Haziran 12, 2016 14:08 Europe/Istanbul

Oruç ibadetinin sevabı sayısız ve mükafatı sınırsızdır. Nitekim orucun fazileti hakkındaki rivayetlerin sayısı da sayılamayacak kadar fazladır.

Bu rivayetler ve hadisler ünlü hadis kitaplarında ve risalelerde yer almaktadır, öyle ki bu kitapların ve kaynakların adını zikretmeye bile gerek yoktur.

Şimdi burada oruç ibadetinin bazı görece ve batında uyulması gereken adabından söz etmek istiyoruz.

Ey müslümanlar, bilin ki oruç tutan insan gözünü, ona bakmak haram ve hatta mekruh olan her şeye kapatmalı ve gönlünü ancak Allah’ı anarak meşgul etmelidir. Oruç tutan insan dilini her türlü dille igili afetten ve günahtan sakındırmalıdır. Bu durumlar İslamî kaynaklarda detaylıca anlatılmıştır. oruç tutan insan kulağını, duyulması haram veya mekruh sayılan her şeye kapatmalıdır. Oruç tutan insan karnını haram ve şaibeli besinlere kapatmalıdır. Oruç tutan insan tüm organlarını o organ için haram veya mekruh ilan edilen her şeyden korumalıdır.

Oruç tutan insan iftar vakti orucunu helal yiyeceklerle bozmalı ve midesini doldurmamalıdır, çünkü oruç tutmanın sırrı, insanda şehvet gücünün zayıf düşmesi ve melun şeytanın sultasının azalması ve kudsi nefsin hakimiyeti artması ve meleklere benzemesidir. Oruç tutan insanda bunun izleri belirmelidir. Eğer biri sabah yemek yemez ve onun yerine bir sonraki öğünde iki katı yerse, nasıl bu sıfatlara kavuşabilir? Nitekim bu çağda yaşayan insanların adetlerinden biri türlü ve rengarenk yemekler hazırlamaktır ve hatta başka aylarda yemedikleri yemekleri Ramazan ayında yemeye çalışır.

Kuşkusuz insanın midesi sabah kahvaltısından boş olursa akşam vaktine kadar iştahı ve yemeğe rağbeti daha da artır. O zaman akşam yemeğinde daha büyük bir rağbetle türlü yemekleri yemeye başlar ve böylece gücü artar ve artan gücü de şehvetini tetikler ve sonuçta oruç tutmakla hasıl olması gereken sonucun tam aksi hasıl olur. Demek ki oruç tutan insan en azından diğer akşamlarda yediği kadar yemeli ve gündüz yediği yemekten vaz geçerek orucun faydasını görmelidir.

Oruç tutmanın bir başka adabı da oruç tutan kimsenin iftar vakti içinde Allah korkusu ve mutlak itaat duygusu olmalıdır, çünkü orucu makbul olup olmadığını bilmemektedir. Bu hal her ibadetin sonunda insanda yaşanmalıdır.

Rivayetlere göre, bir Ramazan bayramında İmam Hasan Muctaba –s– gülmekle meşgul olan bir cemaatle karşılaşır. Hazret şöyle buyurur: Allah teala Ramazan ayını kulları ibadet ve itaat etmekte birbiriyle yarışmaları için mukadder buyurdu. Bu yüzden bir cemaat diğer cemaati geride bıraktı ve saadete nail oldu, öteki cemaat ise geride kaldı ve helak oldu. O zaman başkalarını sollayan ve geride bırakan ve saadete eren bir cemaati varken öbür cemaatin gülmek ve eğlenmekle meşgul olmasına şaşarım. Ey cemaat, bilin ki, Allah’a and olsun eğer perde aralanırsa, iyiler iyilikleriye mükafatlandırılır ve kötüler kötülükleriyle ceza bulur.

Oruç için üç derece söz konusudur. Birincisi, genel oruçtur. Bu oruç, gündüzleri karnınızı şehvetlerden korumaktır. Bu tür bir oruç sadece azaptan kurtulmaya faydalı olabilir. İkincisi, has oruçtur. Bu oruçta genel oruca ilaveten gözü, kulağı, dili, eli, ayağı ve diğer organları her türlü günahtan korumaktır ve bu tür bir oruç için vadedilen sonsuz sevaplar vardır. Üçüncü oruç ise has has oruçtur ki bu oruçta da daha önce anlatılanlardan başka gönlü dünyevi düşünceler ve rezil ahlaktan korumak ve Allah’tan başka hiç bir şeyi yad etmemesini sağlamaktır ve bu tür orucun iftarı kıyamet gününü hatırlamaktır ve sonucu da Allah’tan başka her şeye sırt çevirmektir. Bu tür bir oruç enbiyaya, sıddiklere ve mukarreblere hastır ve bu orucun sonucu, ilahi cemali görme saadetine nail olmaktır, hiç bir gözün görmediğini  görmek ve hiç bir kulağın duymadığını duymaktır.

