Ortadoğu Gelişmeleri
Ortadoğu bölgesinin geçen haftaki en önemli gelişmelerini gözden geçireceğiz.
Bugünkü bültenimizde ilkin uluslararası camianın Filistin işgalinin sürmesine gösterdiği tepkilerin ve Filistin milletine verilen simgesel desteklerin ve korsan İsrail’e yönelik ifade edilen kin ve nefretin etkisi altında olan Filistin gelişmelerini gözden geçireceğiz ve ardından bölgede Bahreyn, Suriye ve Irak gelişmelerini ele almak istiyoruz.
Geçen hafta uluslararası camianın başta Filistin milletinin siyonistlerin işgalciliğine karşı direniş hakkı olmak üzere çeşitli haklarına yönelik destekleri ve yine uluslararası camianın korsan İsrail’in işgalci ve yayılmacı politikalarına tepkisi, medyanın en önemli gündemlerinden biriydi.
Bu çerçevede BM genel sekreteri Ban Ki Moon bir kez daha siyonist rejimin yerleşke inşaatını ve işgalci politikalarını sürdürmesine karşı muhalefetini dile getirerek, beşerin bir özelliği de işgale karşı direniş olduğunu ve Filistin milleti siyonist işgalcilere karşı direniş hakkına sahip olduğunu, bu direniş uluslararası hukukta tanınmış bir hak olduğunu vurguladı.
Gerçekte korsan rejim İsrail, Filistin milletine yönelik cinayetleri ve yayılmacı politikaları yüzünden uluslararası arenada en sert eleştirilere ve tepkilere maruz kalınca, bu kez büyük bir sahtekarlık örneği sergileyerek, gerçekleri ters yüz göstermek ve provokasyonları ile işgalciliğini örtbas etmeye, mazlum Filistin milletine karşı işlediği cinayetleri haklı göstermeye çalışarak uluslararası camiadan yayılmacı politikalarına destek çıkarmaya çalışmaya başladı. Ancak eli kanlı rejimin bu tür sahtekarlıkları uluslararası camianın sahtekar ve işgalci rejime tepkilerinin artmasına neden olurken, Tel aviv’in beklentilerinin aksine bu rejimin daha da inzivaya itilmesine yol açtı. Gerçekte son dönemde uluslararası arenada katil ve işgalci rejime karşı yükselen kin ve nefret dalgası Tel aviv elebaşlarını derinden kaygılandırmaya başladığı anlaşılıyor.
Aslında son aylarda mazlum Filistin milletinin başlattığı Kudüs intifadası ve yeni tur direnişi, korsan İsrail’in işgalciliği ve yayılmacılığı ile ilgili hesaplarını bozmakla beraber dünya genelinde Filistin milletinin haklarına destek dalgasını ve korsan İsrail’den de nefreti tırmandırmaya başladı.
Öte yandan Filistin milletinin haklarına verilen destek dalgasının yükselmesine paralel olarak siyonist rejime karşı yaptırım dalgaları da yükselmeye başladı. Haber kaynakları ise yaptırımların şiddetlenmesi eli kanlı rejimin ekonomisine ağır darbeler indirdiğini belirtiyor. En son korsan İsrail etnik güvenlik etüt merkezi Başkanı bu rejimin son uluslararası yaptırımlar yüzünden 31 milyar dolarlık zarara uğradığını açıkladı.
Korsan İsrail uluslararası camiada her geçen gün daha da inzivaya itilirken, haber kaynakları Filistin özerk teşkilatı Latin Amerika bölgesinde ilk büyükelçiliğini açtığını duyurdu. Siyonist rejim medyasından Times Israel, Filistin özerk teşkilatının özel temsilcisi Brezilya’nın başkentinde düzenlenen, üst düzey Brezilyalı yetkililerin ve bu ülkede yaşayan Arap topluluğunun temsilcileri ve bazı Arap ülkelerin elçilerinin katıldığı törenle Filistin’in latin Amerika bölgesindeki ilk büyükelçiliğini açtığını yazdı.
Filistin’in Brezilya’da büyükelçiliğinin resmen işe başlaması, Brezilya yönetimi ile Tel aviv hala Batı Şeria da siyonist yerleşkeler konseyi başkanlığını yürüten Dany Dayan’ın İsrail’in Brezilya’ya atadığı yeni büyükelçisi olması konusunda anlaşmazlık yaşadıkları bir sırada gündeme geliyor. Korsan İsrail geçen Aralık ayından beri Brezilya’da büyükelçisi bulunmuyor.
Geçen hafta Bahreyn milletinin bu ülkede başlattığı haklı kıyamının yıldönümüne yaklaşıldığı bir sırada Bahreyn gelişmeleri kamuoyunun dikkatini daha fazla çekmeye başladı. Bu çerçevede bölge halkı Bahreyn gelişmelerini daha büyük bir hassasiyetle izler oldu.
