Ocak 08, 2019 09:31 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni -ks- düşüncesinde siyasi adaletin yerine ele almak ve gözden geçirmek istiyoruz.

Geçen bölümde iktisadi adaletin İmam Humeyni’nin -ks- düşüncesinde yerini ele aldık ve şöyle dedik: İktisadi adalet esas itibarı ile üretim ve dağıtım olmak üzere iki adalete ayrılır. Üretim adaleti sermaye düzeninin ekonomiye bakış temeline dayanır ve tüm vatandaşların iktisadi alanda eşit fırsatlardan yararlanmaları anlamına gelir. Bu arada üçüncü bir görüş de vardır ki aslında ilk iki anlayışı birleştirerek bundan geniş kapsamlı adalet şeklinde söz eder. İmam Humeyni’nin -ks- iktisadi adalete bakışı ise üçüncü şekli yani geniş kapsamlı adalete dayalıdır.

Geçen bölümde ayrıca dedik ki İmam Humeyni -ks- düşüncesinde mahrumların ve mustazafların ihtiyaçları ile ilgilenmek sosyal adaletin gereğidir ve bu yüzden İran İslam Cumhuriyeti anayasasında İmam Humeyni’nin -ks- görüşlerinden hareketle eşitli ve adaletin sağlanması İslamî nizamın temel hedeflerinden biri olarak belirlenmiştir.

Öte yandan siyasi adaletin önemi yüzünden bugün İmam Humeyni -ks- mektebinde sosyal adaletin bir başka boyutu olan siyasi adaletin yerini ve İran İslam Cumhuriyeti anayasasına nasıl yansıdığını gözden geçirmek istiyoruz.

Siyasi adaletten maksat, iktidar ve siyaset ve halkın katılımı ile ilgili olan adaletin boyutudur ve bu tür konuların halkın kaderinde önemi yüzünden siyasi adaletin sosyal adaletin diğer boyutlarının gerçekleşmesinde önemli ve belirleyici rol ifa ettiği söylenebilir.

Aslında tüm vatandaşların katılım imkanına kavuşması, tüm vatandaşların haklarına saygı gösterilmesi, hiç bir vatandaş din, ırk, dil, mezhep, etnik özelliği gibi siyasi katılım hakkından mahrum kalmaması, topluma hakim olan elit kesimin tüm vatandaşlara eşit haklar temin ederek onlara medeni veya siyasi teşekküllerin çerçevesinde yasalara uygun faaliyet yürütmesi, tüm vatandaşların yasaların karşısında eşit olması, siyasi adaletin en önemli mısdaklarıdır.

İmam Humeyni’nin -ks- siyasi adalete yönelik eğilim üç önemli ve temel konuya dayalıdır. İlkin tüm vatandaşların siyasi katılım hakkının tanınması, ikincisi, yöneticilerin icraatının gözetilmesinin tanınması, üçüncüsü de siyasi, medeni ve sınıfların grupların siyasi parti kurma ve itiraz etmek üzere eylem yapma hakkının tanınmasıdır.

İmam Humeyni’nin -ks- siyasi görüşünün temel ekseni velayeti fakih tezi ekseninde İslamî hükümetin kurulmasıdır.  İmam Humeyni -ks- gerekli tüm şartlara sahip olan fakihin toplumun tüm boyutlarına yönelik siyasi velayeti ilahi istek ve iradeye dayalı olduğunu, fakat toplumun çoğunluğu tarafından da kabul görmeden somut olarak gerçekleştirilemeyeceğini belirtiyor.

İmam Humeyni -ks- saltanat düzeninde hükümdarın seçilme yöntemi, yani veraset yolundan seçimini toplumda istibdada yol açan bir mekanizma olduğunu belirtiyor ve tüm vatandaşların hükümdarı belirlemekte adaletli ve eşit bir şekilde rol ifa etmesi gerektiğini ve bu yüzden halkın ülkenin tüm meselelerinde gerçek katılım zemininin oluşturulmasını İslam inkılabının en önemli hedeflerinden biri olduğunu vurguluyor.

