Eylül 24, 2019 20:23 Europe/Istanbul

Geçen bölümden hatırlanacağı üzere İslami ekonominin bazı boyutlarını ve özelliklerini ele aldık ve dedik ki, soğuk savaş döneminde ekonomik düşünceler ABD ve sovyetler birliği liderliğindeki iki Doğu ve Batı blokları tarafından gündeme getiriliyor ve başka düşüncelere ve yeni anlayışlara yer verilmiyordu.

Ancak İmam Humeyni -ks- liberalizm ve sosyalizm ideolojileri ile ciddi sınırları bulunan yeni bir düşünceyi gündeme getirerek, İslam inkılabının insan eksenli yüceltici bir söylemi gündeme getirdi.

İmam Humeyni’nin -ks- gündeme getirdiği yeni söylemde ekonomi ve geçimin önemli yeri vardı, fakat toplumun sosyal ve kültürel tüm boyutlarının altyapısı olarak algılanmıyordu. Sosyal adalet, ayrımcılıklara son vermek, yoksulluk ve eşitsizlikle mücadele İslami devleti kurmanın önemli hedeflerinden sayılıyordu, fakat aynı zamanda İslami hükümet özel mülkiyete ve insanların meşru yollardan elde ettiği serveti korumaya da özel özen gösteriyor ve sosyal adalet ve özgürlüklerin yanında bu durumların da gözetilmesi gerektiğini savunuyordu

Geçen bölümde ayrıca İmam Humeyni -ks- düşüncesinde İslami hükümeti kurmak ve halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere vergi toplamanın da meşru ve zaruri bir konu olduğunu, vergilerin iki kısım olduğunu, bir kısmı halkın inisiyatifinde ve gönüllü olarak ödendiğini ve diğer kısma da zorunlu olarak hükümet tarafından halktan tahsil edildiğini, hükümet böylece toplumda sosyal adaleti, güvenlik ve düzeni sağladığını anlattık.

Şimdi bu konunun devamında İmam Humeyni’nin -ks- başta vergilerin nasıl değerlendirilmesi gerektiği ve İslami hükümette işlevi neler olduğu ile ilgili iktisadi görüşünün diğer bazı boyutlarını gözden geçirmek istiyoruz.

İmam Humeyni -ks- İslami hükümeti kurmak, sosyal adaleti inşa etmek ve toplumda düzen ve güvenliği sağlamak başta olmak üzere çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak ve ülkeyi ecnebilerin saldırılarına karşı savunmak ve korumak için vatandaşlardan vergi almayı zaruri görüyor, ama aynı zamanda İslami hükümet ve Müslüman hükümdar toplanan vergileri harcarken toplumun çeşitli kesimleri arasında ayrımcılık yapamayacağının altını çiziyor.

Bir başka ifade ile, İmam Humeyni’ye -ks- göre İslami hükümetin vergi toplamakla temel hedeflerinden biri toplumda sosyal adaleti ve eşitliği sağlamaktır. Buna göre toplanan verginin nasıl kullanılacağı konusunda asla garez-kar davranmamak ve üretilen politikalarda ve planlarda ayrım yapmamak gerekir. buna göre İslami hükümet toplumun tüm kesimlerine karşı adalet ekseninde davranmalı ve herhangi bir kesime, kendilerinin sahip olduğu insani imtiyazların dışında, özel imtiyazlar vermemelidir.

İmam Humeyni -ks- bir başka yerde de şöyle buyuruyor:

İslami hükümette herkes eşit haklara sahiptir ve hükümdar ve yönetici bir yöreye bir başka yöreye nazaran daha fazla ilgi göstermeye hakkı yoktur; ya da ülkenin bir tarafını bir başka tarafa nazaran daha fazla imarlı yapmamalıdır.

İmam Humeyni -ks- tekelcilik ve rantçılıkla mücadele ve mahrumların ve mustazafların durumu ile ilgilenmek, İslami ekonominin temel eksenlerinden biri ve yine İslami hükümeti kurma felsefelerinden biri olduğunu belirterek şöyle diyor: İslam alimleri tekelcilik ve zalimlerin gayri meşru istifadeleri ile mücadele etmelidir. Ulema büyük bir kesimin aç ve mahrum yaşarken bir avuç yağmacı ve harama alışan zalimlerin refah ve bol nimet içinde yaşamalarına müsaade etmemelidir. Emirülmüminin Ali -s- şöyle buyurur: Ben hükümeti, Allah teala İslam alimlerinden söz aldığı ve onları zalimların oburluğu ve yağmaları ve bunun yanında mazlumların aç ve mahrum kalması karşısında sessiz kalmamak ve boş oturmamakla yükümlü hale getirdiği için kabul ettim.