Bahreyn halkı başlattıkları inkılabın beşinci yıldönümünde zalim Halife rejimini Alî kentinde düzenledikleri eylemle protesto etti. Protestocular geçen Perşembe günü düzenledikleri eylem sırasında Bahreynli inkılapçıların katilleri cezalandırılsın yazılı plakartlar taşıdı. Bahreyn halkı ayrıca 14 Şubat inkılabının beşinci yıldönümünü anmak için hazırlıklı olduklarını haykırdı.
Öte yandan Bahreyn’in Şehrekan ve Buri gibi bir çok kenti de protesto eylemlerine sahne oldu. Protestocular Nemer itaatsizliği başlığı altında sivil itaatsizliği eylemine katılmaya hazır olduklarını belirtti.
Bahreynli inkılapçı gruplar bu ülkede başlattıkları inkılabın yıldönümünü anmak için sivil itaatsizlik çağrısı yaptı. Bahreyn halkı 14 Şubat 2011’den beri zalim halife rejiminin despot politikalarına itiraz ediyor ve ülkelerinde özgürlük ve demokrasi ve adaletin yanı sıra, ayrımcılığa son verilmesini istiyor. Ancak halife rejimi kendi halkının haklı taleplerini Arabistan gibi despot rejimlerin işbirliği ile bastırıyor.
Uluslararası hukuk kurumları ise BM insan hakları konseyi gerçekleri araştırma komisyonunun kurulmasını ve Bahreyn’de insan hakları ihlallerinin araştırılmasını istiyor. Geçen hafta 16 hukuk kurumu BM insan hakları konseyi üyelerine yazdıkları mektupta Bahreyn’de ifade özgürlüğünün çiğnenmesi, siyasi aktivistlerin ve insan haklarını savunanların haklarının ihlal edilmesi veya işkencelere maruz kalmaları ve idam cezasından tutun vatandaşlıktan çıkarılmak gibi haksız cezalara çarptırılmalarından duyduklarını kaygıyı dile getirerek uyarıda bulundu.
Söz konusu hukuk kurumları mektupta BM özel temsilcisinin atanmasını ve Bahreyn’de hukuk şartlarının araştırılmasını ve yine bu ülkede insan hakları ihlallerinin araştırılmasını istedi.
Bahreyn’de halkın yeni tur ayaklanması ise bu milletin halife rejimi ve hamilerinin tüm baskıcı politikaları ve cinayetlerine karşın inisiyatifi kendi elinde tutmayı sürdürdüklerini ve ülkelerinde temel ve köklü reformlar yapılıncaya dek geri adım atmayacaklarını ve 2016 yılında itirazlarını daha da arttıracaklarını gösteriyor.
Geçen hafta Suriye gelişmeleri, Suriye ordusu ve halk güçlerinin teröristlere karşı art arda stratejik zaferler elde etmeleri ve Suriye krizi için düzenlenen Cenevre müzakerelerinin askıya alınmasının etkisi altında kaldı. Bazı diplomatlar BM güvenlik konseyi üyeleri yakında BM Suriye özel temsilcisi Stephan De Mistura ile Suriye krizi hakkında istişarede bulunacaklarını açıkladı.
De Mistura’nın neden Cenevre müzakerelerini askıya aldığı konusunda BM güvenlik konseyinin 15 üyesine bir rapor sunması bekleniyor. De Mistura raporunu BM güvenlik konseyinin Şubat ayındaki dönem Başkanı Venezüella’nın talebi üzerine kapalı kapılar ardında sunacağı belirtiliyor.
De Mistura geçen Çarşamba günü Cenevre’de Şam yönetimi temsilcileri ve muhaliflerle altı gün süren müzakerelerinin ardından barış müzakerelerini askıya aldığını açıkladı. De Mistura ancak müzakerelerin başarısız olduğu tabirini kullanmadı ve müzakerelerin yeniden 25 Şubat’ta başlayacağını kaydetti, fakat bu tarihin de pek kesin olmadığı anlaşılıyor.
Suriye krizinde silahlı muhaliflere ve terör örgütlerine destek veren ve onları ağırlayan Arabistan ve Türkiye, destekledikleri terör örgütlerini de Suriye barış müzakerelerinin tarafı olarak Cenevre müzakerelerine dayatmaya çalışıyor, oysa bu çaba, Suriye krizinin siyasi yollardan çözümlenme ruhuna aykırı görünüyor. Nitekim Arabistan, Türkiye ve Katar’ın nüfuzu ve telkinleri altında bulunan Suriyeli muhaliflerin sabotajları sonucu askıya alınan Cenevre müzakereleri, muhaliflerin müzakerelerden Suriye’deki şom hedeflerine ulaşmak için nemalanmak ve ayrıca teröristlerin Suriye’de tam hezimete uğrama sürecini durdurmakta başarılı olamadıklarını gösteriyor.
