İmam Humeyni –ks– mektebinde - 36
Hatırlanacağı üzere geçen iki bölümde İran İslam inkılabının büyük önderi İmam Humeyni’nin -ks- bazı düşüncelerini beyan ettik ve İmam İslami ekonomi alanında sosyal adaletin sağlanması ve toplumun alt kesimlerinin geçimleri ile ilgilenilmesine ve refah seviyelerinin yükseltilmesine ve özellikle çeşitli sınıfların arasında ayrımcılık yapılmamasına özel önem verdiğini anlattık.
Yine geçen bölümde İmam Humeyni -ks- İslami ilkelere göre özel mülkiyeti tanıdığını ve İslami devletin toplumun çeşitli kesimlerinin mal ve servetinin güvenliğini temin etmekle yükümlü olduğuna inandığını anlattık. Zira toplumun refahta olan kesimleri bu durumda iş ve istihdam alanları açarak toplumun servetine servet katar ve sonuçta daha zayıf kesimler bu gelişmenin iktisadi nimetlerinden yararlanır.
Ancak İmam Humeyni -ks- gayri meşru yollardan ve yollardan ve illegal bir şekilde elde edilen serveti ve malı bu düşüncesinden müstesna ediyor ve bu tür gayri meşru ve illegal yollardan elde edilen mallara ve servete İslami devlet tarafından toplumun mahrum ve mustazaf kesiminin lehine el konmasına vurgu yapıyordu.
Şimdi biraz önce de belirtildiği üzere İmam Humeyni’nin -ks- İslami ekonomi alanında düşüncelerinin diğer bazı boyutlarını gözden geçirmek istiyoruz.
İmam Humeyni’nin -ks- iktisadi alanda düşüncesinde üzerinde durduğu önemli eksenlerden biri başka ülkelerle adil ve bağımsız ilişkiler kurmaktır. Aslında bu görüş İmam Humeyni -ks- tarafından iki kutuplu bir dünyada uluslararası ekonomi düzeyinde gündeme geldi. Bu iki kutuptan biri kapitalizmin liberal teorisiydi. Bu teori gelişmemiş ülkelerle gelişmiş kapitalist ülkelerin ekonomileri arasında güçlü ilişkilerin kurulması geri kalmışlıktan tek kurtuluş yolu olduğunu savunuyordu ve en çok da Batılı teorisyenler tarafından gündeme getiriliyordu.
İkinci teori sol ideoloji kanadına bağlı teorisyenler tarafından ve özellikle latin Amerika’da gündeme geliyordu. Bu teoriye göre gelişmemiş ülkelerin geri kalmışlığı, sermaye düzenine bağımlı olmalarından kaynaklanıyordu ve gelişmiş ile gelişmemiş ülkelerin arasında eşit olmayan zalimane ilişkiler söz konusuydu ve bu da gelişmiş ülkelerin daha da gelişmesi ve geri kalmış ülkelerin daha da geri kalmasına yol açıyordu.
Bağımlılık teorisini gündeme getiren teorisyenlere göre sermaye ekonomisi sömürücü mahiyeti olan bir ekonomidir ve bu tür ekonomilerle ilişki kurmak üçüncü dünya ülkelerinin gelişmesine katkı sağlamadığı gibi, bilakis sermaye düzeninin dayattığı krizlerin yüzünden bu ülkeler her geçen gün daha da geriye itilmiş olur. Bu düşüncede kapitalist ülkelerle iktisadi ilişkileri kesmek ve bu ülkelere bağımlı olmaya son vermek, geri kalmış ülkelerin gelişme sırrı olarak biliniyordu.
İmam Humeyni -ks- İran İslam Cumhuriyeti nizamının iktisadi politikalarını açıklarken, özellikle başka ülkelerle ilişki biçimi konusunda İslam inkılabından önce İran’a musallat olan Pehlevi tağut rejiminin bu yöndeki politikalarını eleştiriyor ve bu rejimin tüm politikaları ve programları ülkeyi iktisadi açıdan tamamen Batı’ya bağımlı hale getirmek ve tüm varlığı ile Amerika’ya teslim etmek yönünde olduğunu vurguluyor.
