İmam Humeyni –ks– mektebinde - 9
Geçen bölümde İmam Humeyni -ks- görüşünde özgürlüğü ve bileşenlerini ve özgürlüğün sınırlarını ele aldık ve İran İslam İnkılabının büyük önderi açısından dini temellerden hareketle İslamî hükümette özgürlüğü tanımladık.
Geçen bölümde ayrıca özgürlükle ilgili şer’i ve ahlaki meseleleri ve yasal çerçevelerini ve fesattan arınmış olmasının zarureti ve İslamî nizama karşı komplo kurma noktasına kadar yayılmaması gerektiğini ve yine kamu mallarına ve maslahatına ve çıkarlarına zarar vermemesi gerektiğini beyan ettik.
Şimdi sohbetimizin devamında İmam Humeyni -ks- açısından siyasi ve sosyal özgürlüklerin bazı mısdaklarını ve boyutlarını gözden geçirmek istiyoruz. Buna göre sohbetimizde kadınların özgürlüğü, dini azınlıkları özgürlüğü ve yine üniversitelerde ve öğrenci teşekküllerinde ifade özgürlüğü üzerinde duracağız.
İmam Humeyni -ks- düşüncesinde siyasi ve sosyal özgürlüklerin önemli boyutlarından ve mısdaklarından biri üniversitelerde öğrencilerin faaliyetlerinde tanınan özgürlüktür. İslam inkılabından önce üniversite ortamların şah rejimi ile önemli itiraz ve mücadele merkezlerinden biri olarak en ağır güvenlik tedbirleri altında yönetiliyor ve muhalif öğrenciler Pehlevi rejiminin en sert ve en şiddetli tepkileri ile karşılaşıyordu. O yıllarda şah rejiminin politikalarına itiraz eden öğrenciler en ufak bahane ile eğitimine devam etmekten mahrum bırakılıyor ve hapse atılarak en ağır biçimde işkence ediliyordu. Gerçekte o yıllarda üniversitelere korku ve dehşet atmosferi hakimdi, öyle ki sınıflarda hocalar şahı veya rejimini en basit biçimde eleştirecek olursa, hemen yakalanıp hapse atılıyordu.
İmam Humeyni -ks- bu durumu eleştirerek üniversitelerin özgür olması ve hem öğrencilerin ve hem de hocaların hürmeti korunması ve üniversitelerin bağımsızlığına saygı duyulması gerektiğini savunuyordu. İmam Humeyni -ks- inkılaptan önceki yıllarda üniversitelerin durumu hakkında şöyle diyordu: Eğer üniversiteler doğru üniversiteler olsaydı, bir hak sözü dile getirmek isteyen gençlerimiz susturulmazdı, kız öğrenciler dövülüyordu, erkek öğrenciler dövülüyordu, hapse atılıyordu. Bir tek adamın hükmettiği bir üniversite, üniversite sayılamaz. Bilim ortamı hür olması gerekir.
Demokratik rejimlerin bir özelliği, dini ve etnik grupların özgür olması ve vatandaşlık haklarından yararlanmasıdır. İran İslam İnkılabı zafere yaklaştığı sıralarda İmam Humeyni’den -ks- bir çok kez sorulan sorulardan biri, İran İslam Cumhuriyeti nizamında dini azınlıkların durumunun ne olacağı yönündeydi. Bu konunun hassasiyetinin sebebi, yabancı gözlemcilere ve uzmanlara göre inkılabın dini mahiyeti ve şia bir alim tarafından yönetiliyor olmasıydı. Gerçi İran’da din adamları toplum ve devlet üzerinde her zaman güçlü nüfuzu olmuştu, fakat İran’ın siyasi tarihinde ilk kez İslam inkılabının zaferi ile birlikte din adamları siyasi iktidarın başına geçiyordu.
Bu yüzden ve İslam inkılabının ideolojik mahiyeti ve İslam dinini ve şia mezhebini alternatif nizamın ideolojik ve siyasi çerçevesi olarak benimsemesi, uzmanların arasında İran’da din adamları iktidarın başına geçtiği takdirde dini azınlıkların hakları tehdit edileceği kaygısını oluşturmuştu. Ancak İmam Humeyni -ks- İslam cumhuriyetinde dini azınlıklara yer olup olmadığı sorusuna şöyle cevap veriyor: şah rejimi dini azınlıklara Müslümanlardan daha iyi davranmamıştır. Biz kesinlikle başkalarının inancına en çok saygıyı duyarız. Dikta rejimi devrilerek hür bir rejim kurulduktan sonra Müslüman çoğunluk ve dini azınlıkların yaşam koşulları çok iyi olacağı kesindir.
İmam Humeyni -ks- İslam Cumhuriyeti nizamında dini azınlıkların kendi farizelerini ve ibadetlerini yerine getirmekte ne kadar özgür olacakları yönünde kendisine soru yöneltenlere verdiği cevapta açıkça dini azınlıkların bu tür konularda yeterli hakka sahip olacaklarını, İslamî hükümet de onların bu haklarını tam olarak savunmayı bir görev bileceğini belirterek şöyle diyordu: tüm dini azınlıklar İslamî hükümette dini farizelerini özgürce yerine getirebilir ve İslami hükümette onların bu haklarını en iyi biçimde korumakla yükümlüdür.
Siyonizm ideolojisini Yahudi inancından ayrı tutan İmam Humeyni -ks-, İranlı Yahudi vatandaşların da Müslümanların hakimiyeti altında mutlak huzur içinde yaşayacaklarını belirterek şöyle buyuruyor: İran’da yaşayan Yahudi vatandaşlara kimse tacizde bulunamaz. Onlar İslam ve Müslümanların koruması altındadır. İnşaallah adil bir devlet kurulduğunda, vatanı İran olan tüm Yahudilerden ülkelerine geri dönmeye davet edeceğiz ve İslamî devlet onlara karşı iyi davranacaktır.