Buna göre İran İslam İnkılabının fikri ve ideolojik çerçevelerinde tüm vatandaşların adil ve eşit düzeyde katılımı, siyasi adaletin en somut mısdaklarından biri olarak tanımlanıyor.

İran İslam Cumhuriyeti anayasasının 3. maddesinin 8. bendinde de açıkça hükümetin görevlerinden biri halk kitlelerinin kendi siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel kaderini belirlemek üzere gerekli tüm imkanları seferber etme şeklinde ifade ediliyor.

İmam Humeyni -ks- düşüncesinde siyasi adaletin önemli boyutlarından biri dini azınlıkların siyasi haklarından yararlanmalarıdır. Bu konunun önemi, İmam Humeyni -ks- dini bir lider olarak İslam dinine dayalı bir hükümet kurduğunu ve hükümetin dini mahiyeti itibarı ile başka dinlerin mensuplarına ötekileştirme yaklaşımının oluşması için zeminin uygun olduğunu düşündüğümüzde daha iyi anlaşılır. Ancak buna karşın İmam Humeyni’nin -ks- siyasi düşüncesinde İslamî hükümette diğer dinlerin mensupları da diğer vatandaşlar gibi tüm haklara sahiptir.

İmam Humeyni -ks- İran İslam Cumhuriyeti nizamı halkçı bir nizam olduğunu ve dini azınlıkların da diğer vatandaşlar gibi ülkenin tüm işlerine katılmak için tam özgür olduklarını açıkça beyan ediyor.

İmam Humeyni -ks- İslamî hükümetin temel görevlerinden biri de dini azınlıkların haklarını ve güvenliklerini savunmak ve temin etmekten ibaret olduğunu belirterek tüm azınlıklara İslami nizamda özgür olduklarını ve toplumda huzur içinde yaşayabileceklerini vurguluyor.

Bu bakış açısına göre İran İslam Cumhuriyeti anayasasında açıkça dini azınlıkların sosyal ve siyasi hakları savunuluyor ve onların sosyal ve siyasi hayatında sosyal adalet gözetiliyor. Hatta bundan daha da ötesi bazı durumlarda azınlıkların lehine bir takım ayrımcılıkların yapıldığı ve böylece Müslüman çoğunluğun hakimiyeti onların haklarını çiğnememesine özel özen gösterilmiştir. Örneğin İran İslam Cumhuriyeti anayasının 64. Maddesinde İslami Şura Meclisi için milletvekili seçim mekanizması beyan edilirken, dini azınlıklara özel haklar gözetilmiş ve böylece hepsinin mecliste bağımsız milletvekilleri bulundurmalarına imkan tanınmıştır.

İran İslam Cumhuriyeti anayasasının 64. Maddesine göre zerdüştiler ve yahudiler birer milletvekili, asuriler ve keldaniler birlikte bir milletvekili, kuzeydeki ve güneydeki ermeniler de birer milletvekili bulunduruyor. Bu milletvekillerini söz konusu azınlıklar kendi aralarında ve kendi oyları ile seçiyor. Seçilen milletvekilleri ise bağlı bulundukları dini azınlığı mecliste temsil ediyor. Kuşkusuz nüfusunun %95’inden fazlasını Müslümanların oluşturduğu bir toplumda dini azınlıkların 5 milletvekili bulundurmaları siyasi adaletin en somut mısdaklarından biridir ve bu da ancak İran İslam Cumhuriyeti nizamının dini azınlıklara karşı olumlu ayrımcılık yapması ile mümkün olmuştur.

İmam Humeyni -ks- düşüncesinde siyasi adaletin bir başka mısdakı vatandaşların toplumun yöneticilerinin icraatını gözetleme ve onları emri maruf ve nehyi münker ilkesi çerçevesinde eleştirme hakkıdır.

