Sağlık Bülteni-25
Bu bölümde ağız ve diş hastalıkları ile ilgili konuşacağız.
Ağız ve diş hastalıkları insanların sık yaşadığı sorunlardandır. Kişiler ağız ve diş hastalıkları konusunda en azından diş çürümesi ve diş eti sorunlarından birini yaşamışlardır. Kişilerin beslenme tarzları ve alışkanlıkları, ağız ve diş hijyenine dikkat edilmemesi, çocuklarda dişlerin sağlık durumu ve önemine ilgisiz kalınması, ağız ve diş hastalıklarının asıl sebeplerindendir.
Bir diğer yandan ise diş hekimliğinin sunduğu hizmetler de genelde zaman alıcı ve pahalıdır. Bu yüzden bu hastalıkları önlemek daha önemlidir. İşte sohbetimizin devamında biz de sizi ağız ve diş hastalıkları ve sorunları ile daha fazla tanıştırmak ve önlemek için gereken tüyoları vermek istiyoruz.

Diş çürümesi olayında diş minesi adı ile bilinen sert katmanın ardından dentin diye bilinen dişin temel tabakası çürütme bakterilerinin salınımları, kalsiyum ve fosfor maddeleri yüzünden bozulur ve kademeli olarak yok olur. Dişin çürümesi aslında geri dönülmez bir aşamadır. Ancak minenin asitler ile bozulup yok oluşlarını özel dokular ile yeniden düzeltmek mümkün.
Diş tacının çürümesi vaktinde önlenmezse veya eski haline getirilmezse çürüme süreci dişin kökünü de etkileyecektir. Bu da daha zor bir tedavi süreci gerektirmektedir. Bu durumda dişin sinirleri alınmalı ya da daha kötü durumlarda dişin çekilmesi gerekir.
Diş minesinin çürüme sonucu renk değiştirmesi, dişin delinmesi, dişin soğuk, sıcak, ekşi ve tatlı şeyler yenirken ağrıması ve aşırı duyarlı olması, bir şeye baskı uygularken dişlerin ağrıması, ağzın kökü kokması, besin maddeleri parçalarının dişlerin arasına sıkışması ve diş ipinin yırtılması durumları ile karşılaşılabilir.
Diş çürümesinde farklı etkenler söz konusudur. Bir süre dişlerinizi temizlemediğinizde, mikroplar da dişin üzerinde bir katman oluştururlar. Buna mikrobik katman denir. Mirkop plakları, bir sürü mikrobun ve ağız hücrelerinin bir araya gelmesi ile oluşan yumuşak ve koyu renkli bir katman olup dişe öyle yapışır ki kolay kolay silinmez.
Zaman içerisinde oluşan bu plaklar daha fazla mikrobu içine alır ve sonunda da hastalığa neden olma riski artar. Karbonhidrat içerikli besin maddelerinin tüketimi mikrop plaklarında bulunan mikropların bu maddelerden beslenmelerine şans tanır. Bu maddeleri tüketen mikroplar ise asit üretmeye başlarlar. Bu asit ise diş minesini çürütür ve sonuçta diş çürümesine yol açar. Bu çerçevede herkesin ağzında belli savunma unsurlarının da var olduğu söylenmelidir. Tükürük salınımı, ağızdaki hücreler, ağzın şekli ve bölümleri, dişlerin dizilişi, cinsi ve benzeri durumlar da çürüme olayında etkilidirler. Tabii diş çürümesi günübirlik olarak ortaya çıkmaz. Minenin bozulması ve çürümesi için uzun bir zamana ihtiyaç vardır.
Genetik, beslenme tarzı, hayat tarzı ve ağız ve diş sağlığına dikkat edilip edilmemesi diş çürümesi tehlikesini arttırmaktadır. Dişlerin doğru bir şekilde uygun zamanda fırçalanması mikrop plaklarının oluşmasını engelleyebilir. Ayrıca diş ipi ve ağız gargaraları ve bakım suyunun kullanılması, beslenirken daha az karbonhidratlı maddeler alınması ve tütün ürünlerinin kullanılmaması bu hastalığın önlenmesinde faydalıdır. Ayrıca doktorların tavsiyeleri üzerine kullanılan özel diş temizleyici maddeler, diş yüzeylerindeki açıkların kapatılması ve boşlukların doldurulması ve düzenli olarak diş hekimine baş vurulması diş çürümesini önleyip geciktirebilir.

