Eylül 14, 2018 17:52 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni -ks- görüşünde iktisadi adaletin konumunu ele almak istiyoruz.

Hatırlanacağı üzere geçen bölümde İmam Humeyni -ks- düşüncesinde sosyal adaletin yerini anlattık ve İmam açısından adaletin öz ve zati değeri bulunduğu ve tüm şer’i veya diğer yasaların adalete dayanmasına inandığını ifade ettik.

 

Geçen bölümde ayrıca İmam Humeyni -ks- açısından ilahi enbiyanın risaletinin temel amacı adaleti hem bireysel ve hem sosyal alanlarda eşzamanlı gerçekleştirmek olduğunu ve bu hedefin da ancak adil bir fakihin hakimiyeti ile mümkün olabileceğini belirttik.

İmam Humeyni -ks- İslam dininin tealimine dayanarak sosyal adaletin çeşitli boyutlarını gözetliyordu ve buna göre de her boyutlu ilgili görüşünü beyan etmiştir.

Şimdi imamın sosyal adaletin çeşitli boyutları ile ilgili düşüncelerini daha iyi aydınlatmak için İmam Humeyni -ks- açısından iktisadi adaleti ele almak istiyoruz.

 

İktisadi adalet esas itibarı ile üretim ve dağıtım olmak üzere iki adalete ayrılır. Üretim adaleti sermaye düzeninin ekonomiye bakış temeline dayanır ve tüm vatandaşların iktisadi alanda eşit fırsatlardan yararlanmaları anlamına gelir. Böylece bu sayede üretim gelişir ve kalkınma ve ilerleme çarklarının harekete geçmesi ile birlikte toplumda yoksulluğun kökü kurutulur. Ancak dağıtım eşitliği ekonomi meselesine sosyalist bir bakışı vardır ve toplumun servetleri toplum bireyleri arasında eşit bir şekilde dağılması gerektiğine ve zenginlerden ve yüksek gelirli insanlardan vergi alınarak yoksulların arasında dağıtılmasını savunur.

 

Bu arada üçüncü bir görüş de vardır ki aslında ilk iki anlayışı birleştirerek bundan geniş kapsamlı adalet şeklinde söz eder.

İmam Humeyni’nin -ks- iktisadi adalete bakışı üçüncü şekli yani geniş kapsamlı adalete dayalıdır. Bu eğilimde toplumun tüm bireyleri için eşit iktisadi fırsatlar vardır, fakat aynı zamanda iktisadi açıdan onurlu bir yaşam için gerekli olan asgari imkanlar toplumun tüm bireyleri için karşılanır ve güvence altına alınır

 

İnsanlar için iktisadi açıdan onurlu bir yaşam için gerekli olan asgari imkanları karşılamak ve güvence altına almak, hükümetin toplumun yoksul ve mustazaf kesimlerine karşı sosyal yükümlülüğüdür. Zira hükümetin temel ilkelerinden biri toplum bireyleri için tüm alanlarda genel güvenlik ve nisbi refahı temin etmektir.

Eğer bir toplumda insanların geçimi için asgari imkanlar temin edilmişse ve vatandaşları geçim kayısı taşımıyorsa, o toplumun bireysel ve sosyal açılardan özellikle ekonomi alanında gelişmesi için daha uygun zemin oluştur ve üretim adaleti de daha uygun anlam kazanır.

 

Bu noktanın bilincinde olan İmam Humeyni -ks- İran İslam Cumhuriyeti nizamının hedeflerinden biri halkın refahını temin etmekten ibaret olduğunu belirterek şöyle diyor:

Milletimiz ve devletimiz ve yetkililerimizin tüm ülkü ve arzusu bir gün bu toplumda yoksulluğun yok olması ve sabırlı ve cesur ve aziz İran milleti yaşamlarında maddi manevi her türlü refahtan yararlanmasıdır.

 

İmam Humeyni -ks- mağdurların ve mustazafların durumu ile ilgilenmenin sosyal adaletin gerçekleşmesinin gereği olduğunu belirtiyor ve İran İslam Cumhuriyeti nizamının devlet adamlarında yoksulların ve varoşlarda yaşayan insanların geçim kaygılarına karşı daha ciddi hassasiyet göstermelerini belirterek şöyle diyor: fukara için bir şeyler yapmalısınız... hiç bir şeyleri olmayan şu zavallı varoşlarda yaşayan insanlar için bir şeyler düşünmelisiniz. Hükümet onlara aittir ve hükümet herkes için çalışmalıdır, fakat üst sınıflardakilerden ziyade fukara için daha fazla çalışmalısınız.

 

İmam Humeyni -ks- İslam dinini tebliğ etmek üzere ülkenin dört bir yanına giden din adamlarına da mahrum insanları ve mustazafları okudukları hutbelerde desteklemeye özen göstermeleri gerektiğini, zira bu konu sosyal adaletin gereği olduğunu belirterek şöyle diyor: ulemanın gözardı etmemeleri ve başkalarının propagandalarından etkilenmemeleri gereken konu, mahrumların ve mustazafların desteklenmesidir, zira kim bu konuyu gözardı edecek olursa, İslam’ın sosyal adaletini gözardı etmiş olur.

