Ramazan ve duaların isticabeti - 11
Oruçlu insan her zaman kendi rızkına ve payına razıdır ve yeterli olan azı, zarar veren çoklara tercih eder.
İnsan nefsini kontrol altına almanın yolu ise oruç ibadetidir ve bu ibadetin armağanı kanaattir. Oruç ibadeti, insanı nefsani heva ve hevesleri normal yaşamını asla aksatamayacağı şekilde yetiştirir. Oruç ibadeti insanlara yemek için yaşamadıklarını bilakis yaşamak için yediklerini öğretir. Bu ibadet müslümanları maddiyata ve maddi hırslara kapılmaktan korur ve onlara başkalarını da düşünmelerini ve nefsani heva ve heveslerini kontrol altına almayı ve ancak ihtiyaç duyduğu kadar tüketmeyi ve israftan kaçınmayı öğretir.
Oruç ibadetinin yetiştirdiği insan aynı zamanda cömerttir ve maddi dünyadan sıyrılan ve muttaki olan biridir. Böyle bir insan başkalarına yardım talep etme eli uzatmaz veya ihtiyacını karşılamak için zillete boyun eğmez. Böyle bir insan aşırı tüketmekten sakınır ve özgüven duygusunu geliştirerek kendi ayağı üzerinde durmaya çalışır.
Asr-i saadette de müslümanlar bu psikoloji ile Allah yolunda her şeyinden geçerek hatta savaş alanlarında bir kaç tane hurma ile yetindiler ve maneviyata dayanarak büyük zaferlere imza attılar.
İran’da da Saddam’ın Baas rejiminin dayattığı savaş yıllarında İranlı mücahitlerde bu özellik açıkça göze çarpıyordu.
Ramazan ayının güzel armağanlarından biri insanlara vakitşinas ve disiplinli olmayı öğretmektir. Nitekim İmam Ali –s– evlatlarına yaptığı nasihat ve tavsiyesinde onları ve vasiyetinin ulaştığı herkesi işlerde disiplinli ve takvalı olmaya davet ediyor.
Gerçekte İslam dininin beş vakit namaz ve Hac adabı gibi tüm farizeleri ve ibadetlerinin temeli, düzenli ve disiplinli olmaktır.
Mübarek Ramazan ayı ay hilalinin görülmesi ile başlar ve yine Şevval ayının hilalinin rasat edilmesi ile son bulur. Ramazan ayı kameri takvimine göre belirlendiği için doğal olarak yılın dört mevsimine denk gelmektedir. Buna göre da Ramazan ayı bazen yaz aylarının uzun günlerine ve bazen de kışın kısa günlerine denk gelir. Ancak Ramazan ayın hangi mevsime denk gelirse gelsin, müslümanlar günün hesabını şafak sökmeden, akşam güneş batımına kadar titizlikle tutması gerekir. Oruç tutan kimse, bu titiz düzenin dışına asla çıkamaz ve bu ilginç kural aslında müslümanlara yaşamlarında planlı bir şekilde hareket etmeleri gerektiği yönünde önemli bir ders ve alıştırmadır.
Emanettarlık, faili asla doğrudan sapmayan ve görevini tamah ve heva ve hevesine feda etmeyen bir sıfattır. Emanet de o kadar önemlidir ki yüce Allah teala onu göklere, dağlara ve yere verdiğinde hepsi tir tir titrediği, fakat insan onu kabul ettiği ifade edilir.
Buna göre oruç ibadeti de yüce Allah’ın mümin kuluna onu bir ay korumak ve vesveselerden saklamak üzere verdiği bir emanettir ve bu emaneti kulun takvası, Allah korkusu ve vicdanından başka hiç bir koruyamaz.
Ramazan ayı sona erdikten sonra orucunu tam olarak tutan müslüman insan bir yandan emin biri olduğunu ve emanete ihanet etmediğini ispat ederken, öbür yandan gelecekte de her türlü emaneti koruyabilecek şayesteliğe sahip olduğunu ispat etmiş olur.
