İmam Humeyni –ks– mektebinde - 38
Bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni’nin -ks- namaz ibadeti hakkındaki görüş ve düşüncelerini ele almak istiyoruz.
Hatırlanacağı üzere geçen bölümlerde İmam Humeyni’nin -ks- iktisadi, sosyal ve siyasi alanlarda düşüncelerini ele aldık ve İslami hükümetle ilgili görüşlerini beyan ettik.
Ancak İran İslam inkılabının büyük önderi İmam Humeyni’nin -ks- bir de dini ve irfani kişiliği ve kendisinin din ve irfan alanında teorik ve pratik bakımdan büyük bir din adamı ve seçkin bir arif olduğundan, bugünkü sohbetimizde büyük bir fakih ve din bilgini ve dünya Şiilerinin kabul ettiği taklit mercii ve emsalsiz bir arif ve çağının büyük filozofu olarak İmam Humeyni’nin -ks- düşüncelerinin bu boyutunu ele almak istiyoruz. Bu arada unutmamak gerekir ki, İmam Humeyni -ks- sadece bir fakih ve büyük bir İslam bilgini değil, aynı zamanda pratik alanda da tüm dindar insanlar ve hakikat yolunu izleyenler için de en güzel model olmuştur.
İmam Humeyni -ks- düşüncelerinde dini konular ve ibadetlerin yerini ele almak için en başta İmam’ın namaz hakkındaki düşüncelerini ele aldık. Bu seçimi bilinçli olarak yaptık, zira bilindiği üzere namaz ibadeti İslam dininde seçkin bir konuma sahiptir ve Kur'an'ı Kerim ayetlerinde bu ibadetin yerine getirilmesine sık sık vurgu yapılmıştır. Nitekim rivayetlerde ve hadislerde de namaz ibadetinden dinin direği şeklinde söz edilmiş ve üzerine vurgu yapılmıştır. Rivayetlere göre namaz ibadeti ilahi katta kabul gördüğünde, namaz kılan insanın başka ibadetleri de kabul görür ve eğer namaz ibadeti reddedilirse, diğer ibadetleri ve amelleri de kabul edilmez.
İslam dininin namaz ibadetine verdiği önem ve yine İmam Humeyni’nin -ks- de namaz ibadetine ve sırlarına özel inayet gösterdiğinden, bugünkü sohbetimizi İmam’ın namaz hakkındaki düşüncelerine ve uygulamalarına ayırdık.
Gerçi İmam Humeyni -ks- dünya halkı gözünde seçkin bir fakih ve politikacı olarak biliniyor, fakat İmam’ın kişiliğinin önemli bir bölümü irfani düşünceleri ve hakikat yolunu izlemesi ile bütünleşmiştir. Namaz ibadeti konusunda da gerçi İmam Humeyni -ks- az çok bu ibadetin fıkhi ve görece boyutları üzerinde durmuş ve bu boyutu beyan etmiş, fakat namaz ibadetine esas bakışı, irfani bakış olduğu belirtilmelidir.
İmam Humeyni -ks- namaz ibadetini yüce Allah’a doğru irfani bir yolculuk ve tüm peygamberlerin nihai amacı olan tevhidin tecellisi olarak görüyor.
İmam Humeyni -ks- Hz. Adem ve eşi Havva’nın cennetten kovulma öyküsüne işaret ederek, namaz ibadetini insanlara eski yüce konumlarına kavuşmak üzere sunulan ilahi hediye olarak biliyor. İmam -ks- bu konuda şöyle buyuruyor:
Adem ve Havva yüce Allah’ın civarından yeryüzüne indiklerinde, merhametli Allah kendisini zikretme kapısını Adem ve Havva’nın yüzüne açtı ve onlar aralarındaki bu mesafeyi, yani doğadan ilahi kat yakınına kadar olan mesafeyi mertebeleri ve menzillerini katetmek üzere bir merkep belirledi. Allah teala peygamberini miraca götürerek melik ve melekut hakikatlerini ona tanıttığı gibi, kudsi alemden uzaklaştırılan Hz. Adem ve tüm evlatlarını da namaz aracılığı ile kendi üns mahzarına yol verdi.
