Ortadoğu gelişmeleri
Bültenimizi geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan önemli gelişmelerin ana başlıkları ile açıyoruz.
Filistin’de katil rejim İsrail’in Gazze’ye saldırıları ve İslamî direnişin bu saldırılara kesin karşılığı,
Suud rejiminin Yemen’de işlediği cinayetlerini şiddetlendirmesi ,
Tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak’ta işlediği cinayetlerinin araştırılmasına resmen başlanması,
Geçen hafta Ortadoğu bölgesinde bazı önemli gelişmelerdi.
Geçen hafta Filistin İslamî direnişi siyonist rejim İsrail’in Gazze şeridine saldırılarına kesin bir şekilde karşılık verdi. Filistin İslamî direniş grupları korsan İsrail’in Gazze şeridine yönelik hava akınlarına füze yağmuru ile karşılık vererek, siyonist yerleşkeleri 200’den fazla füze ile vurdu.
Filistin İslam direniş hareketi Hamas ve Filistin İslamî Cihat hareketinin askeri kanadı Kudüs Tugayları birer bildiri yayımlayarak, siyonist rejim İsrail’in saldırılarına karşı Filistin milletinin savunma hakkına vurgu yaptı.
Hamas bildirisinde, düşmanla savaş meydanında dengeleri değiştirmek bu hareketin yükümlülüğü olduğunu ve verdikleri sözü yerine getirmekte olduklarını vurguladı.
Filistin gelişmeleri direniş eksenin yeni bir caydırıcılık aşamasına geçtiğini gösteriyor. Filistin’de dengelerde yaşanan bu değişiklik ise direniş ekseninin caydırıcılıkta daha atkili olduğunu ve bundan böyle siyonistlerin her türlü saldırısına misliyle karşılık verileceğini ortaya koyuyor. Buna göre Filistinli direniş grupları Gazze şeridinde ateşe ateşle karşılık verme dengesini kurarak siyonist rejim hedeflerini vuracağı anlaşılıyor. Nitekim direniş ekseninin ezici darbelerinden sonra siyonist rejim büyük acziyet içinde gerginliklerin giderilmesi ve ateşkes sağlanmasından söz etmeye başladı.
İslami Şura Meclisi Başkanı Özel Yardımcısı Hüseyin Emir Abdullahian ise konu ile ilgili yaptığı açıklamada, korsan rejim İsrail Gazze şeridine saldırılarını sürekli ateşkes talebi ile sürdüremeyeceğini bilmesi gerektiğini belirtti. Emir Abdullahian, siyonist rejim Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun taktiği sinsi “vur kaç” taktiği olduğunu, fakat Netanyahu her seferinde kaçmaya fırsat bulamayabileceğini de bilmesi gerektiğini kaydetti.
Bu arada korsan İsrail ordusunun eski üst düzey komutanlarından Tsvika Vugel de bu rejimin Filistin İslamî direniş hareketi Hamas’a karşı teslim olduğunu itiraf etti.
Son haftalarda Gazze şeridinde yaşanan olaylar zinciri de başlı başına Filistin’de siyonist rejimle Filistinli direniş grupları arasında askeri sahada dengelerin büyük değişime uğradığını ve artık siyonistler bir askeri tecavüzü başlattıkları halde onu sonlandıran taraf olamayacaklarını gösteriyor. Zira Filistinli direniş grupları bundan böyle her türlü tecavüz durumunda bu tecavüzün sonunu siyonist rejim değil de asıl onlar belirleyeceğini ispat etmiş bulunuyor. Bu şartlarda siyonistler Mısır’ın Gazze şeridinde Filistinli direniş grupları ile ateşkes planını gündeme getirerek ateşkes anlaşmasını direniş gruplarından önce imzalamak zorunda kaldı.
Şimdi Yemen’e geçiyor ve uluslararası camianın Suud rejimi ve başını çektiği ittifakın Yemen’de onlarca çocuğu katliam etmesinin şokunu yaşamasını gözden geçiriyoruz.
