Ocak 08, 2019 09:34 Europe/Istanbul

Hatırlanacağı üzere geçen bölümlerde İmam Humeyni -ks- düşüncesinde adalet kavramından söz ettik ve adaletin, İran İslam İnkılabı önderinin düşüncelerinin temel eksenlerinden biri olduğunu anlattık.

Geçen bölümlerde ayrıca İmam Humeyni -ks- adaletin tüm hukuki, iktisadi, sosyal ve iktisadi boyutlarını gözetlediğini ve İslam inkılabı ve İran’da İslam Cumhuriyeti nizamının kuruluş amaçlarından biri toplumda adaleti çok yönlü bir şekilde gerçekleştirmek olduğunu beyan ettiğini anlattık.

Bilindiği üzere toplumda adaletin gerçekleşmesinin önemli boyutlarından biri adaletin hukuki ve yargı boyutudur. Toplumda adaleti çok yönlü inşa etmek için hükümetin en temel görevlerinden biri, bunun için gerekli olan adalete dayalı yasaları çıkarmak ve insanların arasındaki anlaşmazlıkları çözmek ve vatandaşlık haklarını temin etmek için gerekli yürütme ve hukuki mekanizmaları öngörmektir.

Buna göre bugünkü sohbetimizi İmam Humeyni -ks- düşüncesinde yargının yerine ayırdık, zira toplumda adaletin hukuki ve yargı boyutunu hayata geçirecek en temel kurum, yargı kurumudur.

İmam Humeyni’nin -ks- yargı ve yargı kurumu hakkındaki görüşleri Tahrirul Vesile adlı kitapta yer almıştır. İmam Humeyni -ks- bu kitapta bir bölümü İslam dininde yargı meselesine ayırmış ve bu bölümde İslam dininde yargı konusunda görüşlerini beyan etmiştir.

Ancak İmam Humeyni’nin yargı ile ilgili görüşlerini beyan etmek için sırf bu kitapla yetinmek hiç kuşkusuz yetersiz olur. Zira İmam Humeyni -ks- uzun yıllar bir fakih ve taklit mercii olarak görev yapmaktan başka yaklaşık on yıl boyunca İslamî hükümetin önderi ve kendi fıkhi görüşlerini uygulayan bir yönetici olarak görev yaptı ve bu süre içerisinde yargı meselelerinin çeşitli boyutlarını doğrudan veya dolaylı bir şekilde yönetti.

İmam Humeyni -ks- bu yıllarda karşılaştığı bir çok yeni durum ve yeni konuların hakkında yeni içtihatlarda bulundu, yeni fetvalar verdi ve böylece zamanın şartlarına göre karşılaşılan meselelere çözüm üretti. Bu yüzden İmam Humeyni’nin -ks- yargı alanı ile ilgili görüşlerini ele alırken İmam’ın teorik ve fıkhi görüşlerinin yanında pratik siyeri ve yönetim yıllarının deneyimlerini de göz önünde bulundurmak gerekir. aslında İmam Humeyni’nin -ks- pratik deneyimlerini bir nevi fıkhi görüşleri ve fetvalarının sınanması olarak da telakki etmek mümkün. Bu deneyimler şia mezhebinin içtihat eğilimini eleştirmekle beraber imamın görüşlerini daha iyi anlamaya da zemin hazırlamıştır.

İmam Humeyni’nin -ks- yargı ve yargı kurumu hakkındaki düşüncesinin odağında adalet kavramı vardır ki bunun kökleri de imamın dini bakışına uzanır. İmam Humeyni -ks- İslamî hükümette yargıya adalet penceresinden bakarak aslında bir kaç temel ilkeyi gözetliyor. İlkin yargı makamı, şer’i bir makam ve tüm şartlara sahip olan fakihin çeşitli şanlarından biri sayılır. İmam Humeyni -ks- fetva ve velayet meselelerinin yanında yargıyı da İslamî hükümetin temel erkanlarından biri sayıyor.