Diş apsesi ise dişin kökünün etrafından veya içinde oluşan kirli sıvı içeren boşluktur. Apse genellikle diş çürümesi sonucu ortaya çıkıp kademeli olarak diş minesi ve dentini bozar ve mikroplara dişin beyni sayılan palplara saldırmasına zemin hazırlar. Bu sürecin sonucunda da ağrılı apseler oluşur. Isırma, yemek yeme ve dokunulduğunda dişlerin ciddi şekilde ağrıması, dişlerin gevşemesi, dişetinin kızarması ve şişmesi, dişin sürekli ve darbe alarak ağrıması, hasar görmüş dişin gevşemesi, ateş ve baş ağrısı, ağzın kökü kokması ve dişeti iltihapları diş apsenin yan etkilerinden olabilir.
Diş apsesi sonucu meydana gelen enfeksiyon etraftaki dokulara bulaşırsa ağız ve boyun bölgelerinde bulunan salgı bezleri bile şişebilirler. Ağzın sağlığına önem verilmesi, dişeti ve dişlerin her yemek ve yiyeceğin tüketilmesinin ardından temizlenmesi bu alanda ciddi bir şekilde önleyici olabilir. Ayrıca düzenli olarak diş hekimine baş vurulması gerekir.
Pamukçuk ağızda oluşan mantarların ağız mukozasında yaptığı enfeksiyondur. . "Pamukçuk" adı genelde bebeklerin ağzında görülen enfeksiyon için kullanılmakla beraber yetişkinlerin ağzında veya boğazında meydana gelen kandida enfeksiyonları için de kullanılır. Ayrıca ağızda yararlı bakterilerin yok olması ve kandida mantarlarının artması ile bu durum ortaya çıkar. Bunun yanı sıra kimi antibiyotikler de ağzın doğal organizmal dengesini bozabilir ve bu soruna yol açabilir. Bebekler doğduktan bir kaç saat veya bir kaç gün sonra da bu sorun belirebilir. Yaşlı olanlar da vücutlarındaki düşük doğal bağışıklık yüzünden bu sorunu yaşayabilirler.
Kötü beslenme ve özel hastalıklar yaşamak bağışıklık sistemini zayıflatabilir. Bu durumda bu hastalıklara yakalanma riski de artar. AİDS, protez diş iltihaplanması, steroid içerikli ilaçların tüketimi de bu durumda etkilidir. Bebekler, diyabet sorunu yaşayan yetişkinler, metabolizma sorunlu insanlar, ağız kuruluğu yaşanan kişiler, antibiyotik ilacını sık kullanan, kemoterapi gören ve uyuşturucu madde bağımlısı kişiler de pamukçuk sorunu yaşayabilirler. Kimi zaman pamukçuk sorunu cilt, gırtlak, sindirim sistemi veya solunum sistemini de etkiler. Ağız ve diş sağlığına dikkat edilmesi ve gerekli olmayan antibiyotiklerin tüketilmesinden sakınılması pamukçuğu önleyebilir.
Diş hekimliğinde “Xerostomia” olarak adlandırılan ağız kuruluğu, ağız içi florasından, diş etlerinde oluşan rahatsızlıklardan, tükürük bezlerinde oluşan rahatsızlıklardan ya da kullanılan ilaçların yan etkilerinden dolayı oluşabilmektedir. Ağzın kuruması, konuşurken veya yemek yerken sorun yaşamak, dilin veya boğazın kuruması, dudakların çatlaması, ağızda yara oluşması, ağız sızlaması, ağzın kötü kokması, sürekli susamak, bu sorunun belirtilerinden olabilir.