İmam Humeyni -ks- görüşüne göre tüm vatandaşlar sadece yetkilileri gözetleme hakkına sahip değil, bu iş onların görevi de sayılır ve bu gözetlemenin kapsamı hatta ülkenin birinci şahısı olan veliyi fakihi bile müstesna saymıyor. Bu nizamda herkes yasalara karşı eşittir ve hiç kimse siyasi ve yasal konumundan yasalardan kaçmak için faydalanamaz.

İmam Humeyni -ks- bir çok kez konuşmalarında İslamî nizamda tüm yetkililerin icraatları hakkında sorumlu olduklarını ve vatandaşlar da tüm yetkililerin ve hatta veliyi fakihin işlerini gözetlediklerini ve herhangi bir yetkili hata yaptığında halkın itiraz ve ikazda bulunma hakkına sahip olduğunu belirtmiştir.

İmam Humeyni -ks- Müslümanların hükümdarını eleştirme konusunda millet fertlerinden herkes doğrudan ve başkalarının önünde Müslümanların hükümdarını sorgulayabileceğini ve eleştirebileceğini ve o da ikna edici bir cevap vermesi gerektiğini, aksi takdirde ve İslamî görevinin tersine davrandığı durumunda görevinden alınması gerektiğini vurguluyor.

Siyasi parti ve sosyal ve medeni teşekkülleri kurma hakkı ve itiraz amaçlı eylem yapma hakkı da tüm vatandaşlara tanınan ve siyasi adaletin mısdakı olan bir başka haktır.

İmam Humeyni -ks- siyasi parti ve medeni teşekkülerin şekillenmesinde önemli kriterin milli maslahatın gözetilmesinden ibaret olduğunu belirterek şöyle diyor: her türlü parti ve teşekkül halkın maslahatını tehlikeye atmadığı takdirde serbesttir ve İslam dini tüm sınırlarını belirlemiştir.

İmam Humeyni -ks- siyasi parti ve teşekküllerin şekillenmesinde her türlü ideolojik ve siyasi saflaşmaları benimsemeksizin bu tür yapılanmaların barışçıl olmaları ve her türlü şiddetten ve silahlı eylemden uzak durmaları ve ecnebilere bağımlı olmamaları ve milli vahdet ve birlikteliği zayıflatmamaları gerektiğini belirtiyor. Bu tutum İran İslam Cumhuriyeti anayasasının 26 ve 27. Maddelerine yansımıştır.

İran İslam Cumhuriyeti anayasının 26. Maddesi şöyle diyor: siyasi ve sınıfsal parti, cemiyet ve dernek ve İslamî dernekler veya tanınan dini azınlıkların dernekleri İran İslam Cumhuriyeti’nin esasını, İslamî ilkeleri, milli vahdeti, özgürlükleri ve istiklali ihlal etmemek kaydıyla serbesttir. Hiç kimse bu teşekküllere katılmaktan men edilemez veya birine katılmaya zorlanamaz.

Anayasanın 27. Maddesinde de yürüyüşleri ve protesto eylemlerinin silah taşımamak ve İslam ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla serbest olduğu belirtiliyor.

İmam Humeyni’nin -ks- siyasi adaletle ilgili fikri çerçevesi ve İran İslam Cumhuriyeti anayasasının çeşitli maddelerine yansıması sayesinde bugün İslamî İran’da vatandaşlar hem seçiliyor hem seçebiliyor ve böylece ülkenin yönetiminde aktif rol ifa ediyor, ayrıca vatandaşlar yetkililerin icraatını gözetliyor. Bundan başka basın medya, medeni ve yasal kurumlar da halkın gözü kulağı olarak yetkililerin uygulamalarını gözetleyerek onların yanlışlarını eleştiriyor.

İran’da bugün bir çok siyasi parti ve medeni teşekkül özgürce faaliyet yürütüyor ve halkın taleplerini yetkililere iletiyor. Özetle İran İslam Cumhuriyeti nizamı son kırk yılda bu yolda ve toplumda siyasi adaleti sağlamak için büyük emek vermiştir, gerçi ideal konuma kadar daha uzun bir yol katedilmesi gerektiği anlaşılıyor.