Ocak 08, 2019 09:47 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni’nin -ks- İran İslam Cumhuriyeti anayasasında yer alan yargıda adalet ve güvenlik bileşenlerinin yerini gözden geçirmek istiyoruz.

Geçen bölümlerden hatırlanacağı üzere, İmam Humeyni’nin -ks- düşüncesinde yargının konumunu ele aldık ve İmam’a göre İslamî kriterlere göre yargı adaleti ve güvenliğinin temin edilmesi yargı alanının en temel eksenlerinden biri olduğunu beyan ettik. Geçen bölümlerde ayrıca İmam Humeyni -ks- düşüncesinde kanunlara karşı eşitlik, vatandaşların ve hatta suçluların haklarına saygı gösterilmesi, insafsızca davranmak ve başkalarının haklarını çiğnemekten kaçınılması, insanların özel yaşam alanlarına saygı duyulması, mahkum haklarına uyulması ve gardiyanlardan yargının en üst düzey yetkililerine kadar tüm ilgili kesimlerin mahkumlara şayeste ve uygun biçimde davranmaları ve en son da yargıcın kararının gözden geçirilmesine imkan tanınması, imamın yargı adaleti ve güvenliği alanında gözetlediği en önemli eksenler olduğunu belirtti.

Şimdi geçen bölümde de belirtildiği üzere İslam inkılabının önderi İmam Humeyni’nin -ks- yargı adaleti ve güvenliği alanında kaygıları İran İslam Cumhuriyeti nizamında ne denli gözetildiğini ve açık olarak bu ilkelerin ve eksenlerin İran İslam Cumhuriyeti anayasasında ne gibi konumu bulunduğunu gözden geçirmek istiyoruz.

Geçen bölümde belirtildiği üzere, yargı adaleti, insanların haklarını aramaları ve mazlumların hakkını çiğneyenlerden hesap sorulması  için zemin hazırlamaktır. Bu konu, İran milletinin İslam inkılabı sırasında izlediği hedef ve şiarlardan biridir ve bir çok kez İmam Humeyni -ks- tarafından konuşmalarında ciddi bir şekilde vurgulanmıştır.

Buna göre İran İslam Cumhuriyeti anayasasında da bir bölüm yargı erkine tahsis edilmiş ve bu bölümde yer alan maddelerde yargı adaletinin nasıl gerçekleşmesi gerektiğinin çerçevesi açık ve net olarak belirtilmiştir.

Bundan başka, anayasanın bir başka bölümünde de İran milletinin hakları belirlenmiş ve başta yargı kurumu olmak üzere tüm devlet erkanlarının uymaları gereken çerçeve çizilmiştir. Tüm bu ilkeler bir araya gelerek vatandaşların yargı adaletini ve güvenliğini yargı kurumu ekseninde temin eden bir bildirge haline gelmiştir.

İran İslam Cumhuriyeti anayasası, İran İslam Cumhuriyeti yargı erkinin temelini İslamî adaletin gerçekleştirme şeklinde beyan etmiş ve üçüncü maddede İslam Cumhuriyeti nizamının temel görevlerinden biri yargı adaletini temin etme şeklinde ifade etmiştir. Yine İran İslam Cumhuriyeti anayasasına göre adalet İslamî nizamın temel direklerinden biridir ve yasama kurumu üyeleri yasalarında bu ilkeye uymak zorundadır.

İran İslam Cumhuriyeti anayasasında yargı adaleti ve güvenliğini temin etmenin esas sorumluluğu yargı erkine aittir. Anayasanın 156.maddesine göre, yargı erki bağımsız bir kurumdur ve halkın bireysel ve sosyal haklarını korur ve bu hedefe ulaşmak için zulme uğrayanların davaları ile ilgilenmek ve husumetleri gidermek ve gerekli kararları vermekle yükümlüdür.

İmam Humeyni’nin -ks- toplumda yargı adaletinin gerçekleşmesi için en önemli kaygılarından biri insanların yargı işleri ile ilgilenmek üzere salih ve şayeste insanların seçilmesiydi. İmam bir çok yerde ve özellikle vasiyetnamesinde İran İslam Cumhuriyeti nizamında yargı adaletinin gerçekleşmesini önemli bir konu niteleyerek şöyle buyurmuştur: yargı gibi halkın canı, malı ve namusu ile ilgilenen yargı en önemli konulardan biridir. Benim rehbere veya rehberlik şurasına vasiyetim şu ki yargının en yüksek makamını seçerken şer’i ve İslamî işlerden kanaat önderi, deneyimleri ve yükümlü insanları seçmeleridir.

Buna göre İran İslam Cumhuriyeti anayasasının 57. Maddesinde rehberin adil, yargı işlerini bilen tedbirli birini yargı Başkanı olarak seçmesine vurgu yapılıyor. Yine yargı adaletinin gerçekleşmesi için şayeste ve sorumlu yargıçların atanmasının zarureti yüzünden anayasanın 158. İlkesinde yargı erki başkanının bir görevi ülkenin yargı işleri ile ilgilenmek üzere şayeste ve adil yargıçları ataması şeklinde beyan ediliyor.

Hukuk biliminin filozofları halk kitleri için yargı güvenliğinin toplumun hiç bir ferdi ırk, cinsiyet, inanç veya benzeri durumlara dayanarak başkalarına dayatmacı bir şekilde davranamayacağı şekilde sağlanmasından yasama felsefesi şeklinde söz ediyor. bu konu İmam Humeyni’nin -ks- de üzerinde durduğu bir konu olmuştur ve bu yüzden İran İslam Cumhuriyeti anayasasında yargı güvenliği özetlemiş ve gerçekleşmesinden de yargı erki sorumlu tutulmuştur. Bir başka ifade ile yargı güvenliği vatandaşların haklarından biridir ve devlet bu hakkı güvence altına alması gerekir.

