İmam Humeyni –ks– mektebinde - 30
Bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni’nin -ks- kendisi tarafından İran’da İslam inkılabı ülküleri ve değerleri çerçevesinde kurulan dini demokrasi modeli hakkındaki görüşünü gözden geçirmek istiyoruz.
Aslında bu model bundan önce bir yandan Batı’da liberal demokrasi ve sosyal demokrasi ve öbür yandan Doğu’da başta İran olmak üzere ta eskilerden hakim olan despot ve saltanat rejimlerinin alternatifi olarak gündeme geldi. Nitekim bu model zamanla başta İslam ülkeleri olmak üzere birçok toplum için ideal bir model olarak benimsenmeye başladı.
Dini demokrasi modeli, İslam inkılabı söyleminden ilham alınan bir modeldir. Bu inkılap ise sadece İran’a hakim olan despot saltanat rejimini reddetmiyor, aynı zamanda dünyada çok taraftarı olan iki yaygın modele, yani liberal demokrasi ve sosyal demokrasiye de ciddi eleştiriler yöneltiyordu.
İran İslam inkılabı hatta İran içinde bile demokrasi ile dini özelliği bir araya getirmek pek fazla taraftarı olmadığı bir sırada dini demokrasi modeli ve İslam Cumhuriyeti nizamını gündeme getirdi. Zira o dönemde birçok Doğulu ve Batılı ülkede kamuoyunun dinin siyaset ve sosyal alanlarda hakimiyeti ile ilgili iyi deneyimleri yoktu.
Aslında Batı dünyasında kilise ve dinin hakimiyeti, Hristiyanlığı insanları aptal yerine koyma ve sömürme aracı yapan ve zalim ve despot rejimlere meşruiyet kazanma aracı olarak kullanan kilisenin orta çağdaki karanlık dönemini hatırlatıyordu. Doğu diyarında da din ve devletin birleşmesi genellikle din ve din alimlerinin zalim ve despot hakimiyetin hizmetine girmesine soy açmıştı. İmam Humeyni -ks- işte bu şartlarda ve bu zihniyetlerin hakim olduğu bir dönemde dini demokrasi modelini hem düşünce ve teori ve hem de pratik alanda gündeme getirdi.
Aslında İmam Humeyni -ks- laiklik, yani din ve mezheple zıtlık ve sekülerizm, yani dini siyasetten ayrı tutan anlayış siyaset pazarında alıcıları bol olan bir dönemde dini demokrasi modelini gündeme getirdi. O dönemde hatta din alimleri ve fakihler ve dini aydınların arasında demokrasi ve İslam dinini birleştirme meselesi pek taraftarı olmayan bir görüştü ve bu yüzden bir din adamının bu düşünceyi teorize etmesi ve hayata geçirme alanına bizzat adım atması pek düşünülemiyordu. Bu düşünce o dönemde Şia aleminde Ayetullah Naini ve Sünni aleminde Abdurrahman Kevakibi gibi büyük alimlerin siyasi görüşlerinde de galip düşünce değildi.
İslam inkılabının kavramsal ve yapılanma çerçevesini oluşturan dini demokrasi tezi, bazı Ehl-i Sünnet alimlerin gündeme getirdiği hilafetin ihya edilmesi ve benzeri düşüncelerden oldukça uzak ve oldukça farklıydı. Bu düşünce, İmam Zaman -s- gaybeti döneminde hükümet kurma işini gayri meşru ve gaspçı bir uygulama bilen Şii alimlerin arasındaki yaygın düşünceden de az uzaklıkta değildi.
Böyle bir ortamda ve bu şartlarda İmam Humeyni -ks- dini demokrasi veya İslam Cumhuriyeti modelini gündeme getirerek, İslam’la demokrasi arasında bir nevi uzlaşma yaratmaya çalışan düşünürlerle arasındaki sınırı ilan etmiş oldu. İmam Humeyni -ks-, İslam dini öz itibarı ile demokrat ve demokratik bir din olduğuna inanıyordu. İmam’a göre İslam demokrasi ile uyumluydu ve halkın oyları ve demokrasinin önemi göstermelik ve formalite bir durum değil, bilakis, kökleri İslam ilkeleri ve öğretilerine uzanan gerçekçi ve zati bir durumdu.
İmam Humeyni’ye -ks- göre İslam dininde ve dini demokrasi nizamında demokrasi, Batı’dan ödünç alınan bir durum değildir ki onu İslam’la zorla barıştıralım. İmam’a göre demokrasi ve dini olmak, aslında birbirinden ayrılmaz tek sıfattır. Bu modelde halkın oyları, İmam Zaman’ın -s- gaybeti döneminde hükümeti kurma temelidir. İmam Humeyni’nin -ks- eğilimine göre, gerçi İmam Zaman’ın -s- gaybeti döneminde fakihin velayeti ve hükümeti meşrudur, fakat hükümeti kurma izni halkın elindedir ve halkın görüşü ve oyu olmadan hatta tüm şartlara sahip olan adil fakih hükümet kuramaz.
