İmam Humeyni –ks– mektebinde - 43
Bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni’nin -ks- takvalı olmak ve sade yaşamak hakkındaki görüş ve düşüncelerini ele almak istiyoruz.
Hatırlanacağı üzere, geçen bölümlerde dünyanın en büyük dini liderlerinden biri olan İmam Humeyni’nin -ks- dindarlık ve dini inançların alanında namaz, oruç, emri maruf ve nehyi münker, Hac ve cihat ve benzeri konularla ilgili görüş ve düşüncelerini ele aldık ve son bölümde ise İmam Humeyni’nin -ks- “Faydalı ilim” kavramı hakkındaki görüş ve düşünceleri ile tanıştık.
İmam Humeyni’yi -ks- dünyanın diğer siyasi liderlerinden farklı kılan en seçkin özelliklerinden biri ise İmam’ın takvası ve sade yaşam tarzıdır.
Bu çerçevede sohbetimizin başında da belirtildiği üzere İmam Humeyni’nin -ks- düşüncesinde takvanın ve sade yaşamın yeri ve İmam’ın bu yönde sülukunu ele almak istiyoruz.
Kuşkusuz İmam Humeyni’nin -ks- kişiliğinin bu boyutu ile tanışmak hepimiz için ibret verici olacaktır.
Dünyanın gelmiş geçmiş birçok filozofu ve hikmetli insanlarının görüşüne göre, insanın kemale ermesi yolunda en büyük engel fani dünyaya bağımlılık ve bu dünyaya gönül bağlamaktır. Kuşkusuz dünyanın şatafatına gönül vermek ve dünya malı aşkı insana musallat olursa, bu durum tüm insani değerleri etkisi altına alır ve bir başka ifade ile bu değerleri renksizleştirir. Bu yüzden filozoflara ve düşünürlere göre dünyevi ve maddi etkenlerin etkisinden kurtulmak için en iyi yol, takva ve sade yaşamaktır.
Takvalı insan dünyaya yönelik rağbetsizliği ile beraber hür bir insan olur ve gayet sade bir yaşam sürdürmeye başlar. Takvalı insan, marifetin zirvesine ulaşan pak bir insandır ve bir kaç sabahlık ömrüne doğru bir açıdan bakmaktadır. Oysa bu açı fani dünyaya gönül verenlerin gözünden kaçan bir açıdır.
Buna göre dost düşman, İmam Humeyni’yi -ks- tanıyan herkes, İmam’ın en seçkin özelliği takvası ve fani dünyadan bağımsız olmasıydı.
İmam Humeyni -ks- hiç bir maddiyatı umursamayacak ve dünyevi şatafata bulaşmayacak derecede maneviyatın cazibelerine kapılmış ve alemin melekutuna yaklaşmış ve dünyanın batını ile ilgili hakikatini idrak etmiş ve bağımlılık getirecek her türlü maddi durumdan kopmuş biriydi.
İmam Humeyni -ks- gayet sade ve teklifsiz bir yaşam sürdürüyordu. İmam -ks- bu yaşam tarzını Kur'an'ı Kerim tealimi ve Allah Resulü -s- ve başta İmam Ali -s- olmak üzere masum imamlardan oluşan dinin önde gelen büyüklerinin öğretilerinden öğrenmişti. Bir başka ifade ile İmam Humeyni’nin -ks- sade yaşamının kökleri, dini ve ilahi bakış açısına uzanıyordu.
İslam Peygamberi -s-, İmam Humeyni’nin -ks- sade ve takvalı yaşamında örnek aldığı şahsiyetlerden biriydi. İkinci Halife şöyle anlatıyor:
Günlerden bir gün Resulullah’ın -s- odasında huzuruna çıktım. Allah Resulü -s- bir hasırın üzerinde uzanmış ve hasır yan tarafında iz bırakmıştı. Resulullah’ın -s- yiyecek olarak birikimi de bir iki avuç arpa ve bir avuç tereden başka bir şey değildi. Bu manzarayı görüne gözlerim yaşardı. Allah Resulü -s- buyurdu: Ey Hattab’ın oğlu, neden ağlarsın? Ben de şöyle arz ettim: Neden ağlamayayım ki? Sen Allah’ın seçtiği peygamberisin ve bu da senin yiyecek olarak birikimin, oysa Hüsrev ve Kayser bol nimetlerden ve meyvelerden yararlanıyorlar. Resulullah -s- şöyle buyurdu: Ey Ömer, yoksa dünya onların ve ahiretin de bizim olmasından hoşnut değil misin?