Şii alimlerin belirttiğine göre, kim ihlasla Allah için Ramazan ayında oruç tutar ve bu mübarek ayda batınını tenkit edilen ahlaktan arındırırsa ve organlarını her türlü günahtan korur ve haram yemek, giyim, meskenden sakındırır ve helaldan başka yemez ve helalı yemekte de ifratta bulunmazsa, öyle ki gece ve gündüzün her vaktinde açlığı hissedecek olursa ve eğer nafile namazları kılar ve bu mübarek ayın sünneti olan bazı adabı yerine getirir ve dualarını okursa, ilahi mağfireti hakeder ve uhreviz azaptan korunmuş olur. Eğer bu şahıs avam kesiminden ise öyle bir nefsani safaya kavuşur ki, duaları icabet görür ve eğer ulema ve marifet ehli olanlardan ise şeytan ordusu onun kalbinden göç eder ve bazı melekuti sırlar ona aydınlanır ve onları keşfetmiş olur ve özellikle Kadir gecesinde böyle olur, çünkü Kadir gecesi sırların keşf edildiği gecedir ve yine pak kalpler ilahi nurla aydınlanır ve tüm bu muazzam muhibetlere ulaşmanın yolu az yemektir, öyle ki açlık duygusu her an hissedilebilinsin.

Oruç tutmak, sadece yemekten ve içmekten el çekmek değildir. Orucun diğer bazı şartları da vardır, nitekim insanın bu ilahi farizeye yani oruca karşı yükümlülük ve sorumlulukları da fazladır.

İmam Sadık –s– şöyle buyurur: İmamına ve önderine itaatsizlik eden ve ona itaat etmeyen kimsenin orucu doğru olmaz. Yine firarda olan insanın orucu doğru değildir ve ancak geri dönüp hizmetine devam ettiği takdirde orucu kabul edilir. Kocasına itaat etmeyen kadının orucu da tevbe edip eşine dönmedikçe kabul görmez. Yine ana babasını ahını alan evladın da ıslah olup ana babasının onayını almayan evladın orucu kabul edilmez.

Evet, bu hadisi şerifin siyasi boyutlarından biri her müslümanların dini önderini ve rehberini itaat etme elzemidir.

Hz. Fatıma –s– da orucun ve oruç tutan kimseni uyması gereken adabın hakkında önemli beyanatta bulunmuştur. İmam Cafer –s– Hz. Fatıma’dan –s– o hazretin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

Eğer oruç tutan insan gözünü kulağını ve organlarını haram olan şeylerden korumamışsa oruç tutmakla hiç bir şey yapmamıştır. Yani gerçek bir müslümanın tutacağı oruç, karnını tüm yiyeceklere ve içeceklere ve her türlü batıla kapatmanın yanında tüm organlarını da her türlü günahtan koruması gerekir. Nitekim oruç tutan insan tüm haramlardan uzak durmadıkça gerçek oruç tutmuş sayılamaz.

Gerçi günümüzde büyük alimler bu konuları orucu ve abdesti batıl eden etkenlerden saymıyor, çünkü az insan çağımızda ve tağutzede ve batızede toplumlarda bu tür rezil sıfatlardan sakınır, fakat yine de İslam Peygamberi’nden –s– naklen beş sıfattır ki hem orucu ve hem abdesti bozar. Bunlar yalan ve gıybet ve gammazlık ve şehvetle bakış ve yalan yemindir. Bu tenkit edilen sıfatlar gerçekten de İslam dininde önemli bir ibadet olan orucun ve abdestin manevi etkisini yok eder ve oruç ve abdestin mükafatını ve sevabını silip ortadan kaldırır.

Hz. İdris –s– şöyle buyurur: Ne zaman oruç ayına girdiyseniz, o zaman kendinizi her türlü kötülükten  ve günahtan arındırın ve Allah için ilhaslı, nurani ve her türlü kötü düşünceden arınmış ve anlamsız ve çirken sözlerlden temizlenmiş bir kalple oruç tutun zira Allah teala sizin pak olmayan kalplerinizi ve halis olmayan niyetlerinizi hapseder ve sizin ağzınız da sadece yemek ve içmekten imsak etmekle oruçlu olmamalı, aynı zamanda organlarınız da günahlara karşı oruç olmalı, yani günah işlemekten imsak etmelidir. Gerçekten Allah sizden sadece yemekten içmekten sakındığınız için hoşnut ve razı olmaz ve bunun yanında tüm münkirlerden ve çirkinliklerden de sakınmalısınız.

İmam Rıza –s– şöyle buyurur: mümin hakkında gaybet etmeyin ve gammazlıktan sakının, çünkü gaybet ve gammazlık orucu bozar ve sevabını yok eder.

İmam Rıza –s– oruç ve oruç tutma şartları hakkında da şöyle buyurur:

Ey oruç tutan insan, Allah seni rahmet eylesin. Gerçekten oruç bir perde ve bir hicabdır ve Allah teala bu perdeyi dillerin, kulakların ve gözlerin üzerine örtmüştür, eğer kötülüklere, çirkinliklere ve fesada alışmışlarsa ve bu perde onları cehennem ateşinden korur.