Haziran 16, 2016 12:12 Europe/Istanbul

Oruç ibadeti dışta sıkı mücadelelere hazırlanmak üzere içte verilen zorlu bir mücadeledir. Ramaza ayı sınıftır, hocaları ise Allah’ın Peygamberi –s– ve kitabı Kur'an'ı Kerim ve ders müfredatı da düşmanlara karşı direnebilmek üzere açlık ve susuzluğa katlanmaktır.

Ramazan ayı bir kışladır. Bu kışlanın askerleri halk ve subayları en iyi ibadet edenlerdir. Ramazan ayı Allah teala ile konuşmak, uyanmak ve uyandırmak ve hazırlık yapmak ayıdır. Bu mübarek ayda O’na ulaşmak üzere yemek içmek inkar edilir. eğer oruç ibadetinin faydalarını sayacak olursak ve eğer her birine kısaca değinecek olursak, orucun oruç tutan insanlara çok çok değerli armağanlar getirdiği anlaşılır.

Peki nedir bu bereketler, armağanlar? Gelin birlikte kısaca bir göz atalım.

 

Oruç ibadetinin armağanlarından biri uygun fırsat sunmaktır.

İnsanın ruhu ve batınının terbiyesinden söz ettiğimizde, kuşkuşuz bazı araç ve gereçler ihtiyaç duymaktayız ve yine bu terbiyenin uygulanması için uygun bir ortam da gereklidir.

Oruç insanlara kendilerini yetiştirme ve terbiye etme ve içindeki insaniyet özelliğini ihya ederek geliştirme konusunda alıştırma yapma fırsatı sunar.

Mübarek Ramazan ayının günlerinde insanın fırtınaya kapılan ruhunun gemisi huzur sahiline ulaşır ve insan bu manevi sahilde kalbini melekut ile bütünleştirme fırsatı bulur. Mübarek Ramazan ayında içimizde insaniyetin ham maddesini daha verimli bir ürüne dönüştürme fırsatını bulur ve yine bu özelliği koruma ve geliştirme imkanına kavuşuruz.

Oruç, fotoğraf sanatında çekilen güzel fotoğrafların kağıda yansımasına vesile olan gümüş çözeltisine benzer ve böylece gönlün çektiği güzel fotoğraflar ortaya çıkar. Çünkü oruç iadeti kalbin ve ruhun karanlık köşelerini hakikat nuru ile aydınlatır. Gerçekte oruç bir mercek gibidir ve nurun toplanarak doğru bir noktanın üzerinde odaklanmasına yardımcı olur. Kuşkusuz maneviyat nurunun hiç bir kısıtlaması söz konusu değildir ve bu nur her yerde vardır, fakat bazı yerlerde daha fazla vardır ve aydınlatarak daha uygun bir ortam oluşturur. Oruç sadece bu nuru kalbe yöneltmekle yetinmez ve bunun yanında evvela bu nurun renksizleşmemesine özen gösterir ve ikincisi de şeytanların yaratmaya çalıştığı karanlıkları bu nuru etkilemesine müsaade etmez. Bu yüzden İslam Peygamberi –s– de orucu bir kalkana benzetmiştir. Bu özelliğin bereketi ile oruç tutan insan Hak yolundan sapmamaya özen gösterir, dili ve davranışını gözetler.

 

Oruç tutan insan nefsi emmare onu koruyan bu güçlü bekçiyi yakalayarak zindana atmak istediğini, fakat bunu yapamadığını ve orucun maneviyatının bereketi ile onu doğru yoldan saptıramadığını belirtir.

Gerçekten de asi nefsi kontrol altına almak çok zordur ve bu yüzden Allah Resulü –s– nefisle cihadı büyük cihat ve düşmanla cihadı küçük cihat olarak adlandırmıştır.

Oruç ibadeti ise bu zorlu görevi bizler için kolaylaştıran ve iyiliklerden bir bahçenin kapısını yüzümüze açan büyük bir tevfiktir.

İnsanın kalbi ruhu ve canı çok şerif ve hassas bir odaktır ve alemleri yaratan Allah Arş’ını müminlerin kalbi olarak belirlemiştir. Ama bazen insanın bu varlık gevheri bir takım menfi heyecanlara ve beyhude kaygı ve ızdıraplara kapılır. İşte o zaman bu ruhi dalgalanmaların tek ilacı oruçtur ve oruç bu dalgalanmaları dengeler.

