rejimi Amerika ve Avrupa ülkelerinden bazılarının hibe ettiği kimyasal silahlarla İran’ın batısında Serdeşt kentini bombardıman etti. Kimyasal saldırıda 110 vatandaş şehit düştü, 8 bin vatandaş zehirli kimyasal ölümcül maddelerden etkilendi. Bu cinayetin acı izleri ise halâ devam ediyor.

 

Aslında Saddam rejimine bu tür kitle imha silahlarını ve hatta teknolojisini verenler Amerika, Britanya ve Almanya gibi ülkelerdi. Saddam İran’a dayatılan sekiz yıllık savaşta sürekli İran milletine karşı kimyasal silahları kullandı. Saddam savaş yıllarında 378 kez İran’ın çeşitli kentlerinin yanı sıra Irak’ta da Halepçe, Fav, Mecnun ve diğer bazı bölgelerde kendi halkına karşı kimyasal silah kullandı.

Britanya Dışişleri Bakanlığı geçen hafta Londra’da düzenlenen uluslararası kimyasal silah konferansı dolaysıyla yayımlanan bildiride bu ülkenin ve diğer Batılı ülkelerin Saddam rejimine kimyasal verdiklerine işaret etmeksizin Saddam rejiminin İran’a dayattığı savaşta kimyasal cinayet işlediğini itiraf etti.

 

Amerika ve Batı’nın insan hakları anlayışında kendi çıkarları her şeyden önce gelir. Amerika mazlum milletlere zulmediyor ve sonuçta insan haklarını içi boş ve çürük bir inanca dönüştürüyor. Nitekim Amerika’nın kendi siyahi vatandaşlarına karşı ırkçı uygulamaları ve Trump yönetiminin göçmenlere ve çocuklarına karşı insanlık dışı uygulaması Amerika devletinin insan hakları alanında çifte standart tutumunu açıkça ortaya koyuyor.

 

Bugün Amerika ve müttefikleri Irak, Afganistan ve Suriye gibi ülkeleri tekfirci IŞİD terör örgütü gibi bir çok cani terör örgütünün cirit attıkları alanlara çevirdi, üstelik bu uygulamalarından da terörle mücadele ve bölgenin güvenliğini koruma şeklinde söz ediyorlar.

Bugün insan hakları iddiasında bulunan Amerika ve Avrupa bölgede tüm savaşların ve adaletsizliklerin başlıca sorumlularıdır. Bu devletler Yemen’de Suud rejimi ve Filistin’de siyonist rejim İsrail’in işlediği cinayetlere karşı susmayı demokrasiye destek ilan ediyor. Bu gerçekler, Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinin insan hakları ile ilgili gerçek mahiyetlerini açıkça ortaya koyuyor.

 

Amerika elebaşılığındaki küresel istikbar İran’da İslam inkılabından sonra şimdiye kadar bir çok kez İran milletine karşı bir çok cinayet işledi. İran yolcu uçağının düşürülmesi Amerikan insan hakları mahiyetini bir kez daha gün ışığına çıkaran bir başka cinayetidir.

20 Temmuz 1988 tarihinde İran havayollarına ait yolcu uçağı Benderabbas kentinden Dubai’ye doğru giderken Fars körfezi semalarında Amerikan uçak gemisi USS Winsens’ten fırlatılan iki cruise füzesi ile vurularak Hengam adası yakınlarında düşürüldü.

 

Bu terör saldırısı yüzünden İran yolcu uçağında bulunan 156 erkek, 53 kadın, 2 – 12 yaş grubunda yer alan 57 çocuk ve iki yaş altı 8 bebek ve Yugoslav, Pakistanlı, Hindistanlı ve Arap milliyetlerinden 42 yolca ve 16 mürettebat hayatını kaybetti.

Ancak Amerika’nın dönem Başkanı George Bush bu cinayeti Amerika yönetiminin Fars körfezinde petrol sevkiyatı ve ticaretin serbest bir şekilde cereyan etmesinden emin olmak üzere yasal hakkı şeklinde açıkladı.

 

Bu yüzden İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei İran milletinin düşmanların zorbalıklarına karşı haklarını koruma zaruretine vurgu yaparak şöyle dedi: insan hakları alanında İran İslam Cumhuriyeti Batılı cani rejimlerden alacaklıdır.

Ayetullah Hamanei Amerika devletinin dünyanın çeşitli bölgelerinde işlediği insan hakları cinayetleri ve yine Fransız ve İngiliz rejimlerin Afrika kıtası ve Hindistan yarımadasında son onyıllarda işledikleri sayısız cinayetleri hatırlatarak şöyle devam etti: son yıllarda da Batılı devletlerin Suriye’de IŞİD’e destekleri veya Myanmar ve diğer bölgelerde uygulamaları insan hakları konusunda ne kadar yalan söylediklerini ortaya koymuştur.

 

 Amerika devleti şimdi de Donald Trump beyaz saraya girdiği bir sırada aynı batıl düşünceye kapılarak İran milletini tehdit, baskı, yaptırım ve iktisadi savaş gibi silahlara baş vurarak teslim olmaya zorlamaya çalışıyor. Amerika devleti uluslararası hukuka aykırı davranarak 8 Mayıs 2018 tarihinde Bercam nükleer anlaşmasından çekildi ve böylece İran’ı sıkıştırmaya çalıştı. Bu arada Amerika Dışişleri Bakanlığından bir yetkili de Amerika tüm ülkelerden Kasım 2018’den itibaren İran’dan ham petrol ithalatını durdurmalarını istediğini açıkladı.

 

Geçen hafta İran’ın BM temsilcisi Hoşru BM güvenlik konseyinin Amerika Bercam’dan çekilmesinden sonra düzenlediği ilk oturumunda bir bildiri yayımlayarak Amerika yönetiminin bu anlaşmadan tek yanlı çekilmesi illegal bir karar olduğunu ve Amerika’nın bu anlaşmaya ve BM güvenlik konseyinin 2231 sayılı kararnamesine karşı yükümlülüklerinin ihlali anlamına geldiğini belirtti. Hoşru Amerika bu yüzden ve Bercam’dan illegal çıkış ve BM bildirgesi ve uluslararası hukuku ihlal gerekçesi ile suçlu ilan edilmesi gerektiğini vurguladı.  

 

Cumhurbaşkanı Ruhani geçen hafta nizamın önde gelen üst düzey yetkilileri ile oturumunda Amerika yönetiminin Bercam nükleer anlaşmasından çekilmesine işaret ederek şöyle dedi: bu gelişmenin üzerinden 51 gün geçtiği bir sırada dünyanın tüm ülkeleri Trump’ı ve Amerika yönetimini kınadı, fakat hiç kimse İran İslam Cumhuriyeti geri adım attı veya yaptırımlardan korktu, demedi, bilakis herkes büyük İran’ın aklını ve tedbirlerini takdir etti.

 

Cumhurbaşkanı Ruhani İran karşısında Amerika’ya teslim olmak, Amerika’ya iç ihtilaflar devam ettiği bir sırada direnmek ve Amerika’ya karşı hiç bir iç ihtilaf olmaksızın ve milli izzeti koruyarak direnmek gibi üç seçenek bulunduğunu belirterek, İran milleti üçüncü seçeneği seçtiğini kaydetti.

Ruhani İran milleti asla saldırgan ve zorba güçlere karşı boyun eğmediğini belirterek İran milleti iradelerin savaşında Amerika’yı dize getireceğini vurguladı.