Eylül 24, 2019 20:37 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni’nin -ks- İbrahimi Hac ibadetinin manevi, siyasi ve sosyal boyutları hakkındaki görüş ve düşüncelerini ele almak istiyoruz.

Geçen bölümde İmam Humeyni’nin -ks- büyük bir fakih ve seçkin bir arif olarak namaz ibadeti hakkındaki düşüncelerini sizlerle paylaştık ve dedik ki, İmam -ks- namazı tevhidin tecellisi ve tüm ilahi peygamberlerin amacı ve yüce Allah tarafından insanlara bir hibesi olarak görüyor ve Adem ve Havva cennetten yeryüzüne indikten sonra evlatları, bu ibadetin yardımı ile eski konumlarını yeniden kazanabileceklerini vurguluyor. Zira namaz, nefis evinden Allah teala katına doğru yapılan bir yolculuktur. Ancak bunu yaparken, namazın zevahiri ile yetinmemek ve batınının hakikatini de idrak etmek gerekir.

Geçen bölümde ayrıca İmam Humeyni -ks- açısından salikin namazı ve vasılın namazının her biri kendine has özellikleri bulunduğunu anlattık ve dedik ki İmam’a -ks- göre, salik ilahi seyir ve süluk halinde olduğu sürece burak üzerinde yücelmeye devam eder, ancak vasılın namazı mahbubun cemalinin şahidinin tecellisidir.

Geçen bölümde en son İmam Humeyni’nin -ks- pratik seyir ve sülukünden söz ettik ve İmam’ın bazı yakınları ve dostlarının anılarını beyan ederek İmam’ın namaz sırasındaki melekuti hali ve nafilelerin yerine getirilmesini çok faydalı bulduğunu ve özellikle geceleri uyanık geçirerek gece namazı kılmak da İmam’ın hayatı boyunca sabit ve değişmez ibadetlerinden biri olduğunu anlattık.

Şimdi sohbetimizin bugünkü bölümünde biraz önce de belirtildiği üzere İmam Humeyni’nin -ks- İbrahimi Hac ibadetinin manevi, siyasi ve sosyal boyutları hakkındaki görüş ve düşüncelerini ele almak istiyoruz.

Kur'an'ı Kerim’de vahiy topraklarına yolculuk etmek ve Hac farizesini yerine getirmek oldukça özel önemi ve yeri bulunur, öyle ki bu semavi kitapta bir sure, Hac olarak adlandırılmıştır. Kur'an'ı Kerim’in diğer surelerinde de birçok ayette Hac farizesine işaret edilmiştir. Örneğin Al-i İmran suresinin 96 ve 97.ayetlerinde şöyle buyurmakta:

Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbet), Mekke'deki (Kâbe)dir. Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnîdir.

Yüce Allah bu ayeti kerimede Mescid’i Haram’ı Müslümanların ilk kutsal ibadet mekanı ve insanları hidayete erdirmek üzere güvenli bir mekan olarak buyurmuştur.

İslam dininde her yıl belli bir tarihte dünyanın dört bir yanından Müslümanlar vahiy topraklarına akın ederek bir araya gelir ve burada Hac adında ibadi, siyasi ve sosyal devasa bir etkinliği yerine getirir. Bu etkinlik Hac farizesini yerine getiren ve Hacı adı ile anılan insanlar için büyük manevi getirilerinin yanı sıra Müslümanların ortak bir kıble ekseninde vahdet ve dayanışmasını temsil eder ve bir nevi İslam dünyasının da siyasi güç ve iktidarını ortaya koyar.

İslam Peygamberi -s- ve Ehl-i Beyt -s- fertlerinin siyeri ve Kur'an'ı Kerim ayetlerinde Hac farizesi ve merasimleri ve abadı üzerine yapılan vurgudan hareketle İmam Humeyni -ks- de Hac meselesine ve bu toplumsal ibadetin manevi, siyasi ve sosyal kapasitelerine özel inayeti olmuş ve her zaman bu önemli farizenin üç önemli boyutuna vurgu yapmıştır. İlkin, Hac farizesi Müslümanların ihlas ve maneviyatını ve Hacıların kendilerini yetiştirmeleri bakımından geniş kapasiteleri söz konusudur. İkincisi, Hac farizesi İslam dünyasının iktidarını takviye etmek ve Müslümanların arasında vahdet ve gönül birlikteliğini pekiştirmek ve düşman karşısında birlik olmalarını sağlamakta etkilidir. Üçüncü boyut ise Hac farizesinin dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanların görüş alış verişi ve teamülleri ve İslam ülkelerinin sorunlarını ele alarak çözüm üretmeleri bakımından önemli bir yeri bulunmasıdır.