İmam Humeyni -ks- bu bağlamda şöyle diyor:
Muhammed Rıza Pehlevi bizi her açıdan Amerika’ya bağımlı hale getirdi, ister iktisadi ve siyasi, ister kültürel ve askeri açılardan olsun, devrilen hain şah bu ülkeyi tüm boyutlarda Amerika’ya bağımlı hale getirmişti ve İran Amerika’nın askeri üslerinden biri olmuştu. İran ordusu Amerikalı müsteşarların elinde ve ülkenin kültürü de uşakların, şahın ve uşaklardan oluşan hükümetin ve meclisin eline düşmüştü. Ekonomide bağımlılık hepsinden daha beterdi.
Pehlevi şahının kalkınma ve ilerleme yönündeki içi boş vaatlerini de sert bir şekilde eleştiren İmam Humeyni -ks-, şahın “Büyük medeniyet” ve İran’ı dünyanın en üstün yedi gücünden biri yapma yönündeki iddiaları da halkı aşağılayan içi boş vaatler olduğunu vurguluyor. Zira imama göre, başta ABD olmak üzere başka ülkelere bağımlı olunduğu halde ilerleme ve kalkınma gibi durumlar imkansızdır ve hakiki ilerleme ve kalkınma için millet ve ülkenin siyasi nizamı bağımsız olması gerekirdi.
İmam Humeyni -ks- özgürlük ve bağımsızlık, ilerleme ve kalkınmanın iki gerekli ve birbirini tamamlayan etkenler olduğuna inanıyor ve bu yüzden Pehlevi rejiminin büyük medeniyete ulaşma iddiasına sert tepki veriyordu. İmam bu konuda şöyle buyuruyor:
Muhammed Rıza Pehlevi sürekli yıkıyor ve ardından büyük medeniyete kavuşacağız diye bağırıyordu. Oysa şah rejimi bizi geriye itti. Eski rejimin tüm propagandaları içi boş iddialardı. Yani elimize hiç bir şey geçmedi, büyük medeniyet tamamen insanları kandırmaya yönelik bir iddiadan ibaretti, zira esas amaç halkın her şeyini talan etmekti, nitekim bunu yaptılar ve her şeyi talan ettiler.
İmam Humeyni -ks- İslam Cumhuriyeti nizamının iktisadi özelliklerini beyan ederken, başka ülkelerle bağımsızlık temelinde ilişki kurmak ve ülkenin mahrum bölgelerinde yoksulluğu ve mahrumiyetleri gidermek ve yıkımları yeniden inşa etmek ve özellikle mustazaf kesimlerin yaşadığı bölgelerde ülkenin geri kalmışlığını telafi etmekten İslami devlette inkılapçı hükümetin faaliyetlerinin iki temel ekseni şeklinde söz ediyor.
İmam Humeyni -ks- başka ülkelerle adil ve bağımsızlık temelinde ilişki kurmaktan ibaret olan birinci temel eksen hakkında bir gazetecinin İslam Cumhuriyeti nizamı şah rejiminin ülkeyi sanayileştirme ve ayrıca Batılı ülkelere petrol ve doğalgaz satma politikalarını sürdürüp sürdürmeyeceği ile ilgili sorusuna verdiği cevapta şöyle diyor:
Şah döneminde yapılanlar ülke ekonomisini, sanayiini ve tarımını yok etmekten başka bir şey olmamış ve buna İran’ı sanayileştirme ve yenileme faaliyeti adı verilmiştir. Oysa bizim gözetlediğimiz şey, halkın kahir çoğunluğunun temel ihtiyaçları temelinde hakiki bir yenileme sürecini başlatmaktır. İktisadi alanda bizim amacımız milletin zenginlikleri ve kaynaklarının talan edilmesini engellemektir, yoksa başka ülkelerle adil şartlarda iktisadi ilişkilerimizin olmasına karşı değiliz.