Allah Resulü’nden -s- başka, İmam Ali’nin -s- dünya görüşü de İmam Humeyni’nin -ks- takvalı ve sade yaşamının şekillenmesi ve bu yönde düşüncesinini gelişmesinde etkili olmuştur. İmam Ali -s- Allah Resulü’nü -s- ve sade yaşamını şöyle anlatıyor:
Allah Resulü -s- dünyadan ağzını dolduracak kadar yemedi ve bu dünyaya gözünün yan köşesinden baktı; iki yanı tüm insanlardan daha fazla zayıf ve karnı herkesten daha fazla boştu; ona dünyayı vermek istediler, ama kabul etmedi; her zaman yerde oturur ve yemek yerdi ve köleler gibi sade bir şekilde otururdu; pabucunu kendi elleri ile yamar ve elbisesini kendi eliyle dikerdi. Evinin kapısında desenli bir perde vardı; eşlerinden birine şöyle buyurdu: Bu perdeyi kaldır ve benim gözümün önünden uzaklaştır, zira ne zaman gözüm ona düşünce bu dünyayı ve ziynetlerini hatırlatıyor bana. Allah Resulü -s- dünyadan gönlünü kapardı ve hiç bir zaman bu dünyaya gönül bağlamadı.
İmam Humeyni -ks- yaşamı boyunca takvaya ve sade yaşam tarzına bağlı kaldığı gibi, ulemanın ve din adamlarının dünyaya gönül vermelerinden de derin kaygı duyuyor ve sürekli onları dünya ve cilvelerine gönül vermeleri ve talebe gibi yaşamaktan uzaklaşmaları konusunda uyarıyordu.
İmam Humeyni -ks- sürekli İslami nizamın yöneticileri ve ulemayı lüks yaşama kapılmaları konusunda uyarırken şöyle buyuruyordu:
Ben ulemanın başarı sırrını ve İslami toplumlarda nüfuz etmelerini bu kesimin ilmi değerleri ve takvalarına bağlıyorum ve şimdi de bu değerler unutulmadığı gibi, geçmişe kıyasla daha fazla önemsenmeli. Dünyada hiç bir şek ulemanın dünyaya düşkünlüğü kadar çirkin olamaz ve yine dünyataleplik kadar hiç bir şey ulemayı kirletemez.
İmam Humeyni -ks- bir başka yerde de ulemanın ve din adamlarının sade yaşamaları ve takvalı olmaları konusunda şöyle buyuruyor:
Yaşlı bir babanız olarak tüm sevgili ulemadan ve evlatlarımdan, Allah teala ulemayı ve din adamlarına minnet koyarak bir ülkenin yönetilmesini ve enbiyanın risaletini tebliğ etme görevini onlara emanet ettiği bir dönemde diyanetlerinden uzaklaşmamalarını ve ulemanın ve İran İslam Cumhuriyeti nizamının şanına ve itibarına yakışmayan dünyanın şatafatına yönelmekten kaçınmalarını istiyorum. Zira ulema için ve dünya ve ahiretleri için hiç bir afet ve tehlike, fani dünyada refah doğrultusunda hareket etmeleri kadar tehdit oluşturamaz. Hamd olsun sorumlu din adamlarımız takva konusunda sınavlarını başarılı geçirmiştir, ancak İslam’ın ve din adamlarının yeminli düşmanları bundan böyle siz hidayet ve nur öncülerinin imajını zedelemek için boş oturmayacaktır ve en ufak bahane ile sizin itibarınızı zedelemeye çalışacaktır, ki inşaallah bunda başarılı olamayacaktır
Aslında İmam Humeyni’nin -ks- İslami nizamın yöneticilerine takvalı olmaları ve sade yaşamaları yönündeki tavsiyeleri ve vurgusu, İmam Ali’nin -s- kendi iktidarı döneminde valileri ve işgüzarlarına yönelik tutumundan örnek alınan bir davranıştır
İmam Ali -s- takva, kanaat ve sade yaşam tarzının en güzel örneklerinden biriydi. Günlerden bir gün İmam Ali -s- atadığı işgüzarı Osman bin Hanif Ensari’nin Basralı bir gencin düğün merasimine katıldığını, düğün meclisinde büyük israf yaşandığını öğrenince hemen ona bir mektup yazdı ve söz konusu merasime katıldığı için serzeniş ederek kendi yaşamını şöyle anlattı: Ey Osman, şunu bil ki her Müslümanın izlemesi ve onun nuru ile aydınlanması gereken bir önderi vardır. Şimdi bil ki senin bu dünyadaki önderinin elbisesi yünden yamalı bir elbise ve yemeği de arpa ekmektir ve sürekli bunlarla yetinmektedir. Ancak eğer siz bu şekilde yaşayacak olursanız, bana takvada, hak yolunda emek harcamakta ve adaleti yerine getirmekte yardımcı olamazsınız. Allah’a and olsun ben bu dünyada ne dinar, ne dirham ve ne de altın biriktirdim ve ganimetlerden servet sağladım ve şu eski elbisemden başka kendime başka bir elbise tedarik gördüm. Eğer irade edersem, temiz balla buğday ekmek ve altın ve ipekten elbiselerden yararlanabilirim, fakat elimi bu tür şatafatlı arzuların üzerinden kestim ve şimdi hırs ve hevesle ağzımı hoş ve tatlı yiyeceklerle tanıştırmaya hiç bir rağbetim yoktur.