İmam Humeyni -ks- özel mülkiyete ve meşru bir şekilde elde edilen mal ve servete saygı göstermekle beraber, zorunlu vergi toplama yönteminin yanında toplumda servetin dağıtılması ve sosyal adaletin gerçekleştirilmesi için medeni ve gönüllü bir mekanizmadan söz ediyor.

Aslında İmam -ks- bu medeni eğilimi ile, yani toplumun zenginlerinden mallarını mahrumların durumu ile ilgilenme yolunda yararlanmalarını talep etmekle bir yandan kapitalist ve sosyalist ideolojileri ile sınırını belirliyor ve öbür yandan her iki ideolojinin müspet özelliklerinden yararlanıyor

Bir başka ifade ile İmam Humeyni’nın -ks- gündeme getirdiği bu medeni ve gönüllü mekanizma bir yandan özel mülkiyeti ve meşru servet kazanmayı göz önünde bulundurarak bu durumları tanırken, öbür yandan hükümetin hiç bir zorlama veya baskısı olmaksızın zenginlerin servetinden toplumda sosyal adaletin inşa edilmesi yolunda yararlanıyor. İslam’ın ilahi tealimine dayanan bu eğilimde, zenginlerin gönüllü ve kendi rızası ile yaptıkları yardım bir yandan toplumda genel refahın gelişmesine ve toplumun mağdur kesimlerinin yaşam kalitesinin yükselmesine yardımcı olurken, öbür yandan da ilahi mükafata vesile oluyor, zira bu tür hareketler İslami inanca göre ilahi hoşnutluğu beraberinde getiriyor.

İmam Humeyni -ks- siyasi ilahi vasiyetnamesinde şöyle yazıyor:

Benim meclise, anayasayı kollama ve koruma konseyi, hükümet, Cumhurbaşkanı ve yargı kurumuna vasiyetim şu ki Allah’ın hükümleri karşısında boyun eğsinler ve zalim ve yağmacı kapitalist düzenin ve komünist düzenin muhtevasız propagandalarından etkilenmesinler ve İslami sınırların çerçevesinde meşru mülkiyetlere ve sermayelere saygı göstersinler ve millete, sermayelerini ve yapıcı faaliyetlerini sürdürerek, devleti ve ülkeyi kendi kendine yeter hale getirmeleri ve hafif ve ağır sanayileri kazandırmaları için güvence versinler ve meşru zenginlere de vasiyet ediyorum, adil servetlerini harekete geçirsinler ve tarlalarda ve köylerde ve fabrikalarda yapıcı faaliyetlerde bulunsunlar, zira bu başlı başına değerli bir ibadettir ve herkese toplumun mahrum kesimlerinin refahı için çaba harcamaya vasiyet ediyorum, zira sizlerin dünya ahiret hayrınız toplumun mahrumlarının durumu ile ilgilenmektedir ve ne güzeldir toplumun zengin kesimleri gönüllüce varoşlarda yaşayanlara konut ve refah temin etsinler.

İmam Humeyni -ks- özel mülkiyete saygı ve İslami hükümette halkın mal, can ve namusunun korunma zaruretine vurgu yapmanın yanında açık bir şekilde eski tağut rejiminde kraliyet rejimine bağlı kişilerin gayri meşru bir şekilde biriktirdikleri servete ve mala tepki gösteriyor ve tüm bunların toplumun mahrum ve mustazaf kesiminin yararına toplanmasını ve bu uğurda sarf edilmesini emrediyor.

İmam Humeyni -ks- İslam inkılabı konseyine hitaben yazdığı bir mektupta şöyle buyuruyor:

İslam inkılabı konseyi bu mektuba göre Pehlevi hanedanı ve bu hanedana bağlı kişilerin bu hanedanın illegal sultası boyunca beytülmalden yolsuzluk yaptıkları tüm menkul ve gayri menkul mallarına mustazafların, işçilerin ve memurların lehine el koymakla yükümlüdür.