Yemen’de Suud rejimi ve başını çektiği askeri ittifakın Hudayda kentinde bir hastanenin çocukların bulunduğu bölümünü bombardıman ederek korkunç bir cinayete imza atmasından sonra geçen Perşembe günü de Saade eyaletinin Zahyan kentinde bir okulun öğrencilerini taşıyan otobüsü hedef alarak onlarca masum çocuğu katletmesi ve onlarca çocuğu yaralaması bir kez daha uluslararası camiayı şoka soktu.
Suud rejimi ve başını çektiği ittifakın Hudayda’da bir hastaneyi ve bir balık pazarını hedef alması sonucunda en az 60 sivil hayatını kaybetti.
UNICEF temsilcisi Merchell Rilanio twitter sayfasında düştüğü noktta, Saade eyaletinde katliama uğrayan öğrencilerin görüntüleri karşısında şoka uğradığını belirtti.
Amerikalı senatör Berney Sanders ise Suud savaş uçaklarının Yemenli çocukları taşıyan otobüse düzenlediği saldırıya gösterdiği tepkide, Donald Trump yönetimi Arabistan’a silah temin etmek ve başını çektiği ittifaka bağlı savaş uçaklarının yakıt ikmalini karşılamak ve istihbarat yardımlarında bulunmakla bu cinayetin doğrudan ortağı olduğunu belirtti.
Amerikalı barış aktivisiti Midia Benjamin de Batılı devletlerin Suud rejimine silah satması ve bunun yanında insan haklarını savundukları iddiasında bulunmalarını çelişkili bir durum niteleyerek, Donald Trump yönetiminin suskunluğu ve Suud rejimine milyarlarca dolar değerinde silah satması, bu rejimi insan hakları ihlali konusunda daha da küstahlaştırdığını belirtti.
Gerçekte Suud – ABD ittifakı Yemen’de askeri sahada uğradığı art arda hezimetleri örtbas etmek ve hezimetlerin intikamını almak için bu ülkenin masum sivil insanlarını hedef alıyor.
Bugün Suud rejimi ve başını çektiği ittifaka bağlı güçler Yemen’e dayattıkları savaşın kapsam alanını askeri güçler ve hatta sivillerle savaşma meydanlarından bu ülkenin okullarına kadar yaydıkları ve masum insanları ve çocukları katletmekte siyonist rejim İsrail’i bile solladıkları anlaşılıyor. Şimdi artık Suud hanedanı ve siyonizmin bir madalyonun iki yüzü olduğu konusunda biraz kuşku duyan seyrek sayıda çevrelerin bile artık bu konudan hiç bir kuşkuları olmadığını belirtiyor.
Aslında Suud rejiminin Yemen’de masum çocukları katliam etmeye yönelmesinin esas nedeni, bu rejimin son üç küsur yılda Yemen’e dayattığı savaşta ulaşmak istediği hiç bir hedefine ulaşmamış olmasıdır. Gerçekte Suud rejimi bu savaşı dayattığı günde savaşı en geç iki üç hafta içinde zaferle noktalayacağını zannediyordu, ancak şimdi bu savaşın üzerinden üç küsur yıl geçtiği bir sırada Yemen bataklığına saplanmış bulunuyor ve bu da Arabistan ve başını çektiği ittifaka en büyük darbe sayılıyor.
Bu arada Suud rejimi ve müttefiklerinin Yemen’in stratejik Hudayda limanını işgal etme planında da büyük hezimete uğradığını unutmamak gerekir. bundan başka son günlerde Arabistan ve BAE’nin Yemen’de El-Kaide terör örgütü ile işbirliği yapmak ve bu örgüte mali destek sağlamakla elde ettiği bazı kısıtlı düzeylerde zaferlerinin perde arkası bu şekilde ifşa edilmesi ve ayrıca Babul Mendeb boğazı da Arabistan gemileri için güvensiz hale gelmesi ve yine BAE’nin Ebu Dabi havaalanı da Yemen ordusunun menzili altına alınması gibi durumlar Suud rejimini Saade eyaletinde masum çocuklara karşı bu korkunç cinayeti işlemeye zorlayan bazı etkenlerdir.