 

İmam Humeyni -ks- sınıflar arası uçurumun yok edilmesi ve servetin toplumda adil bir şekilde dağıtılması sosyal adaletin inşa edilmesi için gerekli olduğunu belirterek toplumda servetin adil bir şekilde dağıtılması için gönüllü ve hükümetin zorlaması olmak üzere iki mekanizma bulunduğunu belirtiyor.

İmam Humeyni -ks- gönüllü mekanizmada toplumun zenginlerini servetlerini dengeli hale getirmek ve yoksulları gözetlemekle sınıflar arasındaki uçurumu doldurmaya çalışmaya davet ediyor. Kuşkusuz bu tür bir yaklaşım toplumun müreffeh kesiminin de yararına olur, zira yoksulların öfkelerinin isyana dönüşmesini engeller.

 

İmam Humeyni -ks- bu konuda şöyle diyor: artık bir kesimin yukarıda oturup her şeyi kendileri için istemeleri, bir kesimde varoşlarda yaşamaları asla kabul edilemez bir manadır. Bunun ne İslamî mantığı vardır, ne de insaflıdır. Sizin göreviniz bu farklılıkları ortadan kaldırmak için bir çare düşünmektir. Yani bunu dengelemelisiniz. İslam bunu istemektedir.

İmam Humeyni -ks- ayrıca toplumda servetin hükümet tarafından dağıtılmasını da gönüllü dağıtmayı tamamlayan bir hareket olduğunu belirterek şöyle diyor: biz fazla malı olanlardan hesap sorar ve mallarının hesabı ile ilgileniriz. İslamî hükümet adil bir nizamdır.

 

İmam Humeyni’nin -ks- iktisadi adalete bakışı İran İslam Cumhuriyeti nizamının yasalarına en iyi şekilde yansımıştır.  İran anayasasının çeşitli ilkelerinde hukukun en belirgin ilkesi olarak İran İslam Cumhuriyeti nizamının kurucusunun iktisadi adaletle ilgili düşünceleri gözetilmiştir.

İran anayasasının önsözünde açıkça İslamî hükümetin temel görevi olarak insani yaratıcılıkların ortaya çıkması ve sonuçta eşit imkanların ve iş alanları ve istihdamın tüm vatandaşlar için temin edilmesi ve tekamül yönünde tüm zaruri ihtiyaçların karşılanmasına işaret edilmiş ve İran İslam Cumhuriyeti nizamının iktisadi hedefi olarak  toplumda eşitlik ve adaletin inşa edilmesine vurgu yapılmıştır. Anayasanın üçüncü maddesinde ise refah oluşturmak ve yoksulluğu gidermek ve mahrum kesimlerin beslenme, konut, iş, sağlık, sigorta gibi ihtiyaçlarının karşılanması hükümeti görevi olarak belirlenmiştir.

 

İran İslam Cumhuriyeti anayasası vatandaşların zaruri ihtiyaçlarının karşılanmasından başka iktisadi adaletin sağlanması için bazı konuları yasaklamış ve haksız yere servet elde edilmesini engellemek istemiştir. Başkalarına yönelik iş sömürüsünün yasaklanması, başkalarına zarar verilmesinin yasaklanması, tekelciliğin yasaklanması, ihtikar, riba, batıl ve haram ticaret, tüketim, yatırım, üretim, dağıtım, hizmet gibi tüm iktisadi alanlarda israfın yasaklanması, servetin belli bir grubun elinde toplanması, hükümetin mutlak işveren olmasının yasaklanması, insanların zorla çalıştırılmasının yasaklanması, iş seçme hakkından mahrum bırakılmasının yasaklanması, İran anayasasında iktisadi adaletin sağlanması için yasaklanan bazı konulardır.

 

İran anayasasının 29. Maddesinde ise sosyal sigorta, emeklilik, işsizlik sigortası, yaşlılık, çalışma gücünü kaybetmek, yetim kalmak, yolda kalmak, hadise durumları, sağlık hizmetlerine yönelik ihtiyaçlar, kamu hakları olarak telakki edilmiş ve hükümet bu hizmetleri kamu gelirlerinden  yararlanarak sunmakla yükümlü hale getirilmiş ve tüm vatandaşların bu haklardan yararlanmalarına vurgu yapılmıştır.

 

İran anayasası İmam Humeyni’nin -ks- düşüncelerini ülkenin iktisadi sektörlerine uygulamak için kamu ve özel sektörlerin yanında, kooperatif sektörünü de ön plana çıkarmış ve hükümeti bu sektörü takviye ederek adalettalep politikaları hayata geçirmekle yükümlü hale getirmiştir.

 

İran anayasasının 44. Maddesi özel sektörü kooperatif sektörün faaliyetlerini tamamlayan sektör olarak telakki ediyor ve özel sektörün çabalarını diğer iki sektörün çerçevesinde tanıyor.  Dolaysıyla İran ekonomisinin esas dayanağı kooperatif sektörüdür ki muhalapları da yeteri kadar sermayeleri bulunmayan ve özel sektör ile rekabet edemeyen  toplumun önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

Bu önemli konu iktisadi adaletin gerçekleşmesi ve servetin belli bir kesimin elinde birikmesinin engellenmesi ve adil bir yaşama kavuşması bakımından önemlidir, zira kooperatif sektörü özel sektörün  tekelciliğini önlediği gibi devletin de mutlak işveren olmasına mani olur.