İmam Humeyni’nin -ks- yargı konusunda gözetlediği ikinci mesele, İmam Humeyni -ks- açısından yargı yöntemi içinde ilahi ahkam sosyal alanda uygulanabilecek şekilde olmalı ve şer’i hükümler hükümet tarafından halkın yaşamında uygulanmalıdır.

Üçüncü ilke şu ki yargı sistemi imama göre halkın haklarını savunarak onlar için yargı güvenliğini ve adaleti temin etmelidir. Bu yaklaşımın kökleri İmam Humeyni’nin -ks- dini ve şii bakışına uzanır, zira İslam dininde ve İslam Peygamberi’nin -s- ve masum imamların -s- sünneti ve siyerinde yargı ve yargı kurumunun sanığın haklarına saygıdan yargılama şartlarına kadar diğer bir çok konuya karşı büyük hassasiyet sergilenmiştir.

İmam Humeyni -ks- İslam dininde ve İslamî hükümette yargı meselesi çok önemli bir mesele olduğunu ve İran İslam Cumhuriyeti nizamının geleceği ülkede yargının selameti veya doğrudan sapmasına bağlı olduğunu belirtiyor. İmam Humeyni -ks- bu konuda şöyle diyor: yargı meselesi çok önemli bir meseledir. İnsan yargıda halkın canı, halkın malı ve halkın namusu söz konusu olduğunu bilmelidir. Tüm bunlar yargı erkinin kontrolü ve hakimiyeti altındadır ve eğer yargıç maazallah layık biri olmazsa, doğru olmazsa ve yetkisini yanlış amaçlar için kullanırsa ne olacağı belli olmaz. İslam dini yargıya verdiği önemi başka az konuya vermiştir. Bugün adliye, inkılap mahkemeleri, İslam Cumhuriyeti nizamı ve İslam’ın onurunu ve haysiyetini korumaktadır ve yargıda sapma halkın bu kuruma ve ulemaya olan güvenini sarsar.

İmam Humeyni -ks- bu konunun öneminin bilincinde hareket ederek anayasanın onaylanması ve devletin temel erkanları kurulmasından hemen sonra ilk iş olarak yargı yetkililerini atadı ve çeşitli konuşmalarında yargı ve yargıcın şanı ve önemini beyan ederek yargının çeşitli boyutlarını anlattı ve buna göre de ilgili yetkililere gerekli ikazlarda bulundu.

İmam Humeyni’ye -ks- göre Müslümanların arasında yargıda bulunmak ve karar vermek, yüce Allah tarafından İslam Peygamberi’ne -s- verilen ve o hazret tarafından da masum imamlara ve son imamın gaybeti sırasında da tüm şartlara sahip olan adil fakih ve müçtehitlere verilen ağır mevkilerden biridir. Dolaysıyla yargıda bulunma görevi ancak adil ve tüm gerekli şartlara sahip olan fakihin işidir ve kim ondan başka bu fiili yaparsa, haram fiili işlemiş olur.

İmam Humeyni -ks- ayrıca yargıda bulunmak için Seyyid Cevad Ameli, Kaşiful Gata ve Seyyid Ali Tebatebai gibi fakihler gibi ve Şeyh Ensari gibi fakihlerden farklı olarak yargıcın erkek olma şartını savunan fakihlerden biridir. İmam Humeyni -ks- İslamî ilkelere göre adalete uymayı, İslamî nizamda doğru yargıda bulunmanın şartı olarak biliyor ve şöyle diyor: eğer mahkemelerimiz İslam ilkelerine ve adalete aykırı davranırsa  inancımız zedelenir.

İmam Humeyni -ks- büyük bir hassasiyetle İslamî yargının adabını beyan etmiş ve sürekli de yargıçları bu adaba uymaya tavsiye etmiştir.