İmam Humeyni -ks- Hac farizesi ve merasimi Müslümanların kalbini İslam Peygamberi -s- ve başta Hz. İbrahim -s- ve Hz. İsmail -s- olmak üzere diğer ilahi büyük peygamberlerle birleştiren bir ibadet olduğuna inanıyor ve Müslümanlardan Hac felsefesi üzerinde düşünmelerini istiyor.

İmam Humeyni -ks- bu bağlamda şöyle buyuruyor: Her yıl milyonlarca Müslüman Hac için Mekke’ye gidiyor ve İslam Peygamberi -s- ve Hz. İbrahim ve Hz. İsmail ve Hacer’in ayak bastığı topraklara ayak basıyor. Fakat hiç kimse kendinden Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed -s- kimdi, bu insanlar neler yaptılar, amaçları neydi, bizden ne istiyordu? diye sormuyor.

İmam Humeyni -ks- bu sorunların cevabında Hac farizesini “Ben” evinden Hak tealaya doğru hicret şeklinde ve insanın Kabe’nin sahibi, yani Allah teala ile bağlanma noktası olarak tanımlıyor. İmam -ks- şöyle diyor:

Hac farizesi Hak tealaya lebbeyktir, Hak tealaya doğru hicret etmektir. Kabe’yi ziyarete gelen Hacılar kendi yuvaları ve kendi dünyalarından gönül yuvası olan Allah tealaya, Resulullah’a -s- doğru hicret eder.

İmam Humeyni -ks- bir başka yerde Hac ziyaretini toplu halde yapılan bir ibadet veya sırf kıbleyi görmek üzere düzenlenen bir seyahat ve ziyaret olarak gören insanları eleştirerek şöyle buyuruyor:

Bazı cahiller Hac farizesi toplu halde yapılan bir ibadet ve kıbleyi ve Medine’yi görmek için yapılan bir seyahat ve ziyaret olarak görüyor, o kadar. Oysa Hac farizesi insanın ev sahibi ile bağlandığı ve O’na yaklaştığı bir ameldir. Hac, ilahi maarif odağıdır. Hac sadece bir dizi söz ve amel değildir, nitekim sırf kuru sözle ve hareketle Allah’a ulaşamazsınız.

İmam Humeyni -ks- düşüncesinde Müslümanların tağut güçlerine karşı vahdetinin pekişmesi, Hac farizesinin bir başka felsefesidir. İmam -ks- bu konuda açıkça şöyle buyuruyor:

Dünyanın dört bir yanından bu kutsal makamda ve vahiy zemininde toplanmanın pratik sosyal felsefesi, dünya Müslümanlarının birleşmesi ve İslam dinini ve Kur'an'ı Kerim’i izleyen insanların alemin tağutlarına karşı vahdetinin pekiştirilmesidir.

İmam Humeyni -ks- Hac farizesinin siyasi ve sosyal boyutlarına verdiği önem ve bu farizenin vahdeti pekiştirme özelliği itibarı ile sürekli İranlı Hacılara vahdeti korumaya ve hassasiyet uyandıracak davranışlardan kaçınmaya davet ediyordu. İmam -ks- İranlı Hacılara hitaben şöyle buyuruyordu:

İranlı Hacılar bilmelidir ki Hac ve Umre ibadetleri dünya Müslümanlarının en büyük kongresi ve Müslümanların vahdetinin en güzel simgesidir. Dolaysıyla İranlı Hacılar doğru davranışları ve planlamaları iyi ahlak ve dayanışmalarını sergilemelidir ve bu uğurda başkalarına müspet ve sevgi ile bakmaları ve hassasiyetleri uyandıracak her türlü davranıştan kaçınmaları ve ihtilaf yaratacak kumpaslara karşı da uyanık olmaları gerekir.

İmam Humeyni -ks- dünya Şialarının büyük taklit mercisi olarak sürekli Şia Hacılardan Ehl-i Sünnet Müslümanlara saygı göstermelerini ve Hac farizesi sırasında Müslümanların arasında tefrikaya sebebiyet verece her türlü faaliyetten sakınmalarını istiyor ve şöyle diyor:

İranlı kardeşlerim ve başka ülkelerin Şia Müslümanları, Müslümanların saflarında tefrikaya yol açacak cahilce amellerden kaçınmaları, Ehl-i Sünnet’in cemaat namazlarına katılmaları, evde cemaat namazı kılmaktan kaçınmaları, her türlü muhalif süreçleri izlemekten sakınmaları ve kendilerini mezarların üzerine atmaktan kaçınmaları gerekir.

