Eylül 24, 2019 20:19 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni’nin -ks- iktisadi meseleler ve İslami ekonomi çerçevesini belirleyen ilgili görüşünü ele almak istiyoruz.

Ekonomi, insanların bireysel ve toplumsal yaşamlarının önemli alanlarından biridir ve aynı zamanda siyasi nizamların güçlü olup olmadığını belirleyen önemli kriterlerden biri sayılır. Bu yüzden tüm siyasi ve felsefi ekoller de insan yaşamının bu boyutuna özel önem vermiş ve bu konuya nasıl baktıklarına açıklık getirmiştir. Örneğin sermaye düzeni özel mülkiyetin serbest olması gerektiğini ve sermaye sahiplerinin servet biriktirmeleri ekonomiyi geliştiren ve topluma refah getiren bir durum olduğunu belirtiyor. Ancak komünizm düşüncesi özel mülkiyete kısıtlama getirerek sosyal adalete öncelik verdiğini belirtiyor ve böylece devletin elini toplumda iktisadi ilişkileri düzenleme konusunda açık bırakarak kendince toplumda sosyal ve iktisadi ayrımcılıklara son veriyor.

Günümüz dünyasında ise siyasi nizamların başarıları büyük ölçüde iktisadi alanda başarılı olmalarına bağlıdır. Bu bağlamda hangi düşünce toplumu yönetmeye talip olacak olursa, en başta iktisadi konularla ilgili görüşlerine ve programlarına açıklık getirmesi gerekir.

Peki, İmam Humeyni -ks- iktisadi meselelerin hakkında ne düşünüyordu?

Bilindiği üzere İran’da İmam Humeyni -ks- önderliğinde İslam inkılabı, dünyaya soğuk savaş yıllarının atmosferi hakim olduğu bir dönemde gerçekleşti. O dönemde bir yandan ABD elebaşılığındaki Batı dünyası liberalizm ve serbest piyasa ekonomisinin propagandasını yapıyor ve öbür yandan Sovyetler birliği elebaşılığındaki Doğu bloku sosyalizm düşüncesini ve devlet ekonomisini temsil ediyordu. Bu iki rakip süper güç dünyayı kendi ideolojilerine göre ikiye bölmüş ve dünyanın tüm siyasi, sosyal ve iktisadi boyutlarını kontrol altına almıştı.

Soğuk savaş döneminde bu iki süper güç kendi ekonomilerini geliştirerek kendi toplumlarında refah ve gelişmeyi armağan etmiş ve elde ettikleri iktisadi güçle dünya liderliğini ele geçirmişti.

Bu şartlarda bu iki ideolojinin dışında farklı bir durumu düşünmek oldukça zor ve bedeli ağır bir durumdu. Aslında görecede de bu iki siyasi ideolojiyi sorgulayabilecek üçüncü bir düşünce yok gibiydi.

Bu şartlarda İmam Humeyni -ks- yeni ve inkılapçı bir düşüncenin bayraktarı oldu. Bu yeni düşünce hem Doğu ve hem Batı bloklarını sorgulamaya başladı ve beşeri camianın yönetiminde yeni bir plan sundu. İslam inkılabı söylemi her iki kapitalist ve sosyalist ideolojilerden bağımsız olarak gündeme geldi ve dini yeni düşüncelere dayanarak, Ne Doğu Ne Batı, sloganını gündeme getirdi. Bu söylemin en önemli unsuru olan İmam Humeyni -ks- ise yeni düşüncenin çeşitli boyutlarını beyan etmeye başladı.

Ekonomi, İmam Humeyni’nin -ks- çeşitli boyutlarını tedrici bir şekilde beyan ettiği ve İslami düşüncede nasıl bir yeri olduğunu açıkladığı boyutlardan biriydi. Bu konu İslam inkılabı söyleminin aydınlığa kavuşmasında da çok etkiliydi, zira ekonomi, insan yaşamında zati öneminden başka, kapitalizm ve sosyalizmle muhalefetin temel eksenlerinden biriydi.