 

Güzel bir bahçenin manzarası insan ruhunu ve kalbini aydınlatarak büyük zevke ol açmasına karşın gözüne kapkara bir gözlük takan insan bu zevki tadamaz ve seyrettiği bahçenin ihtişamını ve güzelliğini idrak edemez. Gerçekte dünyevi lezzetlere ve şehvete kapılan ve her şeye yüzeysel bakmayı adet edinen böyle bir insan gördükleri şeyin manevi ve ruhi boyutlarını anlayamaz.  Bu insanın değişmesi için gözüne taktığı kapkara gözlüğü çıkaracak bir imkan olması gerekir ki gözüne ulaşmayan o güzel nur ve aydınlık, gözüne ulaşabilsin. Bunu en iyi yapan şey ise, oruçtur.

Evet, orucun büyük sonuçlarından ve faydalarından biri, insanın içini ve ruhuni temizlemesi ve cila vermesidir. Gerçekte insan maddi ve nefsani heva ve heveslerden sıyrıldıktan sonra içindeki takva eğilimi güçlenmeye başlar ve bu duruma gelen insan, varlık aleminin hakikatlerini daha iyi anlamak için hazırlanmış olur.

Kuşkusuz bu tür bir kemale erebilmek için sadece yemekten ve içmekten sakınmak yeterli değildir. Oruç tutan insan aynı zamanda her türlü günahtan uzak durması ve şeytani vesveselerden ve asi nefsin heva ve heveslerinden kendini koruması gerekir.

 

İslam Peygamberi –s– şöyle buyurur: Yüce Allah’ın oruç için belirlediği en kolay şart, yemekten ve içmekten sakınmaktır.

Ancak bu, orucun ilk merhalesidir ve insanın tüm organları oruç ibadetine katılmalıdır. Nitekim İmam Sadık –s– şöyle buyurur: Oruç ibadeti, insan sırf yemekten ve içmekten el çekmesi değildir. Oruç tuttuğun vakit gözün, kulağın, dilin, karnın ve tüm organların oruç tutmalıdır. Elini başkalarının hakkına uzanmaktan alıkoymalı ve eteğini her türlü kirden korumalı ve çok sessiz olmalı ve hayır işten başka bir konuda konuşmamalı ve elinin altındakilere hoşgörü ile davranmalısın.

 

Her müslüman bu tür bir oruçla cismini ve ruhunu bir ay boyunca alıştıracak olursa hiç kuşkusuz manevi kemale erer ve büyük sevap kazanır. İmam Ali –s– Allah Resulü’nün –s– şöyle buyurduğunu nakleder:

Kim Allah rızası ve uhrevi mükafatı için Ramazan ayında oruç tutar ve kulağını, gözünü ve dilini korursa, Allah teala orucunu kabul eder ve günahlarını bağışlar ve ona, sabredenlerin mükafatı kadar mükafat verir.

Oruçtan kaynaklanan takva müslüman insanın kişiliğinin gelişmesi ve terbiyesinde seçkin rol ifa eder ve içindeki asi hayvani içgüdülerini ve heva ve heveslerini büyük ölçüde bastırır ve aklını ve gönlünü şehvetin pençesinden kurtarır ve daha iyi bir yaşam sürdürebilmesi için uygun zemin oluşturur.

Ramazan ayında bir ay boyunca oruç tutmak ve kendini alıştırmak oruç tutan kimseye yılın diğer aylarında da pak ve her türlü kötülükten arınmış bir kalple bireysel ve sosyal yaşamını sürdürmesine yardımcı olur.

Oruç insanda marifet ve bilinç ışığını yakar. Bu yaklaşım ve bakış öylesine erdemlidir ki oruç tutan insan her türlü günah düşüncesinden bile uzaklaşır.

İmam Ali –s– şöyle buyurur: Gönlü günah düşüncesinden koruma orucu, karnı yemekten ve içmekten alıkoyma orucundan daha üstündür.

Gerçekten de hakiki  ve çok yönlü imsak, insanda büyük bir ruhi değişime ve inkılaba sebebiyet verir ve her türlü şer, fesat ve kötülüğü engeller.

Orucun on zorlu yönü ise imsak kılıcını nefsi emmareye doğru yöneltmektir. Oruç ibaretinde asi eğilimler yavaş yavaş gerilemeye başlar ve bu istekleri ilahi istek ve iradenin karşısında kontrol altına alır. Yüce Allah’a doğru yapılan bu güdümlü imsak insan nefsine hayvanların yaşamına benzer bir dünyada yaşamanın dışında daha yüce bir yaşam sürdürebileceğini öğretir. Böyle biri, bedeni bu dünyada olduğu halde Arş’tan ona seslenildiğini ve ona sen de kudsilerin meclisine katılmalısın, dediklerini duyar gibi olur. Böyle biri bu dünyadan sadece gelip geçen biri olduğunu ve şimdiki fiziki varlığının ötesinde daha yüce bir emeli olduğunu anlar. Buna göre de madde perdeler yavaş yavaş aralanır ve maneviyata açılan bir kapı görünür.