İmam Humeyni -ks- İslamî yargıcın görevlerini beyan ederken, adil ve tarafsız yargıyı savunduğunu açıkça ortaya koyun ilginç noktalara temas etmiştir. Yargıcın dava taraflarına eşit oranda bakması, bağımsız hareket etmesi, tarafların makam ve mevkilerini gözetlememesi, sanığı saygısızlık edilmesine müsaade etmemesi, insanların özel yaşamına girilmesine müsaade etmemesi, İmam Humeyni’nin -ks- yargıçlara yaptığı bazı tavsiyelerdir.

İmam Humeyni -ks- açısından yargı konusunda en önemli ilkelerden biri, kanunlara karşı eşitliktir. Kanunlara karşı eşitlik dünyada tüm hükümet nizamlarında adaletin gerçekleşmesinde önemli ve temel ilkelerden biridir ve İmam Humeyni -ks- tarafından da vurgulanmıştır.

Hukuki açıdan eşitliğin iki anlamı vardır. Bunlardan biri, insanların her türlü ırk, dil, mezhep, din, inanç, siyaset ve cinsiyet gibi etkenlerden bağımsız olarak eşit olduklarıdır, zira tüm insanlar insani keramet ve haysiyete sahiptir ve görece özellikleri hiç bir imtiyaz ve üstünlük kriteri sayılmayan hak ve sorumlulukları vardır.

Eşitliğin ikinci anlamı ise kanunlara karşı eşit olmaktır ki buna göre tüm insanlar ve vatandaşlar yasaların desteğinden yararlanır ve kanunlar hiç bir şekilde kimseye karşı ayrım yapmaz. Kanunların karşısında eşitlik, dünyada tüm hukuki düzenlerde adaletin temellerinden biridir ve bu ilkeye göre hükümet yetkilileri başına buyruk bir şekilde yasaları yok sayarak bazılarına özel imtiyazlar tanıyamaz. Kanunların karşısında eşitlik demek, kanunların tüm insanlara eşit davranması demektir.

İmam Humeyni -ks- kanunlara karşı eşitlik ilkesini benimseyerek istiklali de yargıcın ve yargı kurumunun önemli özelliklerinden biri olarak görüyor, zira imama göre yargı bağımsız olmadan toplumda adaleti gerçekleştirmek imkansızdır. İmam Humeyni -ks- bu konuda şöyle buyuruyor: mazlum insanların sığınağı olan yargı erki, bağımsız bir erktir ve hiç kimse bu kuruma müdahale etmeye hakkı yoktur.

İmam Humeyni -ks- yargı üzerine sürekli vurgu yapıyor ve özgürlüğünü ve bağımsızlığını koruyarak tüm insanlara eşit devranmasını ve hiç bir şey yargıcın kararlarını verirken adalet ilkesini etkilememesine dikkat çekiyordu. İmama göre yargıç İslam dininde bağımsızdır ve çok ağır yükümlülük altındadır. Yargıç tarafsız olması ve onun önünde Cumhurbaşkanı ve basit bir işçi bir olması gerekir.

İmam Humeyni -ks- din adamları iktidarda yer almaları yüzünden bu durumdan kişisel çıkarları doğrultusunda yararlanma ihtimalini önlemek için bu konuda bir istisna belirledi ve inkılap zafere kavuştuktan sonra din adamlarının suçları ile ilgilenecek özel mahkemelerin kurulması yönünde talimat verdi ve böylece bazı din adamlarının muhtemelen konumlarını kötüye kullanmalarını engellemek istedi. İmam Humeyni -ks- bu konuda şöyle buyurdu: gerçi İslam dininde suçluların cezalandırılmaları konusunda hiç bir kesimin farklılığı söz konusu değil ve herkes yasalara karşı eşittir ve buna göre din adamı kisvesine giren ve suç işleyenler de cezalandırılmalıdır.

İmam Humeyni’nin -ks- din adamlarına özel mahkemelerin kurulması yönündeki talimatı, İslam inkılabından önceki dönemde rejime bağlı olan kişilerin her türlü yargı ve hukuki dokunulmazlıktan yararlandıkları ve hiç bir merci cinayetlerini ve zulümlerini sorgulayamadıkları halde din adamlarının iktidarı kötüye kullanmalarını önlemek için verildi.