İmam Humeyni -ks- yoksullukla mücadele ve halkın kahir çoğunluğunun yaşam koşullarını iyileştirmek, İslami nizamın iktisadi hedefleri arasında yer alan hedeflerden olduğunu belirterek bu konuda şöyle diyor:
İslam Cumhuriyeti esas itibarı ile ülkenin bağımsızlığını ve milletin hürriyetini temin etmek ve fesat ve fuhuşla mücadele etmek ve tüm alanlarda reform için gerekli yasaları çıkarmak anlamına gelir. Bu reformlar tüm halk kesimlerinin katılımı ile olacaktır ve amacı her şeyden önce yoksulluğu yok etmek ve her açıdan zulme maruz kalan halkın kahir çoğunluğu için yaşam koşullarını iyileştirmektir.
İmam Humeyni’nin -ks- bu beyanatından da anlaşıldığı üzere, imamın gözetlediği tüm reformlar ancak halk kesimlerinin tam katılımı ile gerçekleştirilebilir. Bir başka ifade ile İmam Humeyni -ks- İran İslam Cumhuriyeti nizamının iktisadi hedeflerinin gerçekleşmesini tüm halk kesimlerinin rol ifa etmesine bağlı olduğuna inanıyor ve hükümet de bu alanda halkın kendiliğinden gelişen faaliyetlerine destek vermesi gerekiyor.
İmam Humeyni -ks- ülke genelinde imar cihadı hareketinin şekillenmesini olumlu karşılayarak öğrencilere, gençlere ve inkılabın ilk günlerinden itibaren ülkenin mahrum bölgelerinde gönüllü olarak faaliyet yürüten ve yoksullukla mücadele eden insanlara teşekkür ediyor ve hükümetten de bu çabalara destek vermesini istiyor.
İmam Humeyni -ks- şöyle diyor:
Bizler sorunların çözümünde millete sarılmalıyız. Bu millet hamd olsun her türlü yardıma ve fedakarlığa hazır. İmar ve yeniden inşa için millete başvurmaya mecburuz. Hamd olsun millet de bu sürece katkı sağlamaya hazır olduğunu belirtiyor. Sevgili öğrenciler, uzmanlar, mühendisler, esnaf, çiftçiler, milletin tüm kesimleri gönüllü olarak yıkılmış vaziyette bize ulaşan ülkemizi yeniden inşa etmeye hazır olduklarını ilan ediyor. buna göre biz bu imar cihadını geliştirerek yapmalıyız ve hükümet de vatandaşların katılımına destek vermelidir.
İmam Humeyni -ks- tarım sektörünün ihya edilmesini dinamik ve sürdürülebilir ekonominin şekillenmesi için gerekli olduğunu belirtiyor ve şah rejiminin bu sektöre yönelik duyarsızlığını ve hatta tarım sektörünü zayıflatma çabasını eleştirerek şöyle diyor: bizim ekonomimizde önem arzeden ve iktisadi açıdan güçlü olmamız gereken alanlardan biri tarım alanıdır. Eski rejim bu alanı bozarak bizi bağımlı hale getirmeye çalışıyordu. Gerçi sanayi sektörünü de gözardı etmemek gerekir, fakat eğer tarım sektöründen gafil olursak neyimiz varsa kaybederiz, nitekim eski rejimin büyük medeniyet propagandası da tarım sektörünü yok etmeyi amaçlıyordu.
İmam Humeyni’nin -ks- bu beyanatından da anlaşıldığı üzere, İmam Batı’dan bağımsız olabilmenin yollarından biri tarım sektörünü güçlendirme şeklinde gündeme getiriyor ve sürdürülebilir kalkınma ve İslami ekonominin gerçekleşmesi için takviye edilmesi gerektiğini vurguluyor.