İmam Humeyni -ks- namaz kılan birinin bu ibadetini İslam Peygamberi’nin -s- miracı ile mukayese ederek namazı Resulullah efendimizin -s- miraç için kullandığı semavi at Burak’a benzetiyor.
İmam Humeyni -ks- namazı ariflerin Asfar-ı Erbaa’sı, yani dörtlü yolculuklarının tecellisi olarak biliyor ve bu dörtlü yolculukta kul ilahi kata yakınlaşma makamına nail olduğunu belirtiyor. İmam -ks- namaz hakikatini nefis evinden Allah tealaya doğru bir yolculuk olarak biliyor, fakat namaz kılarken bu farizenin zahiri ile yetinilmemesine ve namazın batınî hakikati de idrak edilmesine vurgu yapıyor.
İmam Humeyni -ks- bu noktaya açıklık getirmek üzere İmam Cafer Sadık’tan -s- bir hadise işaret ederek şöyle diyor:
İmam Sadık -s- kendisine namazın haddi hakkında soru soran birine şöyle karşılık veriyor: Namazın 4 bin haddi vardır, öyle ki sen bunların hatta bir tanesini bile eda edemezsin.
İmam Humeyni -ks- bu hadisi açıklarken, İmam Sadık’ın -s- bu sözünün anlamına işaret ederek, İmam Sadık’ın -s- aslında namazın batınî boyutuna ve hadlarına işaret ettiğini belirtiyor. Zira eğer İmam Sadık’ın -s- beyan ettiği 4 bin had namaz kılmanın zahiri çerçevesi ile ilgili olsaydı, İmam asla soruyu soran kişiye, sen birini bile eda edemezsin, demezdi, zira doğal olarak herkes namazın zahiri adabını yerine getirerek namaz kılabilir. O zaman İmam Sadık’ın -s- işaret ettiği şey, namazın batınî hakikati ile ilgilidir.
İmam Humeyni -ks- masum imamların -s- ve bazı evliyanın ve büyüklerin namaz sırasında ilahi korku yüzünden hali değişmesi de namazın batınî boyutundan kaynaklanan bir konu olduğunu belirterek, namazın kılınması için bazı zahiri şartlar olduğu gibi, namazın batını da bazı şartları söz konusu olduğunu ve yerine getirilmeleri namaz hakikatini gerçekleştirdiğini ve namaz kılan kişi tarafından uyulması gerektiğini kaydediyor. İmam -ks- namazın aslı sadece tek bir rekattan ibaret olduğunu ve bu da namaz kılan kişinin manevi yolculuğu ile gerçekleştiğini, namazın diğer farz ve nafile rekatları o bir rekatı tamamlamak üzere kılınması gerektiğini ifade ediyor.
İmam Humeyni -ks- namaz kılma abadı hakkında görüşlerini beyan ederken, bazı sofilerin hakikate süluk ettikten sonra salikin artık namaz kılmasına hacet olmayı yönündeki görüşleri ve yine bazı ariflerin sükut namazı görüşüne karşı çıkarak, salikin namazı ve vasılın namazı kendilerine has özellikleri olduğunu ve salik ilahi yolda seyrettiği müddetçe Burak’a binmiş gibi olduğunu, fakat vasılın namazı mahbubun cemaline şahit olmanın tecellisi olduğunu belirtiyor.
İmam Humeyni -ks- namaz salikin miracı ve vusul aracı olduğu ve vusuldan sonra salik namazın zahiri adabını yerine getirmeye ihtiyacı kalmadığı düşüncesine de karşı çıkarak, bu düşüne batıl ve boş bir kuruntu olduğunu ve marifet ehli ve evliyaların erdemlerine yönelik cahillikten kaynaklanarak beyan edildiğini vurguluyor.
İmam Humeyni -ks- namazın en ideal modeli ve zahiri ve batınî sıhhatinin kriteri hak tealaya vasıl olanların başı Hz. Muhammed -s- olduğunu belirtiyor ve o hazret için yaşanan hal durumlarından başka her türlü hal durumunu şeytanın müdahalelerinin sonucu telakki ediyor ve salikin yerinde saydığını gösterdiğini ve kendisini tedavi ederek karanlıktan kurtulması gerektiğini ortaya koyduğunu vurguluyor.