İmam Humeyni -ks- bu malların ve servetlerin milli alanlarda ve yoksulların ve mustazafların yararına kullanılmasına vurgu yaparak bu tür malların kamulaştırılmasından kaçınılmasını tavsiye ederek şöyle diyor:

Muhammed Rıza ve babası ve onları izleyenlerin bu milletten gasp ettikleri her şey, hepsi millileştirilmeli ve muhtaçlar için harcanmalıdır. Bunlar devletle hiç bir ilgisi yoktur ve ele geçirilen ganimetlerdir. Ganimet ise şu kesimlere aittir ve onlara verilmelidir: yoksullar, zarara uğrayanlar, yakınlarını kaybedenler, gençlerini kaybedenler, gençlerini kaybeden yaşlı kadınları. Bunların yaşamını temin etmeleri gerekir.

İmam Humeyni -ks- el konulan gayri meşru malların bazılarını inkılapçı şartları kötüye kullanma hevesine düşürebileceği noktasından hareketle sürekli el konulan gayri meşru mallara el koyma süreci de kuralsız bir şekilde olmaması aksi takdirde kaos yaşanması ve sui istifade edilmesi muhtemel olduğuna vurgu yapıyor ve şöyle diyor:

Gayri meşru mülkiyet haklı olamaz. Halkın mallarını biriktirenlerin mallarına el koymalı, ancak bu da belli bir idari ve yasal süreç çerçevesinde gerçekleşmelidir. Eğer kim yoldan gelirse başkasının malına el koyacak olursa, bu kaosa yol açar. Kaos olmaması gerekir.

İmam Humeyni -ks- İslami hükümeti kurmak ve İslam dininin çok yönlü hakimiyetini sağlamak, toplumda İslami ekonominin hakimiyeti için gerekli ve zaruri şart olduğunu belirterek bu konuda şöyle diyor:

Dünyada İslam hedeflerini ve özellikle iktisadi programlarını uygulamak ve Batı’nın kapitalist düzeninin hasta ekonomisi ve doğunun komünist anlayışı ile mücadele etmek, İslam’ın çok yönlü hakimiyeti gerçekleşmeden mümkün olamaz, nitekim bu düzenlerin kötü ve yıkıcı tesirlerini yok etmek için hatta İslam Cumhuriyeti nizamı gibi İslami hükümet kurulduktan sonra zaman gerekir.

İmam Humeyni -ks- İslami ekonomiyi mahrumların çıkarlarını korumak ve insanları yoksulluk zincirinden kurtarmak için gerekli buluyor ve İslami ekonominin hakimiyeti toplumun zayıf kesimlerinde yeteneklerin filizlenmesine ve gelişmesine vesile olacağını savunuyor.

İmam -ks- bu konuda şöyle buyuruyor:

Mahrumların çıkarlarını koruma doğrultusunda plan sunmak ve esasen İslam ekonomisinin yönünü belirlemek, onların katılımını sağlamak ve İslam’ın servet biriktirenlerle mücadelesi ve insanların yoksulluktan kurtulmaları yönünde bir adımdır ve mal ve servet sahipleri İslami hükümette yoksullara nazaran hiç bir üstünlüğü ve imtiyazı söz konusu olmadığını ve kesinlikle onlara hiç bir öncelik tanınmayacağı yönündeki hakikati beyan etmektir. Kuşkusuz bu durum yalın ayaklı insanların uyuyan ve bastırılan yeteneklerinin uyanmasına ve gelişmesine vesile olacaktır

İmam Humeyni -ks- ayrıca hükümet yetkililerine, zenginlerin mal varlığı, yoksullara karşı kibirlenmelerine vesile olmaması gerektiğini hatırlatıyor ve para ve servet  sahipleri yetkililerin arasına nüfuz ederek kendi yaşam tarzını yoksullara ve emekçilere dayatmamalarına dikkat etmelerini tavsiye ederek şöyle diyor:

Zenginler asla mal varlıkları yüzünden İslami ülkeyi yönetenlerin arasında  nüfuz ederek mal ve servetini kibirlenme malzemesi yapmamalı, kendi istek ve düşüncelerini yoksullara ve mustazaflara ve emekçilere dayatmamalıdır.