İmam Humeyni -ks- ekonomi alanında İslami düşüncenin çerçevesini ve sınırlarını belirlemek için ilkin dünyanın iki büyük ekonomik gücünün politikalarını ve iktisadi düşüncelerini irdelemeye başladı.

İmam Humeyni -ks- Doğu ve Batı bloklarının izlediği politikalar ve iktisadi programlar, milletleri köleleştirdiğini belirterek, ulemadan ve fakihlerden bu iki kültürle mücadele etmeye ve zararlarını beyan etmelerini ve İslam dininin çerçevelerine göre alternatiflerini belirlemelerini istedi.

İmam Humeyni -ks- ulama ve fakihlerden isteğini şöyle açıkladı:

Ulema, fakihler ve din adamlarının sorumluluğu olan çok önemli konulardan biri, Doğu ve Batı’nın iki zalimane kültürü ve sapkın ekonomisi ile mücadele etmek ve toplumda kapitalist ve sosyalist ekonomi politikalarına karşı çıkmaktır. Gerçi bu afet dünyada tüm milletleri sarmış ve pratikte yeni bir kölelik anlayışı tüm milletlere dayatılmış ve birçok beşeri toplumda insanların yaşamı zorba patronların çıkarlarına hizmet etmeye başlamış ve iktisadi meselelerde karar alma hakları ellerinden alınmış ve onca doğal kaynak ve servete karşın yoksulluğa sürüklenmiş, komünistler ve zorbalar ve kapitalistler pratikte insanların hayat hakkını ellerinden almış ve tekelci ve çok uluslu kurumlar kurarak dünya ekonomisini ele geçirmiş ve özetle her türlü iktisadi faaliyeti kendi ellerinde tutmaya başlamıştır.

Ekonomiyi yaşamın tüm siyasi, sosyal ve kültürel boyutlarının temel taşı niteleyen Marksist düşünceyi eleştiren İmam Humeyni -ks-, bu düşüncenin kökleri insana yanlış bakışına uzandığını, bu bakış insanı hayvanların seviyesine kadar alçalttığını belirterek şöyle diyor:

Ekonomiden dem vuran ve her şeyin temeli ekonomi olduğunu söyleyenler, insanı tanımadıkları için insanı yiyen ve içen fakat yediği ve içtiği hayvanlardan farklı olan bir hayvan gibi görenlerdir. Hayvan ise her şeyini ekonomisi uğruna feda eden bir mahluktur.

İmam Humeyni -ks- İranlı Müslüman gençlerin mücadeleleri ve şehadet mertebesine nail olabilmek için çaba harcamalarına işaretle marksist düşüncenin maddi mantığını sorguluyor ve şöyle diyor:

Bana sürekli “bizim şehit olmamız için dua edin” diye talepte bulunuyorlar. Acaba birinin çıkıp da karnımın doyması için şehit olmalıyım, demesi makul olabilir mi? Acaba biri karnı doysun diye şehit olmayı talep etmesi, makul olur mu? Altyapı ancak tevhiddir. Ekonomiyi temel bilenler, bunlar insanı insaniyet mertebesinden hayvan mertebesine indiren kişilerdir. Ekonomi temel ve altyapı değildir, zira insanın nihai amacı, ekonomi değildir.

İmam Humeyni -ks- insanın nihai amacı saadete ermek ve kurtuluş olduğunu ve ekonomiden de bu hedefe ulaşmak için yararlandığını belirterek şöyle diyor:

İslam insanı insan eden zengin ve derin kültüre sahiptir. İslam dini ekonomiye ancak sağlıklı ve bağımsız olduğu ve tüm insanların hizmetinde olup halkı refaha kavuşturduğu ve mustazaflara ve mahrumlara yardımcı olduğu takdirde inanır.