İmam Humeyni’nin -ks- kıldığı namaz kendisinin bu konuda düşüncelerinin en pratik örneğidir. Nitekim tüm ilim ve irfan ehli olan insanlar her daim bu büyük arifin batınî ihlası ve takvasına vurgu yapmıştır. Örneğin İslam aleminin büyük alimlerinden Ayetullah Uzma Araki İmam -ks- hakkında şöyle diyor: Ben kendisi kadar fedakar ve takvalı bir başkasını görmedim; kelimenin tam anlamı ile takva ve fedakarlık. İmam Humeyni -ks- için namaz gaybi ilhamların mekanı olmuştur.
İmam Humeyni -ks- saliklerin namaz sırlarını beyan ederken açıkça bu konu ilahi lütuflardan ve kendisine sunulan ilahi gaybi ilhamlardan olduğunu itiraf ediyor. İmam -ks- hatta namaz hakkında yazdığı önemli eserlerinden biri olan namaz adabı risalesini de ilahi lütuf olarak görüyor. İmam Humeyni ayrıca namazın zahiri adabına da şiddetle bağlı olan biriydi.
İmam Humeyni’nın -ks- namaz sırasında uyduğu önemli şartlardan biri, namazı her türlü şartlara rağmen vaktinde kılmaktı. İmam Humeyni’ye -ks- yakın olan insanların anlattığına göre İmam, namaz farizesini yerine getirmeyi her şeyden öncelikli biliyordu. İmam’ın oğlu Seyyid Ahmet şöyle anlatıyor:
Şah İran’dan kaçtığı gün biz Paris’te Nofel Loşato’daydık. Fransa polisi bu semtin tüm caddelerini kapattı. Dünyanın dört bir yanından gazeteciler orada toplanmıştı ve yılın en büyük hadisesi ile ilgili İmam’ın görüşünü tüm dünyaya duyurmak istiyordu. İmam -ks- bir kaç dakika konuştu ve görüşünü beyan etti, ama birden benden öğle vakti oldu mu, diye sordu. Ben de evet dedim. İmam -ks- hemen konuşmasını kesti, zira namazını vaktinde kılmak istiyordu. Yani dünya genelinde milyonlarca insan televizyonlarının başında İmam’ın ne diyeceğini beklerken, o hassas anda İmam sözünü kesti ve namaz kılmaya gitti.
İmam Humeyni -ks- namazı tam vaktinde kılma alışkanlığından başka namaza durduğu andan itibaren çevresindeki tüm meselelerden soyutlanıyor ve tüm dikkatini ve ilgisini namazına ve yüce Allah’ın huzurunda durmaya odaklıyordu, öyle ki hatta çevresinde yaşanan hadiseleri bile fark edemiyordu. İmam’ın -ks- torunlarından biri şöyle anlatıyor: dayatılan savaşın ilk günleriydi, birden bataryaların sesi duyuldu. Bizler bu sese alışık olmadığımız için bir bomba patladı zannettik ve hemen İmam’ın yanına koştuk. Ancak İmam eyvanda namaz kılmak ve ibadet etmekle meşguldü, sanki hiç bir ses duymamıştı ve hatta bizim odaya girdiğimizi fark etmedi.
İmam Humeyni -ks- namazın niteliği hakkındaki hassasiyetinden başka gece namazı ve nafile namazına da çok bağlı biriydi. İmam’ın -ks- yakınları 50 yıl boyunca gece namazını terk etmediğini, hatta uçakta yolculuk sırasında veya hastanede hasta yatağında namazını kıldığını belirtiyor. Yine hastanedeyken yakınlarına kendisini namaz vakti uyandırmalarını tembih etmişti. Ancak bir kez uyandığında ve kendisi uyandırılmadığını fark edince şöyle tepki vermişti:
Ben hiç bir zaman namazımı geciktirmedim, şimdi bir ayağım mezar çukurunun başındayken neden böyle olsun.