Dini demokrasi modelinde hükümeti kurmak halkın oylarına ve görüşlerine bağlıdır. Ancak halkın rolü sırf yöneticileri seçme düzeyinde değildir ve hükümeti yönetmekte de önemli rolleri vardır. Bu nokta, Joseph Shumpeter gibi bazı Batılı düşünürlerin demokratik nizamları demokratik olmayan nizamlardan ayırma kriterlerini beyan ederken siyasi bir nizamın demokratik oluşunu onaylamak için sırf seçimlerin düzenlenmesini yeterli bulan ve demokrasi sadece seçme veya seçilme hakkı ile sınırlı olan ve ötesine gitmeyen bir anlayış olduğuna inananlara işaret ediyor. Oysa dini demokrasi nizamında halkın rolü sadece seçimlere katılmakla sınırlı değildir ve milletin tüm kesimleri yöneticileri denetleme ve hükümetin uyguladığı programları eleştirme hakkına sahiptir. Dini demokrasi nizamında tüm yetkililer doğrudan veya dolaylı olarak halk tarafından seçilir, fakat halkın katılımı sadece seçim sandıklarının başına gelmekle sınırlı değildir ve hükümetin en ufak durumlarına kadar katılım söz konusudur.
İmam Humeyni -ks- dini demokrasi modelinde halkla yetkililerin arasındaki ilişkiyi beyan ederken, halkla yetkililerin kalbi ilişkilerine vurgu yapıyor ve millet yetkililerin veli nimeti olduğunu belirtiyor. İmam Humeyni -ks- halkı dini demokrasinin despot bir nizama dönüşmesini engelleyen en önemli etken olduğunu vurguluyor, zira bu modelde hükümeti gözetlemek halkın kesin hakkıdır.
İmam Humeyni -ks- bu konuda şöyle diyor: Eğer nizam bir şeyi dayatmaya kalkışırsa, millet önünde durur ve yumruğunu sıkarak buna mani olur.
İmam Humeyni -ks- emri maruf ve nehyi münker adlı fıkhi kural çerçevesinde daha da ileri giderek halkın yetkilileri gözetlemesi sadece bir hak değil, aynı zamanda bir görev ve sorumluluk olduğunu belirterek şöyle diyor: Tüm millet gözetlemekle yükümlüdür. Yani ben bile yanlış adım atmayım diye gözetlemeleri gerekir.
Dini demokrasi modeli, İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin de düşüncesinde ve beyanatında önemli ve seçkin yeri vardır. Ayetullah Hamanei’nin düşüncesine göre halkın dini demokrasi nizamında rolü sadece nizamı kurmak veya bir nizam tesis etmekle sınırlı değildir ve bu rol aynı zamanda karar mekanizmalarına katılma ve kararları uygulama alanlarında da söz konusudur.
Ayetullah Hamanei halkın rolünü sırf seçim sandıkları ile sınırlamak, dini demokrasi nizamının temelini aksatan bir konu olacağına inanıyor ve halkın hükümet ve yönetimin tüm merhalelerinde hükümetle teamülde bulunması gerektiğini vurgulayarak şöyle diyor: Halkın oylarını kazanmak için propaganda ve gürültü yapmak ve ardından onları unutmak ve halkın taleplerine cevap vermemek, dini demokrasiyle bağdaşmaz.
Kuşkusuz bu eğilim, dini demokrasi modelini, Batılı popülist demokrasilerden ve ayrıca elit kesimi önemseyen demokrasiden farklı kılan özelliktir.
İran İslam Cumhuriyeti anayasasında halkın konumu, İmam Humeyni’nin -ks- gözetlediği dini demokrasi nizamında halkın rolünü ve konumunu ve önemini açıkça beyan etmektedir. Halkın rehberi, Cumhurbaşkanı, İslami Şura Meclisi milletvekilleri, bilgeler meclisi temsilcileri, İslami kent ve köy konseyleri üyeleri gibi yetkilileri seçmeleri, önemli siyasi, iktisadi ve sosyal konuların referandum çerçevesinde halkın ilgisine sunulması, üç erkin birbirinden bağımsız olması, İran’da hakim olan dini demokrasi nizamının belli başlı özellikleridir.
Bundan başka İran İslam Cumhuriyeti anayasasının üçüncü fazlı da tam olarak milletin haklarını beyan etmeye tahsis edilmiştir. Bu fasılda milletin can, mal, namusu, hakları, konutu ve mesleği her türlü tecavüze karşı koruma altına alınması, hiç kimsenin ırk, dil, soy gibi durumlar bakımından başkasından üstün olmaması, tüm vatandaşların yasalara karşı eşit olması, inanç ve ifade ve basın özgürlüğü, siyasi ve medeni ve sosyal teşekkülleri kurma özgürlüğü, miting ve yürüyüş yapma hakkı, rehberin ve cumhurbaşkanının milletvekillerine karşı sorumlu olması, yetkililerin hakkında gensoru verme ve hatta azletme hakkı, rehber, Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanların ve eş ve evlatlarının mal varlığının incelenmesi, gibi haklardan söz ediliyor.
Aslında dini demokrasi modelinin dini mahiyeti, tüm bu hakların dini ilkelerin ve değerlerin çerçevesinde gerçekleşmesini gerektiriyor. Bu yüzden İran İslam Cumhuriyeti anayasasında bu önemli konular birer madde olarak gündeme getirilmiştir. Bu maddelerin arasında en önemli olanı ise adil ve tüm şartlara sahip olan veliyi fakihin hakimiyetidir. Veliyi fakih elinde bulunan şer’i ve yasal araçlarla nizamın islamiyetini ve cumhuriyetini savunur.
Dini demokrasi modeli gerçi kökleri İslam tarihine ve dini ilkelere uzanır, fakat yeniden zuhur etmesi üzerinden pek fazla uzan bir zaman geçmemiştir. Ama yine de şu kısa süreye rağmen yerini siyasi tezlerin arasında açmayı başarmış ve özellikle İslam dünyasında gelişerek yayılmaya başlamıştır.