İmam Humeyni –ks– mektebinde - 24
Bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni’nin -ks- İran İslam İnkılabından önceki yıllarda Filistin davasına bakışını gözden geçirmek istiyoruz.
Hatırlanacağı üzere geçen iki bölümde İmam Humeyni’nin -ks- dış politika alanında ilkelerini ele aldık ve istikbar karşıtlığı ve mazlum milletleri desteklemek imamın dış politika alanında görüşünün temel çerçevesi olduğunu beyan ettik. Yine dedik ki, İmam Humeyni -ks- başta Müslüman milletler olmak üzere mustazaf milletlere karşı zorbalık yapan küresel zorba güçlere karşı doğru mücadele yolunun İslam ülkeleri arasında güçlü vahdet kurulmasından ibaret olduğuna inanıyordu.
Öte yandan Filistin meselesi İslam dünyasının baş meselesi olduğundan ve özellikle Müslümanların arasında vahdet oluşturmakta eksen rol ifa ettiği için ve ayrıca istikbar karşıtlığı ve mazlum ve mustazaf milletleri desteklemenin en bariz mısdakı Filistin meselesi ve çakma rejim İsrail’in bu mazlum millete reva gördüğü zulüm olduğundan, bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni’nin -ks- bu konu hakkındaki görüşlerini gözden geçirmek istiyoruz.
Aslında İmam Humeyni’nin -ks- bir din alimi olarak Filistin milletine verdiği destek ve korsan İsrail rejimini sorgulaması ve yine bu rejimle sıkı ilişkileri bulunan despot şah rejimine karşı inkılap hareketini başlatması, yaşadığı çağın bir çok büyük uluslararası şahsiyet ve aydın insanların görüşü ile aynı yönde olduğu belirtilmelidir. Nitekim İmam Humeyni’nin -ks- mazlum Filistin milletini desteklemesi ve zalim bir rejim olarak çakma İsrail rejimi ile mücadeleye vurgu yapması ve bu cesur ve haktalep tutumu askeri, güvenlik ve iktisadi bakımından güçlü bir rejim olan siyonist rejime karşı sergilemesi dünyanın bir çok aydın ve özgürlükçü ve adalettalep insanlarından takdir toplamış bir tutumdur.
İmam Humeyni’nin -ks- Filistin meselesine yönelik görüşleri hakkında geniş kapsamlı bir algıya varabilmek için her şeyden önce çakma rejim İsrail’in kuruluş tarihini ve bunun doğal sonucu olarak mazlum Filistin milletinin mülteci durumuna düşmesini kısaca gözden geçirmek gerekir. Yine İmam Humeyni’nin -ks- Filistin meselesine yönelik tutumunun önemini daha iyi anlayabilmek için despot şah rejiminin İslam inkılabı zafere kavuşmadan önceki yıllarda başka korsan İsrail olmak üzere başka rejimlerle ilişkilerini gözden geçirmekte ve ayrıca sömürünün bir ürünü olan bu şom rejimin İslam dünyası kamuoyu başta olmak üzere uluslararası kamuoyu nezdinde nasıl algılandığını gözden geçirmekte fayda görüyoruz.
Bilindiği üzere küresel siyonizmin sinsi çabaları ve İngiltere devletinin geniş desteklerinin ardından sonunda BM genel kurulu 29 Kasım 1947 tarihinde BM’nin 11 üyesinden oluşan bir komisyonun hazırladığı ve içinde Filistin toprakları Arap ve Yahudi olmak üzere iki bölgeye bölündüğü bir kararname taslağını onayladı. Öte yandan uzun yıllar bu fırsatı kollayan siyonistler Arap dünyasının zafiyetinden yararlanarak beş ay sonra Filistin topraklarında İsrail adında bir devlet kurduklarını ilan ettiler. Bu arada Arapların Filistin topraklarında bir kanser tümörü sayılan Yahudi rejimin kuruluşunu önleme çabaları da sonuç vermedi.