Oruç tutmak gerçekte dünyevi lezzetlere karşı bir zırha bürünmek gibidir. Allah Resulü –s– oruç ibadetini çok severdi, öyle ki oruç manevi Muhammedi yoksulluğun temel unsurlarından birini oluşturuyordu. Allah Resulü –s– bu yoksulluğu onursal yoksulluk şeklinde tabir ediyordu.

Oruç ibadeti inançları, ihlası, safa ve samimiyeti değerlendirmek için harikulade bir arenadır. Allah teala bizzat mükafatlandıracağını vadettiği oruç zirveye ulaşmak, melekuti yücelmek ve kemale ermek için çok güzel bir arenadır.

Hz. Fatıma –s– şöyle buyurur: Allah teala orucu ihlası pekiştirmek için vecip buyurdu. Mübarek Ramazan ayının orucu sırasında hatta bir çiçeği koklamak ve kokusundan zevk almak mekruh sayılmıştır, çünkü yüce Allah kulundan tüm fani zevklerden el çekmesini ve tüm ihlası ile ilahi kata yönelmesini istemektedir.

 

Hasan bin Raşid şöyle anlatır: İmam Sadık –s– oruç tuttuğu zaman çiçek koklamazdı. Hazretten sebebini sordum, şöyle buyurdu: orucumun zevkini başka bir zevkle karıştırmaktan korkarım.

İnsan bunca imsakla beraber yüce Allah’a yöneldiğinde, ve varlık alemini yaratanı tüm amellerini gözetlediğini idrak ederek Hak teala huzurunda olduğunu fark ettiğinde, bu durum onu yüce ufuklara doğru kanatlandırır, öyle ki bundan sonra Allah rızası olmadan hiç bir şey yapmak istemez ve bu da içindeki ahlaki faziletlerin ve mekarimin filizlenmesine vesile olur.

Orucun bir başka getirisi insanlarda sabır ve direniş gücünü takviye etmektir. Kur'an'ı Kerim’da müslümanlar sabretmeye tavsiye edilir ve bu özellik iman, namaz ve ibadetle denk tutulur. Allah Resulü –s– şöyle buyurur: İman iki yarıdır. Bir yarısı sabır ve diğer yarısı şükürdür. Allah Resulü –s– bir başka yerde de sabırlı zafer birbirini tamamlayan iki şey olduğunu buyurur.

Sabreden insan her türlü maddi ve manevi sorunun üstesinden gelebilir. sabır insanı zillet kuyusunun en derinlerinden saadet semasının doruğuna çıkarabilir.

İslam dininin önde gelen büyükleri oruç ibadetinin yarısı sabırdan ibaret olduğunu buyurmuştur. Gerçek oruç insanda sabır duygusunu geliştirir. Oruç mektebinde yetişan bir insan hiç bir zaman önemsiz konulara öfkelenmez ve nefsini sürekli kontrol eder ve hiç bir zaman nefsani şevhete teslim olmaz veya insanları rahatsız etmez ve yaşamın zorluklarına karşı kendini kaybetmez veya sıradan bir hedef uğruna alçaklık etmez.

Gerçekte insanların saadet kuşu irade ve sabır kanatları ile en yüce hedeflere doğru kanatlanabilir. İmam Sadık –s– şöyle buyurur: Ne zaman bir sıkıntıya düştüysen, oruç tut, çünkü Allah teala da zorluklarda sabırdan yani oruçtan yardım isteyin, şeklinde buyurmuştur.

Allah Resulü –s– Ramazan ayını sabır ayı olarak adlandırmış ve sabrın mükafatı da cennet olduğunu buyurmuştur.

 

İnsanların bir özelliği ise gaflet ve unutkanlıktır. Her insan normal şartlarda Allah tealanın ona sunduğu nimetlerden gafil kalabilir. Gerçekte eğer bu özellik insanda olmasaydı, karşılaştığı onca acı ve sıkıntıya dayanamazdı. Fakat bazen bu gaflet ve unutkanlık normal seviyesini aşıyor ve isyana dönüşüyor, öyle ki insanı uyandıracak her türlü uyarıcı etkeni de adeta etkisiz hale getiriyor.

İnsanları gafletten kurtaran etkenlerden biri ise oruç ibadetidir.

Allah Resulü –s– Ramazan ayı dolaysıyla okuduğu ünlü hutbesinde çektikleri açlık ve susuzlukla kıyamet gününde karşılaşacakları açlığı ve susuzluğu hatırlamalarını buyurur. Gerçekte Allah Resulü –s– bu tabiri ile insanların dikkatini, sürekli ahiret sarayını düşünmeleri gerektiğineçekmek istiyor.