Kimi anti depresif, anti histamin ve dekonjestan ilaçlarının alınması, ishal, adale gevşeten, tansiyon, idrar kontrolü, parkinson, AİDS ve diyabet ilaçları da ağız kuruluğu sorununu ortaya çıkarabilir. Ayrıca yaşın ilerlemesi, kemoterapi ve ilgili ilaçları, Sjögren sendromu, diyabet, AİDS, anksiyete, depresyon, parkinson, bakteriyal ve virüs enfeksiyonları, tütün ürünleri tüketimi de bu durumu kötü yönde etkileyebilir. Kimi durumlarda da tükürük bezi bozuklukları bu duruma yol açabilir.
Ağız kuruluğunu önlemek için günlük olarak üç kez dişler fırçalanmalı, yeteri kadar su içilmeli, şekersiz sakız çiğnenmeli, yılda en az iki kez diş hekimine baş vurulmalı, çay, kahve ve kola gibi içeceklerin tüketimi en aza indirilmeli, tütün ürünlerinden uzak durulmalı ve odada buhar ve nemlendirici makineler kullanılmalı, ağız yıkayıcı ve diş ipinden yararlanılmalıdır.
Gingivitis, (Diş eti iltihabı) diş eti hastalığının (periodontal hastalık) yaygın ve hafif bir şeklidir ve diş etinizin diş çevresindeki diş etinin tahriş, kızarıklık ve şişmesine (iltihap) neden olur. Diş eti iltihabını ciddiye almak ve derhal tedavi etmek önemlidir. Bakteriyel kronik faaliyetler sonucu diş eti tedricen dişlerden ayrılır ve aralarında ufak çukurlar ve boşluklar oluşur. Bakteriler ise bu alanlarda toplanır. Sonuçta plakların oluşması ile diş etleri ve dişlerin arası daha da açılır. Bu hastalık genellikle ağrısız olur. Çok az durumlarda ateş de görülür. Ağzın kötü kokması, kendiliğinden veya az bir dokunuş ile dişetlerinin kanaması, iltihaplanma, kızarıklık ve dişetlerinin yumuşaklığı da bu hastalığın belirtilerinden olabilir.
Uzmanlar, kurşun ve bismutlu ortamda bulunulması, lösemi gibi kan hastalıkları, dişlerin üzerinde plakların olması, uygunsuz beslenme tarzı, özellikle de vitaminlerin eksikliğinin de bu hastalığa yol açacağını belirtiyorlar. Bu hastalığı önlemek için ağız ve diş sağlığına dikkat edilmeli, günlük olarak diş ipi kullanılmalı, yılda en az iki kez diş hekimine baş vurulmalı, uygun beslenilmeli, floridli diş macunu kullanılmalı, dişlerin plakları temizlenmeli, diş çürümeleri tedavi edilmeli ve tütün ürünlerinden uzak durulmalıdır.

Dudak damak yarığı embriyolojik dönemde çeşitli nedenlerden dolayı bebeğin yüz bölgesindeki yapıların birleşme kusuru nedeniyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Türkçede, halk arasında tavşan dudaklılık olarak bilinir.
Uterus içi yaşamda, fetüsün dudak yapısını oluşturan hücrelerin birleşmesi 4 veya 5. haftada, damak yapısını oluşturan hücrelerin birleşmesi ise 8 veya 9. haftada başlamaktadır. 12. haftanın sonunda, fetüsün damak ve dudak dokularının birleşmesi tamamlanmış olur. Birleşmenin tam olarak sağlanamaması durumunda fetüste oral yarıklar meydana gelir.
Bu anadan doğma hastalık kişinin sağlığını pek etkilemez ve sonuçta cerrahi aracılığı ile tedavi edilir. Hamilelik çağında kimi özel ilaçların alınması, hamilelik döneminde alkol ve uyuşturucu tüketilmesi, aynı dönemde sigara içmek veya sigara dumanına maruz kalmak veya hamilelik dönemi enfeksiyonlar, ailevi ve genetik sorunlar da bu hastalığa yol açabilir.

Dudak damak yarığı sorununu ayrı bir şekilde yaşayan bebekler genellikle yeme ve içmede pek sorun yaşamazlar. Ancak çocuk dudak ve damak yarığı sorununu aynı zamanda yaşarsa beslenmekte de sorun yaşayabilir. Çoğu durumlarda bu hastalığın nedeni belirsizdir. Çoğu uzmanlar ise daha çok genetiğin ve çevresel etkenlerin bu hastalığın belirmesinde etkili olduğunu düşünüyorlar. Genel olarak ailede böyle bir durum görülmüşse doğacak bebekte de bu durumun görülmesi muhtemeldir.