Bu gelişmenin ardından BM üyeleri yavaş yavaş ve Amerika ve İngiltere’nin baskıları sonucunda siyonist rejimi tanımaya başladılar ve böylece bu rejim, çakma ve uydurma bir rejim olmasına rağmen BM üyesi oldu. 1949 yılında da İran’ın dönem saltanat rejimi 400 bin dolar rüşvet karşılığında İsrail’i De facto olarak tanıdı ve Beytulmukaddes kentinde konsolosluk açtı. Ancak şah rejiminin İsrail’i tanıması İran milleti ve özellikle milli ve dinî şahsiyetlerin sert tepkileri ile karşılaştı. Örneğin o günlerin İran’ın büyük siyasi ve dinî liderlerinden Ayetullah Kaşani şah rejiminin bu hareketine açıkça muhalefet ederek Müslümanların bu sömürü düzeninin ürününe karşı ayaklanmasını istedi.
Bir yıl sonra İran halkının İsrail’in şah rejimi tarafından De facto olarak tanınmasına yönelik itirazları doruk noktasına ulaştığı bir sırada halk tarafından seçilerek iktidarın başına geçen Dr. Musaddık yönetimi İsrail’i De facto olarak tanıma kararını geri aldı ve İsrail rejimi ile ilişkilerin kesildiği de bir bildiri yayımlanarak resmen ilan edildi.
İran yönetiminin İsrail rejimi ile ilişkilerini kesmesi İran ve İslam ülkelerinde halkın ve milli ve siyasi ve dinî şahsiyetlerin büyük takdirini toplarken, bu karar İngiltere ve Amerika devletlerini öfkelendirdi ve böylece Ağustos 1953’te bu ülkelerin İran’da yaptırdığı bir darbe ile Dr. Musaddık yönetimi devrildi.
Amerika ve İngiltere devletlerinin yaptırdığı ve pehlevi kralı Muhammed Rıza’yı yeniden iktidarın başına geçiren bu şom darbenin ardından İran’ın petrol sektörünün millileştirilmesi de başarısız oldu ve Dr. Musaddık’ın yasal yönetimi devrilerek ülkeye baskı ve diktatörlük hakim oldu. Darbe rejiminin ilk icraatından biri ise İsrail rejimi ile yeniden ilişki kurmaktır ki her geçen yıl daha da gelişti ve İslam inkılabı zafere kavuştuğu 1979 yılına kadar da tüm siyasi, iktisadi, askeri ve güvenlik alanlarında doruk noktasına ulaştı. Örneğin İran’da yapılan darbeden dört yıl sonra bölgenin ve dünyanın en korkunç casusluk örgütü olan Savak teşkilatı CIA ve Mossad’dan esinlenerek İran’da kuruldu ve şah rejimi boyunca muhaliflere karşı en korkunç cinayetleri işledi.
İran ve İsrail ilişkileri 1979 yılına kadar sürekli güçlendi ve özellikle İsrail İran’ın ekonomik ve petrol destekleri sayesinde Araplara karşı direnmeyi başardı ve sonuçta Filistin’de gaspçı ve işgalci tutumunu sürdürdü. Öte yandan İsrail’in de askeri ve güvenlik destekleri şah rejiminin bölgede mutlak güç olmasına katkı sağladı, öyle ki şah rejimi iç arenada tüm muhalif sesleri susturarak ülkeye baskı atmosferi hakim kıldı.
Ancak bu güçlü ilişki İran milletinin yanı sıra bölgenin Müslüman milletlerini de derinden öfkelendirdi. Dünya kamuoyu da bu şom ilişkiye karşı çok menfi bir bakışla yaklaştı. Bu şartlarda İmam Humeyni -ks- cesur bir duruşla ve despot şah rejiminin içi boş ihtişamından ve güçlü hamilerinin gücünden korkmaksızın İsrail ile mücadele bayrağını omuzlandı ve mazlum Filistin milletine destek verdiğini ilan ederek Filistin milletinin ülküsünü savundu. İmamın bu hareketi İran milleti ve yine devletleri İsrail rejimine karşı hezimete uğrayan ülkelerin Müslüman milletleri arasında umut ışığı oldu.