İmam Humeyni -ks- büyük Hac kongresinde teamül ve görüş alış verişi, Hac farizesinin varlık felsefesinin üçüncü önemli boyutu olduğunu belirtiyor ve Müslümanlar Hac mevsiminde Müslümanların ve İslam dünyasının yaşadığı sorunların üzerinde fikir alış verişinde bulunmaları gerektiğini belirterek şöyle buyuruyor:

Hac farizesi, İslam dünyasının en büyük kongrelerinden biridir. Dünyanın dört bir yanından gelen saygıdeğer Hacıları bir araya getiren ve İslam maslahatları ve Müslümanların sorunları hakkında görüş alış verişinde bulunun ve İslam’ın mukaddes ülkülerini gerçekleştirmek ve sorunları çözmek üzere çözüm üretin ve gerekli kararları alın ve İslami mezheplerin vahdet yollarını irdeleyin ve Müslümanların karşı karşıya bulunduğu siyasi ortak işlerini gözden geçirerek çare üretin.

İmam Humeyni -ks- siyasi boyuttan da Hac farizesinin önemli felsefi boyutlarından biri olduğunu ve ibadi boyutu kadar önem arzettiğini belirterek şöyle diyor:

Hac farizesinin en önemli felsefelerinden biri, siyasi boyutudur ve siyasi boyutunun önemi ibadi boyutundan daha az değildir, nitekim siyasi boyutu, siyasi olmaktan başka ibadettir.

İmam Humeyni -ks- İslami büyük toplumların en büyük sıkıntısı başta Hac farizesi olmak üzere ilahi ahkamın felsefesini doğru biçimde idrak etmemiş olmalarından ibaret olduğuna inanıyor ve Hac farizesi içerdiği onca sır ve şifreye karşın halâ kuru ve faydasız bir amel gibi tanıtılmaya çalışmasından şikayet ediyor. İmam -ks- bu konuda da şöyle buyuruyor:

Hac, ilahi maarifin odağıdır ve içinde İslam siyasetinin muhtevasını hayatın tüm boyutlarında aramak gerekir. Hac, yaşam tarzıdır. Hac, tevhidî hayat kurma ve yaşama tarzıdır. Hac, Kur'an'ı Kerim gibidir ve herkes ondan yararlanabilir. Ruhsuz ve hareketsiz ve kıyamsız Hac, beraatsiz Hac, vahdetsiz Hac, küfür ve şirkin reddedilmediği Hac, Hac değildir.

Bu çerçevede İmam Humeyni -ks- müşriklerden beraat merasimi Hac farizesinin en önemli sosyal ve siyasi boyutlarından biri olduğuna vurguluyor ve bu muazzam toplantı ve kongrenin müşriklerden beraat ettiğini haykırarak Müslümanların birçok sorununa çözüm üretebileceğine inandığını kaydediyor. İmam bu konuda da şöyle buyuruyor:

Bugün Müslümanların ilk kıblesi, Batı Asya bölgesinin kanser tümörü  İsrail’in eline düşmüştür. Bugün siyonist İsrail, Filistinli ve Lübnanlı sevgili kardeşlerimizi var gücü ile kana bulamaktadır. Bugün Afrikalı Müslüman sesini yükseltmiştir. Hac farizesi ise bu mazlumane feryatlara cevap vermesi gerekir. Allah’ın evinin etrafından dönmek, Allah’tan başkasının çevresinde dönmeyin, yönünde bir mesajdır.

İmam Humeyni -ks- Kabe’ye tavaf etmeyi Allah tealaya yönelik sevgi ve gönül bağı ve Allah’tan başkasından ve müşriklerden beraat etmenin simgesi olduğunu belirterek şöyle diyor:

Allah’ın evini tavaf ederken gönlünüzü başkalarından men edin ve Hak tealaya yönelik aşkınıza paralel olarak irili ufaklı, her türlü tağuttan ve uzantılarından beraat edin, zira Allah teala ve tüm dostları onlardan beraat etmiştir ve dünyanın tüm hür insanları da onlardan beraat edenlerdendir.