İmam Humeyni -ks- sosyal adaletin inşa edilmesi, ayrımcılıklara, yoksulluğa ve sosyal eşitsizliğe son verilmesi, İslami ekonominin temel ve önemli hedeflerinden sayıldığını, fakat bu hedeflerin gerçekleşmesi için insanların özel mülkiyet hakkına el uzatılmasına gerek olmadığını savunuyor.

İmam Humeyni’ye -ks- göre özel mülkiyet hakkı İslam dini açısından doğrudur ve hiç kimse veya hiç bir devlet, halkın ve hatta zenginlerin meşru mülkiyet haklarına el uzatamaz.

İmam Humeyni -ks- sosyal adalete vurgu yaparak kapitalist düzenle aralarındaki sınırı ve insanların özel mülkiyet hakkını tanıyarak da sosyalist düzenle aralarındaki sınırı belirleyerek bu sınırların hakkında şöyle diyor:

İslam dini ne zalimane ve hesapsız ve mazlum ve zulüm altında bulunan kitleleri mahrum bırakan kapitalist düzeni onaylar, bilakis bu düzeni kabul etmez ve onu kitap ve sünnete dayanarak kınar ve sosyal adalete aykırı bulur, ne de bireysel mülkiyet hakkına karşı çıkan ve her şeyin ortak paylaşımını savunan komünizm, marksizm ve leninizm gibi bir rejimi onaylar, bilakis İslam dini mülkiyet hakkına saygı duyan ve bu hakkı belli çerçevelerde kabul eden ılımlı bir rejimi kabul eder ve eğer buna doğru biçimde amel edilirse, sağlıklı ekonomi çarkı çalışır ve sağlıklı bir rejimin gereği olan sosyal adalet de gerçekleşmiş olur.

Özel mülkiyet hakkında vurgu ve başta devlet olmak üzere tüm tarafların buna uymaları gerektiğine inanmak, İmam Humeyni’nin -ks- iktisadi düşüncesinin önemli özelliklerinden biri sayılır. İmam Humeyni -ks- bu konuda şöyle diyor:

İslami devlette, İslam dini mülkiyet hakkını tanıdığı yere kadar devlet bu sınırı aşamaz ve eğer aşmaya kalkışırsa, halk bu devleti bir kenara iter.

Vergi konusu da İmam Humeyni -ks- düşüncesinde önemli bir yeri olan iktisadi meselelerden biridir. İmam Humeyni -ks- vergiyi İslami ekonominin önemli bileşenlerinden biri olduğunu belirtiyor ve İslami hükümetin kurulması için vatandaşlardan vergi almak, zaruri ve meşru bir amel olduğunu belirterek şöyle diyor:

Hükümeti kurmak ve toplumu yönetmek için vergi gereklidir ve İslam dini bütçeyi ve çeşitli vergileri ve sınırlarını belirlemiştir; Hums, zekat vesaire vergiler gibi.

İmam Humeyni -ks- İslami hükümette vergiyi isteğe bağlı ve zorunlu olmak üzere ikiye ayırıyor ve savaş gibi hassas ve olağanüstü durumlarda İslami devletin olağanüstü vergileri belirleme ve tahsil etme hakkına sahip olduğunu belirterek şöyle diyor:

İslam kanunlarında vergi bir kaç çeşittir. Bunlardan bazıları zorunlu olarak alınır ve bazıları da isteğe bağlıdır. Zorunlu vergiler yıllık olarak vatandaşlardan alınır ve ülke huzur içinde olduğu ve saldırıya uğramadığı dönemlerle ilgilidir. Ancak bazı vergiler olağanüstü şartlarda alınır ve belli bir sınırı yoktur ve ona sınırsız vergi adı verilebilir, zira İslami devletin görüşüne göre ve savaş gibi durumlarda gündeme gelir.

İmam Humeyni -ks- vergi toplamayı ülke yönetimi ve ayrıca toplumda sosyal adaleti inşa etmek için zaruri olduğunu belirtirken, İslami devletin topladığı vergileri harcarken toplumun çeşitli kesimleri arasında ayrım yapma hakkına sahip olmadığının altını çiziyor.