Takva ve sade yaşam tarzı, İmam Humeyni’nin -ks- siyasi yaşamı boyunca hiç taviz vermediği özellikleriydi. Buna göre bugünkü yöneticilerin de bu bağlamda İmam’ı -ks- örnek almaları gerekir. İmam Humeyni -ks- hatta İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonra İslami vatana geri dönüşü sırasında ve bu yüzden halkın şevk ve heyecanı doruk noktasına ulaşmasına rağmen sadeliğini korudu ve birçok şatafatlı durumdan uzak durdu. İmam -ks- hatta vatana geri dönüş için özel protokol merasimi düzenlenmesine müsaade etmedi ve şöyle buyurdu: Yoksa (kral) Kuroş’u mu İran’a getiriyorsunuz?... Bir talebe İran’dan ayrılmış ve şimdi aynı talebe İran’a geri dönüyor. Ben ümmetimin arasında olmak ve velev ki çiğnenecek olsam bile, ümmetimle beraber olmak istiyorum.
İmam Humeyni’nin -ks- sade ve her türlü şatafattan uzak yaşamı yabancı ziyaretçilerini de hayrete düşürüyordu. Örneğin Binbaşı Hüseyin Murtazi şöyle anlatıyor: Behmen ayıydı. Şafakta on gün etkinlikleri çerçevesinde başka ülkelerden gelen yirmi otuz kadar yabancı konuk İmam’ın huzuruna çıkmıştı. Konukların arasında Amerikalı bir Müslüman da vardı; yaşlı, parlak yüzlü ve uzun sakallı biriydi. Konukların görüşmenin sonunda İmam’ın elini öpmeleri kararlaştırılınca bu adam ağlamaya başladı, hem de acayip bir şekilde ağlıyordu, öyle ki odada bulunan herkes onun ağlamasından etkilendi. Daha sonra İmam’ın evinin bulunduğu yere geldiler. Çat pat İngilizce ve Arapça konuşan Amerikalı yaşlı adam bize şöyle sordu: “Beyt’ul Humeyni küllen? Yani Humeyni’nin evinin hepsi bu mu? Biz de evet, dedik. Biz evin bahçesinin üzerini çadırla kapatmıştık ki bahçenin havası İmam için sıcak kalsın. Adam bahçeye girince hayret içinde sağa sola bakıyor ve sürekli Beyt’ul Humeyni? yani Humeyni’nin evinin hepsi bu kadar mı, diye soruyordu. Adam daha sonra da İmam nerede? diye sormaya başladı. Biz de işaret diliyle, bekle şimdi gelir, diyorduk. Aslında bu adam için tüm dünyayı bir tek mesajı ile sallayan İslami toplumun liderinin evi bu kadar sade olması ve buradan İslami toplumu yönetmesi şaşırtıcı bir durumdu. Ve yine daha da ilginç olan durum, İmam gelene kadar bu adamın sürekli ağlamasıydı. İmam gelince adam göz yaşları içinde İmam’ın elini öptü ve İmam’ın önünden de geri geri giderek çekildi. Bu adamın ağlaması ve İmam’ın evini görünce şaşırması çok ilginç bir olaydı.