Aralık 08, 2018 13:04 Europe/Istanbul

FÂTIR suresinin 39 ila 41. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

FÂTIR suresinin 39. Ayeti:

 

هُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ فِي الْأَرْضِ فَمَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَلَا يَزِيدُ الْكَافِرِينَ كُفْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ إِلَّا مَقْتًا وَلَا يَزِيدُ الْكَافِرِينَ كُفْرُهُمْ إِلَّا خَسَارًا (35:39)

 

 

Yani:

Sizi yeryüzünde halifeler yapan O'dur. Onun için kim inkâr ederse, inkârı kendi zararınadır. Kâfirlerin küfrü, Rableri katında kendileri için ancak gazabı arttırır. Kâfirlerin küfrü, kendilerine ziyandan başka bir şey getirmez.

 

 

Bu ayet ilkin insanın yeryüzünde halifeliğine vurgu yapıyor. Müfessirler bu konuyu iki şekilde yorumluyor. Bunlardan biri, insanın yeryüzünde Allah’ın temsilcisi olması ve diğeri ise yeni kavimlerin eski kavimlerin yerine geçmesidir.

Her iki durumda ayet yüce Allah’ın insana yönelik lütfunu yansıtıyor, zira ona yerkürede var olan tüm doğal muhibetleri kullanma izni verir. Aklın hükmettiğine göre bu nimetlerin esas sahibini tanımak ve O’na şükretmek gerekir. Ama maalesef bir çok insan O’nu tanımaz ve nimetlerine nankörlük eder. Ancak bu nankörlüğün ve Allah’ı inkar etmenin zararı sonunda kafirlerin kendilerine geri döner, zira Allah teala kullarının şükretmesine ihtiyacı yoktur, nitekim kullarının varlığına bile ihtiyacı olmadığı kesindir. Allah teala insanlar yokken var olmuş ve şimdi de insanlar yok olunca Allah teala var olacaktır. O zaman insanların küfür veya iman etmesi alemleri yaratan Allah için ne bir faydası ne bir zararı vardır ve bu iki durumun zararı veya faydası yine insanlara aittir.

Doğal olarak bu dünya şükreden mümin insanlar ahiret aleminde de ilahi lütuf ve rahmetten yararlanır ve kafir olanlar çirkin amelleri ile ancak ilahi azap ve gazabı hakeder.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Nasıl ki bizler geçmiş kavimlerin yerine geçtiysek, bir gün biz gider ve yeni kavimler bizim yerimize geçer. O zaman sahip olduğumuz şeylerle böbürlenmemeli ve nankörlük etmemeliyiz.

2 – Küfürün tesirleri ve sonuçları sınırlı değildir ve gün geçtikçe artar.

3 – Küfür, bir çok günahın işlenmesine zemin oluşturur ve insanı helak eder.

 

FÂTIR suresinin 40. Ayeti:

 

قُلْ أَرَأَيْتُمْ شُرَكَاءَكُمُ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمَاوَاتِ أَمْ آَتَيْنَاهُمْ كِتَابًا فَهُمْ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْهُ بَلْ إِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا إِلَّا غُرُورًا (35:40)

 

 

Yani:

De ki: Allah'ı bırakıp da taptığınız, ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana! Onlar yerdeki hangi şeyi yarattılar! Yoksa onların göklerde mi bir ortaklıkları var! Yahut biz onlara, (bu hususta) bir kitap mı verdik de onlar, o kitaptaki bir delile dayanıyorlar? Hayır! O zalimler birbirlerine, aldatmadan başka bir şey vâdetmiyorlar.

 

 

Bu ayet bir kaç soruyu gündeme getirerek şirk meselesini sorguluyor ve İslam Peygamberi’inden –s– bu tür insanlardan şirklerine akli veya nakli delil getirmelerini istemelerini emrediyor. Acaba bu zümrenin Allah’a ortak koştuğu şeyler şimdiye adar yeryüzünde veya gökte bir şey yaratmış mıdır? O zaman onlar nasıl tüm alemleri yaratan Allah’a bu şeyleri ortak koşar? Acaba akli açıdan yaratma gücü olmayan bir şey tapılmayı hakeder mi?

Madem akli açıdan şirki ispat edecek hiç bir delil yoksa, acaba Allah teala peygamberlerine nazil ettiği semavi kitaplarda bu hayali mabutlara tapma izni veya emri vermiş midir?

Kuşkusuz bunun için hiç bir akli veya nakli delil yoktur ve ancak insanların yanlış ve sapkın düşünceleri ve hurafelere inanmaları onları bu şirk aletlerinden medet uymaya ve onlara tapmaya yöneltmiştir. Gerçekte bu muğlak ve yersiz istek ve arzular bu tür insanları kandırmış ve Allah’a doğru biçimde kulluk etme yolundan saptırmıştır.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Başkalarını İslam’a davet etmenin bir yolu, açık soruları gündeme getirerek onların vicdanını uyandırmaktır.

2 – Küfür ve şirkin hiç bir akli mantığı ve dayanağı yoktur ve sadece insanı aldatan yanlış düşüncelere dayanır.

3 – Küfür ve Şirk, insana ve insaniyete zulümdür ve sonucundan yine insanın kendisi etkilenir.

 

FÂTIR suresinin 41. Ayeti:

 

إِنَّ اللَّهَ يُمْسِكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ أَنْ تَزُولَا وَلَئِنْ زَالَتَا إِنْ أَمْسَكَهُمَا مِنْ أَحَدٍ مِنْ بَعْدِهِ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا (35:41)

 

 

 

Yani:

Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor. Andolsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa, kendisinden başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halîmdir, çok bağışlayıcıdır.

 

9s

Bir önce ayetler yerin, göklerin ve mahlukları yaratılışı ile ilgiliydi. Bu ayet ise yerin ve göklerin nizamı ile ilgili tedbirle ilgilidir ve bu da ancak Allah tealanın elindedir ve bu işte yüce Allah’ın hiç bir ortağı yoktur. ancak müşrikler Allah’ı yaratan ve kendi putlarını alemi tedbir etmekte Allah’a ortak bildiklerinden bu ayet şöyle buyurmakta: Yaratılışta Allah’ın hiç bir ortağı olmadığı gibi varlık aleminin tedbirinde de hiç kimse O’nun ortağı değildir ve mevcut düzeni korumak ve bekası ancak yüce Allah’ın elindedir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

10s

1 – Göklerin ve yerin durumu ve yerin, güneşin ve yıldızların belli konumlarda ve yörüngelerde durmaları Allah’ın iradesiyle olur ve bu nizamı koruyan ancak O’dur.

2 – Varlık alemine hakim olan düzen, ilahi iradeye göre önceden belirlenen bir programa dayanır. Bu düzen tesadüfi değildir.

3 – Allah teala hem yaratan, hem tedbir edendir. Her şeyin yaratılması ve bekası O’nun elindedir ve O istemedikçe mahluklara zeval yoktur.

4 – Eğer yüce Allah’ın sabrı olmasaydı, varlık alemini zalimlerin ve suçluların başına yıkardı. Eğer yüce Allah zalimlere mühlet veriyorsa bu, aciz olduğundan değil, sabırlı olduğundandır.