Nisan 11, 2020 21:20 Europe/Istanbul

Bu bölümde soğuk alma hastalığının yan etkileri, tedavisi ve püf noktalarını gözden geçireceğiz.

Genel olarak soğuk alma ve grip, kış mevsiminde yaygın hastalık olarak göze çarpmaktadır. Soğuk algınlığı ve grip virüsleri genellikle burun delikleri aracılığı ile vücuda girerler. Burun deliklerinin iç yüzlerinde karmaşık bir savunma mekanizması görev yapsa da ancak soğuk havadan dolayı bir mekanizma doğru düzgün çalışamamaktadır. Böyle bir durumda virüsler daha fazla balgam ve sümüklerde kalıp vücüda girmek için iyi bir fırsat yakalarlar. Ayrıca kış mevsiminde ultraviyole ışınları yaza göre daha azdır. Bilindiği üzere ultraviyole ışınları vücuttaki D vitamininin üretiminde çok etkilidir. D vitamini ayrıca mikroplara karşı faaliyet yapan moleküllerin üretiminde de büyük paya sahiptir. Bundan dolayı çoğu uzmanlar soğuk mevsimlerde ve aylarda tamamlayıcı olarak D vitaminin kullanılmasının grip ve soğuk algınlığını önleyebileceğini düşünüyor. 

Son zamanlarda yapılan bir araştırmanın sonucu ise D vitaminin tamamlayıcı besin maddesi olarak alınmasının soğuk algınlığı ve gribin önlenmesine bir işe yaramadığını gösteriyor. Böylece bu alanda tam bir kafa karışıklığı söz konusudur. Kış ve sonbahar mevsimlerinde grip ve soğuk algınlığı hastalıklarına yakalanmakta ve bu hastalığın yayılmasındaki önemli etkenlerden biri de kişilerin uzun süreliğine kapalı alanlarda kalması ve uygun temiz ve taze havadan uzak kalmalarıdır. 

Şimdi de ne zaman doktora baş vurmamız gerektiğini bilmek istiyoruz. Soğuk algınlığınız 10 günden daha uzun sürerse, kulak ağrısı veya burun ve kulaktan akan sarımsı sümük veya balgamla karşılaşırsanız, alnınızda ciddi ağrı hissi duyuyorsanız, 38 dereceyi aşan ateşiniz varsa, sesiniz gürleşip tutulmuşsa, boğazınız sızlayıp sürekli öksürürseniz muhakkak hekime baş vurmanız gerek. Ancak çocuklarda durum daha farklı olabilir. Anılan belirtilerin yanı sıra 3 günden fazla süren ateş, kusma, karın ağrısı, anormal uykulu olma, ağır baş ağrısı, zorlukla nefes alma, göğüs hırıltısı,iştahsızlık varsa muhakkak doktora baş vurulmalıdır. 

Soğuk algınlığı virüsü sık sık şekil değiştirdiğinden dolayı ve yeni bir yapıya büründüğünden dolayı bir kişiyi bir yıl içerisinde defalarca kurban edebilir. Bu hastalığın aşısı olmadığından dolayı da bu hastalığa yakalanmayı en aza indirmek için önleyici girişimlerde bulunulmalıyız. Sohbetimizin devamında bu girişimlerden söz edeceğiz. 

Her zaman hastalıkları önlemenin, hastalıkları tedavi etmekten daha rahat olduğu söylenmektedir. Özellikle de soğuk algınlığı gibi bir hastalıkta, en iyisi bu hastalığa yakalanmamak ve önleyici girişimlerde bulunulmasıdır. Soğuk almış kişilerden, öksüren ve hapşıran insanlardan en az 30 santimetrelik arayı koruyun. Kapalı ve kısıtlı bir alanda iseniz yüzünüzü çevirebilirsiniz. Tabii hastanın bu hareketinizden dolayı üzülmemesine özen gösterin. Hasta kişiden öksürürken, hapşırırken ağzına mendi tutmasını böylece virüsün yayılmasını engellemesini isteyin. 

En önemli işlerden biri de ellerin sık sık yıkanması ve çocuklara da bu alışkanlığın kazandırılmasıdır. Tabii burada hastalık derecesine varan bir titizliğe yakalanmamak için de özen göstermeliyiz. Soğuk algınlığı virüsü yaklaşık 3 saat boyunca yayıldığı noktada hayatına devam edebilir. 

Virüslü eşyalara dokunan eller daha sonra virüsü, burun, göz ve ağza taşır. 

Kuru bir ortamda, hava dolaşımının sağlanmadığı bir ortamda virüsler hızlı bir şekilde vücuda girerler. Bu yüzden evde ve iş yerinde buğu, buhar ve nemlendirici makineleri ya da su kaynatarak ortamı biraz nemli tutmamız şart. 

 

Bunların yanı sıra vücudumuzun rutubetini korumak için bolca sıvı tüketip doğal ve yeterli salgı sürecini sağlamamız gerekiyor. Birisi bizim yakın çevremizde hastalığa yakalanmışsa onun eşyalarını hiçbir şekilde kullanmamamız gerekiyor. Hastalığa yakalan kişi bile kendi eşyalarını sık sık su ile yıkayıp dezenfekte etmesi gerekiyor. Hasta kişinin de maske takması şart. Bulaşık teli ve süngerinin temiz tutulması da virüsün taşınmasını önleyecektir. 