Suud rejiminin Saade eyaletinde öğrenci otobüsüne saldırarak işlediği bu cinayet gerçekte bir nevi Yemen milletinden intikam almak sayılır, zira Yemen milleti ülkelerini yöneten Ensarullah hareketinin önderlik ettiği yönetime sürekli destek veriyor. Kuşkusuz Yemenli çocukların narin vücutlarının param parça olduğunu ve kanlar içinde yattıklarını yansıtan fece görüntüler uluslararası kamuoyunun Suud – BAE ittifakına yönelik daha fazla nefret duygusundan başka bir getirisi olamaz. Nitekim bu yüzden son iki yılda Arabistan ve BAE ittifakının adı çatışma bölgelerinde insan haklarını ihlal eden rejimlerin listesine yer alıyor.
Geçen hafta Irak’ta uluslararası bir araştırma ekibi, tekfirci IŞİD terör örgütünün bu ülkede işlediği cinayetleri ve suçları araştırmaya başladı.
El Kudüs El Arabi gazetesi internet sayfasında, BM özel danışmanı ve IŞİD’in Irak’ta işlediği cinayeti araştırmakla görevli araştırma grubunun Başkanı Kerim Esed Ahmet Han sekiz günlük görevine başladığını duyurdu. Konu ile ilgili bir açıklama yapan BM Irak temsilciliği Ahmet Han, BM güvenlik konseyinin 2017’de onayladığı 2379 sayılı kararnamesinde araştırma grubunun Başkanı olarak atandığını belirtti.
Bu arada tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak’ta işlediği cinayetleri ispat eden yedi bini aşkın belge ve kanıt toplandığı belirtiliyor. Gerçekte IŞİD terör örgütünün terörist mahiyeti şimdiye kadar bir çok belge ve kanıtla ispat edilen bir konudur, nitekim BM de şimdiye kadar bu örgütün hakkında dört kararname çıkardı ve hepsinde IŞİD’in icraatını terör eylemi ve cinayet niteledi. Bundan başka tekfirci IŞİD terör örgütünün cinayetleri uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğünde belirlenen suçlarla örtüşmektedir.
Uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğü soykırım, beşeriyete karşı suç, savaş suçu ve tecavüz suçu olmak üzere dört temel suçun üzerinde duruyor. Buna göre tekfirci IŞİD terör örgütünün işlediği suçların uluslararası insani hukuk ve uluslararası ceza hukuku çerçevesinde ele alınabilecek suçlar olduğu anlaşılıyor.
Tekfirci IŞİD terör örgütü 2014 yılından sonra Irak ve Suriye topraklarının önemli bir bölümünü işgal etmiş ve o tarihten sonra bu topraklar örgütün işgalinden kurtarılıncaya dek her biri uluslararası suç ve cinayet sayılan korkunç cinayetler işlemiştir.
Irak ve Suriye’de yaşanan bu cinayetlerin ardından şimdi dünya kamuoyu ve uluslararası ceza kanunu taraftarları bu suçlarla ilgilenen uluslararası ceza mahkemesinden bu suçlarla ilgilenmesini ve faillerini cezalandırmasını bekliyor.
Bu arada Irak ve Suriye devletleri uluslararası ceza mahkemesinin üyesi olmadığı fakat buna rağmen mahkemenin tüzüğünden hareketle tekfirci IŞİD terör örgütünün suçları ile ilgilenmesi mümkün olduğu belirtilmelidir.
Buna göre BM güvenlik konseyi IŞİD dosyasını mahkemenin savcısına sevkedebilirl veya Irak veya Suriye gibi ülkelerin mahkemesinin bu suçlarla ilgilenmeye yetkin olduğu kabul edilebilir. Bundan başka Irak ve Suriye uluslararası ceza mahkemesine üye olabilir veya Irak ve Suriye’de işlenen suçların mahkemeye üye olan ülkelerin vatandaşları tarafından işlendiğinden hareketle yargı süreci mahkemeye devredilebilir.