Buna göre İran İslam Cumhuriyeti anayasasında milletin hakları başlığı altında bir bölüm belirlenmiş ve tüm devlet kurumları ve yargı erki bu haklara uymak ve gözetlemekle yükümlü hale getirilmiştir.

Milletin hakları bölümünde İran milleti hangi etnik gruptan olursa olsun, eşit haklara sahip oldukları ve ırk, renk, dil ve benzeri özellikler imtiyaz ve üstünlük sebebi olmayacağı vurgulanmıştır. Bu bölümde ayrıca İran milleti ister kadın ister erkek, kanunların eşit koruması altında bulundukları belirtilmiştir. Anayasanın 22. maddesinde ayrıca kanunda belirtilen durumların dışında vatandaşların haysiyeti, mali, canı, hakları, konutu ve işi başkalarının el uzatmasına karşı koruma altında olduğu ifade edilmiştir.

Maalesef beşeriyet tarihinde bir çok durumda tüm ahlaki ve insani kriterlerin ve ilkeleri çiğnenerek masum insanların sorgulandığı ve işkence edildiği ve haklarında en zalimane hükümlerin verilerek uygulandığı örneklere rastlamaktayız. İran İslam Cumhuriyeti anayasası 23. maddesinde açıkça insanların inançlarının sorgulanması yasak ilan edilmiş ve hiç kimse sırf inancı yüzünden sorgulanamayacağı ve cezalandırılamayacağı vurgulanmıştır.

İnsanların aksi ispatlanmadığı müddetçe suçsuz oldukları beraat ilkesi, İran İslam Cumhuriyeti anayasasında üzerinde durulan ilkelerden biridir. Anayasanın 37. maddesinde şöyle deniliyor: Esas insanların beraatine yöneliktir ve hiç kimse salih mahkemelerde suçu ispatlanmadığı müddetçe suçlu ilan edilemez.

Bu ilkelere paralel olarak sanıklarda itiraf almak üzere işkencenin meşru sayılamayacağı ve yine sanık veya mahkum kişilerin hürmetinin korunma zarureti ilkeleri de vatandaşların yargı adaleti ve güvenliğinin gerçekleşmesinde anayasada üzerine vurgu yapılan ilkelerdir.

İran anayasasının 38. maddesinde insanlardan itiraf veya bilgi almak üzere her türlü işkence uygulamanın yasak olduğu ve hiç kimse itiraf etmeye, yemin etmeye veya şahitlik etmeye zorlanamayacağı ve bu şekilde alınan itiraf veya yemin veya şahadet değersiz ve geçersiz olduğu ve bu ilkeyi çiğneyen kim olursa olsun cezlandırılacağı vurgulanıyor. Yine anayasasının 39. maddesinde de kanunların hükmü gereği yakalanan, tutuklanan, hapse atılan veya sürgün edilen insanların hürmeti ve haysiyeti hiç bir şekilde kırılamayacağı ve bunu yapan kişi cezalandırılacağı belirtiliyor.

İran İslam Cumhuriyeti anayasasının diğer bazı maddelerinde de vatandaşlık hakları ve yargı adaleti ve güvenliğinin gerçekleşmesine vurgu yapılıyor. Örneğin anayasanın 32. maddesinde hiç kimse kanunlarda belirtilen biçimin dışında tutuklanamayacağı belirtiliyor. Yine bir başka maddede herhangi bir vatandaşın gözaltına alınması durumunda suçlama konusu kendisine yazılı olarak bildirilmesi ve dosyası en geç 24 saat içinde salih mahkemeye sevkedilmesi gerektiği ifade ediliyor.

İran anayasasının 35. maddesinde ise sanıkların avukat hakkına vuru yapılıyor ve tüm mahkemelerde dava tarafları kendileri için avukat tutma hakkı bulunduğu ve avukat tutmaya gücü yetmeyenlere avukat temin etme imkanı sunulması gerektiği vurgulanıyor.

Bundan başka ve vatandaşların haklarının çiğnenmesini önlemek amacıyla yargı kararı yetkisi sırf dosya ile ilgilenen salih mahkemeye veriliyor. Yine salih mahkemeye başvurmak ve hakkını aramak tüm vatandaşların hakkı olarak tanımlanıyor ve anayasanın 34. maddesinde hiç kimsenin bu haktan mahrum bırakılamayacağı belirtiliyor. İran İslam Cumhuriyeti anayasası yargı adaleti ve güvenliğinin gerçekleşmesi için suç ve cezanın yasal olduğu ilkesini tanıyor.

Tüm bu anlatılan ilkeler, İmam Humeyni’nin -ks- üzerinde durduğu önemli kaygılarından biri olan yargı adaleti ve güvenliği İran İslam Cumhuriyeti anayasasının bir çok maddesinde gözetildiğini gösteriyor.

Tüm bu ilkelerin yanında diğer bir çok durumda da bu kaygı gözetilmiştir, fakat programımızın süresinin kısıtlı olması yüzünden hepsine değinemiyoruz.

Örneğin anayasanın 15.maddesinde sanıkların aleni mahkemelerde yargılanmaları ve siyasi ve basın suçlarında jüri heyetinin bulunması gerektiğine vurgu yapılıyor.

Genel bir değerlendirmede, İran İslam Cumhuriyeti anayasası vatandaşların vatandaşlık haklarını güvence altına alan bir bildirge gibi olduğu ve yargı kurumu da yargı adaleti ve güvenliğinin gerçekleşmesinden sorumlu olduğu söylenebilir.