Korsan rejim İsrail’in ve siyonistlerin durumu ile İranlı Yahudi vatandaşların durumu birbirinden farklı olduğunu belirten İmam Humeyni -ks- şöyle devam ediyor: İsrail ile her türlü ilişki kesilecektir, fakat Yahudi vatandaşlarımız İran’da kalmakta özgürdür ve şahın saltanat dönemine nazaran daha hür bir ortamda yaşayacakları kesindir, zira İslam dini tüm dinlere ve mezheplere saygı duyar.
İran’da azınlıkları özgürlüğünün bir başka boyutu, ehli sünnet müslümanlarla ilgilidir. İslam inkılabı şii ideolojisine dayandığından ve o yıllarda bazı ehli sünnet alimleri şialardan gayri müslim ve hatta kafir olarak söz ettiklerinden, İmam Humeyni’nin -ks- büyük bir şii alim ve ilkelerini şia mezhebinden alan İslam Cumhuriyeti nizamının başı olarak nasıl bir tutum sergileyeceği çok önemliydi. O günlerde iktidarın şia alimlerin eline geçtiğini düşünen bir çok dindar kesim şimdi onlar da bu fırsattan ehli sünnetle mücadele etmek ve şia mezhebini yaygınlaştırmak için yararlanmak gerektiğini düşünüyordu.
Ancak İmam Humeyni -ks- emsalsiz bir dirayet ve akılcılık örneği sergileyerek şia ve sünni Müslümanların din kardeşi olduğunu ve aralarındaki ihtilaflar İslam düşmanlarının husumetinin sonucu olduğunu belirterek şöyle dedi: biz ehli sünnet kardeşlerimizle kardeş olduğumuzu ilan ediyoruz. İslam düşmanları bizi din kardeşlerimizle ihtilaflara sürüklemek istiyor.
İmam Humeyni -ks- müslümanların vahdeti düşmanların komplolarını etkisiz hale getirecek etken olduğunu belirterek şii sünni vahdeti vacip olduğunu belirtti. İmam Humeyni -ks- şöyle devam etti: eğer Müslümanlar vahdet içinde olsaydı ecnebiler bize musallat olmazdı. Müslümanların arasındaki tefrika ilkin cahil insanlarca oluştu ve şimdi biz bu sorunu yaşıyoruz. Müslümanların tümü birlikte olmaları vaciptir.
Seçme özgürlüğü ve seçilme özgürlüğü, demokratik nizamların temel endekslerinden biridir. Bir çok Batılı düşünür seçim özürlüğünü demokrasinin kaderini onunla bağdaştıracak kadar önemsemiştir. Bir başka ifade ile bir nizamın demokratik olup olmadığını belirlemek için o nizamda seçimlerin özgür olup olmadığına bakmak gerekir. Bu kesime göre bir toplumda hakimiyette yer alan insanlar özgür ve insaflı bir seçimle işbaşına gelmişse, o toplum demokratik bir nizamla yönetiliyor demektir.
İmam Humeyni -ks- demokratik bir nizamda özgür seçimin öneminin bilincinden hareketle İslam inkılabının zaferinden hemen sonra şah rejiminin alternatifi olacak nizam için halkın oylarına başvurdu ve böylece İslam Cumhuriyeti nizamı İran milletinin %98 oy oranına dayanarak kuruldu.
İmam Humeyni -ks- halkın seçim hakkı konusunda çok hassastı, öyle ki Saddam rejiminin dayattığı sekiz yıllık savaş yıllarında ve İran kentleri Saddam rejiminin savaş uçaklarının bombardımanları altında bulunduğu günlerde bile seçimlerin askıya alınmasına müsaade etmedi.
İmam Humeyni -ks- İslam inkılabı zafere kavuşmadan yaklaşık bir ay önce yaptığı açıklamasında serbest seçimlerin yeni devletin en önemli görevi olduğunu belirterek şöyle buyurdu: biz gerekli ilk zamanda programımızı açıklayacağız, fakat yeni devletin en önemli görevi, bir an önce serbest seçimler için şartları hazırlamaktır.
İmam bir hafta sonra da şah rejimi devrildikten sonra işa başına gelecek kişilerin ilk görevi serbest seçim şartlarını hazırlamak olduğunu vurguladı.
Kadınlara siyasi özgürlük kazandırmak için gereken zemini hazırlamak ve kadınların gerçek vatandaşlık haklarından yararlanmalarını sağlamak, İmam Humeyni’nin -ks- düşüncelerinde özgürlükle ilgili bir başka boyutudur. İmam şah döneminde kadınlara reva görülen zulümlere işaretle İslam dininin kadınların toplumda ve siyaset meydanlarında konumunu geliştirmek istediğini vurguluyor ve bazı çevrelerin şii mezhebi kadınları siyasi ve sosyal inzivaya sürüklediği iddialarını reddederek şöyle diyordu: şia mezhebi kadınları sosyal yaşam alanından dışlamadığı gibi onları toplumda yüce insani konumlarına yerleştirir.
İmam Humeyni -ks- yeni İslamî hükümette kadınların ne gibi rol oynayacakları ile ilgili soruya da şöyle cevap veriyor: kadınlar tüm işlere katılım sağlamakta özgürdür. Bu özgürlük ise kelimenin gerçek anlamında özgürlüktür, yoksa şah rejiminin istediği şekilde özgürlük değildir.