Aralık 08, 2018 12:58 Europe/Istanbul

FÂTIR suresinin 31 ila 35. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

FÂTIR suresinin 31 ve 32. Ayetleri:

 

وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ إِنَّ اللَّهَ بِعِبَادِهِ لَخَبِيرٌ بَصِيرٌ (35:31)

ثُمَّ أَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذِينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَا فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِهِ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِإِذْنِ اللَّهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبِيرُ (35:32)

 

 

Yani:

Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden öncekini (semavi kitapları) doğrulayıcı olarak gelen gerçektir. Allah, kullarının (her halinden) haberdardır, görendir.

 

Sonra Kitab'ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.

 

 

Geçen bölümde semavi kitabın tilaveti ve emirlerine uymaktan söz edildi. Bu ayetler ise şöyle buyurmakta: peygamberin kalbine Kur'an'ı Kerim olarak nazil olan kitap, hak sözdür, zira haktan yani yüce Allah’tan gelen vahiydi ve insanın aklı ve fıtratına da uygundur. Bu kitap ayrıca önceki peygamberlerin kitapları ile de uyumludur ve hem önceki ilahi peygamberleri ve hem kitaplarını doğrulamakta ve onlara iman etmeyi Allah tealaya iman etmenin bir parçası saymaktadır.

Ayetler şöyle devam etmekte: Allah’a ve peygamberine iman sayesinde başka insanların arasından seçilen tüm İslam ümmeti Kur'an'ı Kerim’in mirasçısıdır ve bu kitabı anlamak ve ona uymak ve yaygınlaştırmak için çaba harcamalıdır. Ama maalesef bu ümmetten bazıları kendilerine zulmederek Kur'an'ı Kerim yolundan ayrılmış, kimileri sadece izlemekle yetinmiş, kimileri ise bu kitaba amel etmek ve toplumda yaygınlaştırmak için öncü olmuştur.

İslamî rivayetlere göre İslam Peygamberi’nin –s– haklı halefleri olan ehli beyt –s– fertlerinin tümü öncü kesimdendir ve başka insanların imamı ve önderi sayılır.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Kur'an'ı Kerim’de batıl, boş laf ve hurafelere yer yoktur. tüm ayetler hak ve hakikate dayanır, bu yüzden her daim sabit ve geçerlidir.

2 – Semavi kitaplar ve ilahi peygamberler hepsi aynı yönde ve amaç doğrultusundadır ve bu yüzden birbirini doğrulamaktadır.

3 – Kur'an'ı Kerim’den ve maarifinden uzak durmak Allah’a ve peygamberine değil, kendine zulümdür.

4 – Kur'an'ı Kerim’in gerçek mirasçıları hayır amellerde birbirini sollayan insanlardır. Bir başka ifade ile Kur'an'ı Kerim’in mirasını elde etmenin şartı, iyi amel ve ihsandan başkalarını sollamaktır.

 

FÂTIR suresinin 33 ila 35. Ayetleri:

 

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ (35:33)

وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَ إِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌ (35:34)

الَّذِي أَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِهِ لَا يَمَسُّنَا فِيهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا فِيهَا لُغُوبٌ (35:35)

 

 

Yani:

(Onların mükâfatı), içine girecekleri Adn cennetleridir. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Orada giyecekleri elbiseleri de ipektir.

 

(Cennette şöyle) derler: Bizden tasayı gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok nimet verendir.

 

O (Rab) ki lütfuyla bizi asıl oturulacak yurda (cennete) yerleştirdi. Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de orada bize bir usanç gelecektir.

 

 

Önceki ayetlerde İslam ümmeti üçe ayrıldı: zalimler, izleyenler ve imamlar. Bu ayet ise ikinci ve üçüncü kesime mükafat vadediyor. Bu mükafat, kıyamet günü ilahi vadedilen cennete yerleşmekle gerçekleşir. Cennet sadece güzel ve hoş bir mekan değil, aynı zamanda güzel ve güzel giyinen insanlarla muaşeret edilen ve içinde insan her türlü gam ve kederden uzak durduğu mekandır. Doğal olarak böyle bir ortamda üzüntü ve depresyona yer yoktur ve hiç bir şey insani üzmez zahmete sürüklemez.

Dünyada iki şey insanı üzer veya depresyona sürükler. Bunlardan biri nimetlerin ve mutlulukların tekrarı ve diğeri ise bu nimetleri ve mutlulukları kaybetmektir. Ancak kıyamet gününde cennetteki nimetlerin çeşitli ve sayıları insanı üzmez ve kimse sahip olduğu nimetleri kaybetmekten korkmaz.

Cenneti bu özellikleri ve içindeki iyi insanlarla beraber görenler hak tealayı hamd etmeye başlar ve cenneti, yüce Allah’ın onlara inayet buyurduğu bir fazilet sayar, yoksa bu mükafat onların dünyevi kısıtlı amellerinin sırf mükafatı değildir. Zira Allah teala onların bazı hatalarını ve günahlarını bağışlayarak onlara bu cenneti bağışlamıştır ve eğer ilahi lütuf ve merhamet olmasaydı bu mekana kavuşmak da mümkün olmazdı.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Fani dünyada Allah’ın rızasını kazanmak için bazı dünyevi nimetlerden mahrum kalan insanlara yüce Allah onların geçici mahrumiyetini daimi mükafat ve mutlulukla telafi eder. Örneğin dünyada erkeklere altın ve ipek haram kılınırken tüm bunlar cennette onlara verilir.

2 – Cennette cismi huzur, ruhi huzurla beraberdir. Oysa dünyada bir çok güç ve servet sahibi insan cismi açıdan huzur içindeyken, ruhi açıdan huzursuzdur.

3 – Allah teala hatalara karşı bağışlayıcı ve iyiliklere mükafat verendir. Biz kullar da içimizde bu tür ilahi sıfatları güçlendirmeliyiz.

4 – Cennet halkı cenneti kendi amellerinin değil, ilahi fazl ve inayetin sonucu bilir, zira dünyevi kısıtlı amellerle uhrevi sayısız nimet arasında doğrudan hiç bir oran söz konusu değildir.