Soğuk almışsanız muhakkak hasta iznini kullanmanız gerekiyor. Hastalanmışsanız iş yerine gitmemeniz gerekiyor. Çünkü bu hem sizin hem de meslek arkadaşlarınızın yararına . Ayrıca çocuğunuz hastalanmışsa ona evde bakmanız daha uygun. Onu kreşe veye okula göndermeyin. Onun burnu ve boğazını  buğu makinesi aracılığı ile nemli tutmaya çalışın. Bir çay kaşığı tuzu bir bardak suyla karıştırıp boğazınızı sık sık çalkalayın. Sonunda da meyva suyu, çay, bal ve çorbalar tüketmeye çalışın. 

Her kişi bu sade ilkelere uyarsa mutlaka olağanüstü sonuçlarla karşı karşıya kalacaktır. 

 

Soğuk algınlığından korunmak için iyi beslenmeniz şart. Susam çekirdeği, ay çekirdeği, balkabağı çekirdeği, omega 6 asitleri zengini kaynaklardır. Ayrıca kral uskumru, alabalık ve sardalya balıkları ayrıca keten tohumu da Omega 3 zengini besin maddeleridirler. Bu maddeler solunum sistemini güçlendirerek soğuk algınlığı riskini azaltmaktadır. C vitamini ve de çinko vitamininin de düzenli bir şekilde alınması soğuk algınlığının şiddetini azaltıp bu hastalığın süresini de kısaltır. Dolma biber, karnabahar, patates gibi sebzeler, portakal, greyfurt, tatlı limon, çilek gibi meyveler bolca C vitamini içermektedir. 

Burada önemli olan bir başka nokta da çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarının çoğunun A vitaminin az kullanımı ile alakalı olmasıdır. Havuç, balkabağı, kaysı, mango gibi meyveler, özellikle de maydanoz gibi koyu renkli sebzeler, ciğer, balık türleri, tereyağı ve yumurtada bolca A vitamini bulunmaktadır. Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için et, sür, tahıl ürünleri ve bakliyat tüketmeniz şart. Böylece vücudunuzun ihtiyaç duyduğu E, B6 ve B5 vitaminlerini karşılayabilirsiniz. Bunların yanı sıra yüksek derecede folik asit içeren ekmek, pancar ve fasulyeyi de tüketmeniz şart. Buna karşın konservelerden uzak durmanız gerekiyor. 

Tavuk çorbası ise enfeksiyon ve iltihap karşıtı bir ilaç misali görev yapar. Bu çorba burun yolu ile balgamın boşaltılmasını hızlandırıp konjesyonun iyileşmesine yol açar. Unutulmamalıdır ki alkol almak ve sigara içmek de soğuk algınlığının belirtilerini daha da belirginleştirir. Bunların yanı sıra oturduğunuz odanın çok sıcak ve havasının kuru olmamasına özen göstermelisiniz. Bunun için nemlendirici cihazlardan yararlanabilirsiniz. 

Tabii nemlendirici cihazı da temiz olması şart. Böylece mikropların toplanması da önlenecektir. Sıcak tuzlu su karışımının kullanılması veya limon ve bal karışımının tüketilmesi de boğaz ağrısı ve öksürüklerin azaltılmasında etkilidir. 

Tuzlu su içeren ilaçlar da burun tıkanıklığını giderebilir. Bu ise özellikle de çocukların ve bebeklerin beslenme ve uykusunu olumlu yönde etkiler. 

Kimi doktorlar ve kimi kişiler bile başına buyruk bir şekilde virüslü ve bakteriyel hastalıkların tedavisi için Dexamethasone'u önerir. Halbuki kişi daha sıradan ilaçlar ve dinleme aracılığı ile tedavi görürse daha erken iyileşir. Dexamethazone soğuk algınlığının bir kaç gün içerisinde belirtilerini giderebilir ancak hastalık hastanın vücudunda gizli olarak kalmaya devam edecek ver bir süre sonra tekrar baş gösterecektir. 

 Son nokta ise son zamanlarda San Francisco'daki Californiya devlet üniversitesinde ve Stanford Üniversitesindeki tıp alanı uzmanlarının soğuk algınlığı ve felce yol açan virüslerin yok edilmesi için yöntemler bulduklarıdır. Bu araştırmacılar genetik mühendisliği aracılığı ile soğuk algınlığına yol açan proteinin deney fareleri vücudundaki üretimini durdurabildiklerini duyurmuşlardır. Stanford Üniversitesi yetkililerinin söylediğine göre bu genetiğin yoksunluğu, fareleri bu virüs karşısında tamamen bağışıklı hale getirmiştir. Bu bilim adamları bu yöntemle soğuk algınlığının önlenmesi ve tedavisi için de ilaç üretebileceklerini umut ediyorlar. Bu araştırmanın sonucu ise Nature Micorbiology dergisinde yayımlanmıştır.