İmam Humeyni -ks- en başta şah rejiminin korsan İsrail ile iktisadi ilişkilerini geliştirmesine ve özellikle siyonistlerin İran’ın iktisadi işleri üzerinde nüfuzunu arttırmalarına sert tepki gösterdi. İran’ın despot şah rejimi İsrail ile petrol ve silah alanlarında yakın ilişki kurmaktan başka İran’ın iktisadi ve tarımsal ve sanayi projelerine İsrail’i ortak etmeye başladı. O yıllarda İsrailli iktisadi ve sanayi uzmanları İran’ın tarım ve ticaret alanlarında nüfuz etmeye başladılar. Örneğin siyonistlerin katıldığı en büyük tarım projelerinden biri Kazvin çiftliği projesiydi. Bu proje 12 bin hektarlık bir alanda uygulanıyordu.
Ancak bu projeye İsrail’in ortaklık etmesi, İmam Humeyni’nin -ks- sert tepkisiyle karşılaştı. İmam şahın başlattığı ve Beyaz devrim adını verdiği hareketi ve doğurduğu yanlış sonuçları eleştirerek şöyle dedi: Ormanları millileştirmek, meraları millileştirmek, su kaynaklarını millileştirmek, ırmakları millileştirmek, yeraltı su kaynaklarını millileştirmek adına tüm iyi yerleri Amerikalı veya siyonist veya İngiliz firmalara verdiler. Kazvin ovası ziraat için en iyi yer olduğunu söylüyorlar. Tüm insanları oradan göç ettirdiler ve kovdular ve oralarını Yahudilere ve siyonistlere verdiler.
Öte yandan korsan İsrail tarım ve sanayi alanlarında yaptığı müdahalelerden başka, İran’ın dış ticaret sahası ve bankacılık faaliyetleri üzerinde de büyük nüfuz sahibi olmuştu. Şah rejiminin siyonist rejimle geniş iktisadi ilişkileri, dış ticaret alanında terazinin kefesini İsrail lehine ağır bastırmıştı. Bu yüzden İsrail’in İran’ın iktisadi alanlarına sultası İmam Humeyni’yi şiddetli tepkiye zorladı ve İmam siyonistlerin sultacı mahiyetini ifşa etmeye başladı.
İmam Humeyni -ks- şöyle buyurdu: Daha büyük esef, İsrail ve elemanlarının memleketimizin bir çok alanına sultası ve ekonomiyi bu zalim hükümetin yardımıyla ele geçirmesidir. İsrail İslam devletleri ile savaş halindedir ve İran devleti ona dostça davranıyor ve her türlü propagandasına ve ürünlerinin satışına zemin hazırlıyor. Ben defalarca uyarmışımdır: Bu diyanete yönelik tehlikedir, memleketin istiklali için tehlikedir, ülke ekonomisi için tehlikedir.
Bu arada siyonist rejimle iktisadi ilişkiler İran’ın iktisadi açıdan gelişmesine katkısı olmadığı gibi toplumda yoksulluğun artmasına sebebiyet verdi. İmam Humeyni -ks- İslam inkılabının ilk yıllarında şah rejimi ile İsrail arasındaki iktisadi ilişkileri hakkında uyarıda bulunarak şöyle demişti: Bugün İran ekonomisi Amerika ve İsrail’in elindedir. Bugün İran piyasası İranlıların elinden çıkarılmıştır. Bugün iflas ve yoksulluk tozu işadamları ve çiftçilerin yüzüne konmuştur. Baylar Amerika ve İsrail için karaborsa oluşturmuştur ve kimse yoksullaşan bu milletin feryadına yetişmemektedir.
İmam Humeyni -ks- ayrıca şahı uyarıyor ve İsrail’e destek vererek mazlum Filistin milletini bundan daha fazla zulme maruz bırakmamasını ve Müslümanların duygularını incitmemesini tavsiye ediyor. İmam şöyle diyor: İslam ve Müslümanların düşmanı ve yarım milyon savunmasız Müslümanı avare eden İsrail ile kardeşlik anlaşması yapmayın, Müslümanların duygularını incitmeyin.