Bu arada askeri sahada da teröristler Suriye’de ordu birlikleri ve halk güçlerine karşı büyük bir hezimete daha uğradı, ki bu da teröristlerin 2016 yılında Suriye’nin siyasi ve askeri sahalarında nihai hezimete uğrama noktasında daha da yaklaştığını ortaya koyuyor.
Öte yandan Amerika, Arabistan ve Türkiye’nin Suriye’ye yönelik kara harekatı şeklinde müdahalede bulunacaklarına dair bazı komplocu fısıltılar duyuluyor. Bu çerçevede ve Cenevre’de başlayan Suriye barış müzakerelerinin askıya alınmasına paralel olarak Arabistan savunma Bakanı danışmanı Ahmet Asiri, Riyad yönetimi Suriye’de IŞİD terör örgütüne karşı kara harekatı başlatmaya hazır olduğunu açıkladı.
Cenevre müzakereleri Ankara ve Riyad’ın sabotajları yüzünden çıkmaza girdikten sonra bir açıklama yapan Asiri, Suud rejimi Suriye’de IŞİD’e karşı kurulan ve Amerika’nın başını çektiği ittifakın her türlü kara harekatına katılmaya hazır olduğunu belirtti.
Gerçekte Amerika Başkan yardımcısı Jeo Biden’in geçenlerde Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşmesinde Suriye krizi siyasi müzakere ile sonuca ulaşmadığı takdirde Washington ve Ankara askeri seçeneğe hazır olduklarını açıklaması, Ankara, Washington ve Riyad’ın Suriye krizine karşı eşgüdümlü hareket ettiklerini gösteriyor.
Gözlemciler Suriye’de teröristlerin art arda hezimete uğraması ve Suriye ordusunun teröristlere son darbeyi indirmeye hazırlanması, teröristlerin baş hamileri yani Amerika, Arabistan ve Türkiye’yi derinden kaygılandırdığını ve bu yüzden bu üçlü Suriye’ye kara harekatı ile müdahalede bulunarak teröristlerin tamamen yok edilmelerini engellemeyi düşünmeye başladıklarını belirtiyor.
Irak’ta ordu birlikleri ve halk güçlerinin teröristlere karşı kazandıkları zaferler uluslararası arenada geniş yankı uyandırıyor. Irak savunma bakanlığı sözcüsü Nasir Nuri ise 2016 yılı, tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak’ta kökünün kurutulacağı yıl olarak ilan etti. Sözcü Nuri, Irak ordusu hali hazırda hem moral ve hem silah bakımından en üst düzeyde yer aldığını ve 2016 yılı, Irak’ta tekfirci IŞİD terör örgütünün yok edildiği yıl olacağını belirtti. Sözcü Nuri ayrıca, Irak ordusu 2016 yılında Ninova eyaletinin merkezi Musul’u tekfirci IŞİD terör örgütünün pençesinden kurtarma üzerinde odaklandığını ifade etti.
Irak ordusu ülkenin çeşitli bölgelerini IŞİD teröristlerinin işgalinden kurtarma operasyonları çerçevesinde Anbar eyaletinin merkezi Ramadi’yi kurtarmayı başardı, ancak Anbar ve Ninova eyaletinde bazı bölgeler ve Musul hala IŞİD’in işgalinde bulunuyor. Buna karşın Irak ordusu halk güçlerinin destekleri ile şimdiye kadar tekfirci terör örgütüne karşı büyük başarılar elde ettiği anlaşılıyor.
Irak ordusu ve halk güçlerinin tekfirci teröristlere karşı büyük zaferler elde etmesi ve IŞİD’in her geçen gün daha fazla kan kaybetmesinin ardından Irak Dışişleri Bakanı İbrahim Caferi bir açıklama yaparak, 2016 yılı Irak için IŞİD’in işgali altında bulunan bölgeleri kurtarma bakımından kader belirleyici bir yıl olacağını ve Irak daha sonra kurtulan bölgeleri yeniden inşa etmeye ihtiyaç duyduğunu kaydetti.
Irak Cumhurbaşkanı Fuat Masum da halk güçlerinin ülkenin güvenliğini temin etmekte ifa ettiği rolünü önemli niteledi.
Lübnan’ın El Meyadin TV kanalına mülakat veren Masum, Irak halk güçlerinin Irak ordusunun yanında ülkenin güvenliğini savunduğunu belirterek, Irak yönetimi ve askeri yetkililer bu güvenliğin sayesinde terörü yok etmek için plan yapabildiğini kaydetti.
Irak ulaştırma Bakanı da bir süre önce yaptığı açıklamada, Haşed Şaabi halk güçleri Diyale kentini, 170 köyü ve belediyeleri kurtararak, bu uğurda yüzlerce şehit vererek Irak milletinin onur kaynağı olduğunu beyan etti.