Gerçekten de elinin altında onca güzel yemek ve içecek varken hiç birine dokunmayan, bir damla bile su içmeyen veya bir lokma ekmek ağzına almayan ve şehvet ateşini hatta helal yoldan söndürmeyen oruçlu insandan daha emin kim olabilir? Böyle bir insan İslam dininde emin sayılır, çünkü Allah tarafından bu ayda men edilen her şeyden uzak durmayı ve kendi ruhunu ve cismini geliştirmeyi başarmıştır.
Yüce Allah Ramazan ayında mümin ve dindar kullarını, oruç gibi bir ibadet çerçevesinde belirlediği zorluklara katlanma gücü olup olmadığını sınamak için bu ibadeti vacip kılmıştır. Allah teala bu kullarının ruhi ve cismi açıdan ne denli bu ilahi hüküm ve göreve karşı huşu ve teslimiyet içinde olduklarını, ihlas ve amelleri ile ne denli ilahi emre uyduklarını, bu ibadeti nasıl bir şevk ve coşku ile yapdıklarını, yoksa bu ibadetten hoşlanmadıklarını, açlık duygusu onları nasıl etkilediğini ve toplumdaki aç insanlara karşı davranışları değişip değişmediğini onlara bildirmek ister.
Oruç ibadet insanlara açlığın hakikatini öğretir. Allah Resulü –s– şöyle buyurur: bir gün tok olmak ve böylece nimetlere şükretmek ve bir gün de aç kalmak ve böylece nimetlerin kıymetini bilmek isterim.
İslam alimleri açlığın faydalarını beyan ederken, açlığn kalbi aydınlattığını ve safa kazandırdığını, zihni hareketlendirdiğini ve insan açken yaptığı münacat ve ibadetten de büyük zevk aldığını ve zikir ve ibadetle coştuğunu ifade eder. Açlık duygusu gönülleri yoksulları düşünmeye ve kıyamet gününde aç kalma duygusunu hatırlamaya yöneltir. Açlık insanı alçak gönüllü yapar ve nefsin isyan etmesini ve gafleti engeller ve insanı ibadetlerinde ve Allah’a itaatinde daha da titiz yapar. Açlık duygusu ömrü heba eden fazla uyumayı bertaraf eder ve gece namazı kılma saadetini nasip eder, ayrıca fedakarlık, sadaka verme ve cömertliği arttırdır ve vücudu her türlü hastalıktan korur ve sağlığa vesile olur.
İslam Peygamberi –s– şöyle buyurur: İnsanoglu, karından daha beter hiç bir kabı doldurmamıştır, oysa insanın hayatta kalabilmesi için bir kaç lokma yeterlidir.
Allah Resulü –s– bir başka yerde de şöyle buyurur: Kalbinizi çok yemek ve içmekle öldürmeyin, çünkü gönül tarım alanı gibidir ve eğer aşırı sulanırsa, ürünü solar.
İslam peygameri –s– yine bir başka vecizesinde şöyle buyurur: sizlerden Allah teala nezdinde en iyileriniz, daha çok açlık çeken ve daha çok düşünenleriniz ve en kötüleriniz de çok yiyen ve içenlerinizdir ve hiç bir kul, cennette bir derece almadan rağbet ettiği bir yiyecekten el çekmemiştir. Göklerin melekuti sırları ise karnı tok alan birinin kalbine girmez.
İmam Sadık –s– da şöyle buyurur:
Hiç bir besinin insanın gönlüne zararı onu haddinden fazla yemek kadar değildir, çünkü aşırı yemek, iki şeye sebep olur. Bunlardan biri kalbin taşlanması ve diğeri de aşırı heyecandır. Açlık, mümin insanın ekmeğinin katığı ve ruhun gıdası ve bedenin rahmet kaynağıdır.
Açlık çekmeye teşvik konusunda Allah Resulü’nden –s– naklen, mümin kullara açlık ve susuzlukla nefisleri ile cihat etmeleri tavsiye edildiği rivayet edilir, çünkü uhrevi mükafat ve sevabı Allah yolunda cihat edenlerin sevabı ve mükafatı kadardır ve Allah teala katında açlık ve susuzluğa katlanmaktan daha makbul bir amel yoktur.
Az yemek bir nevi ibadettir ve yüce Allah dünyada az yiyen kulları ile övünür ve meleklerine şöyle buyurur: Bakın benim kuluma, ona dünyada verdiğim onca yiyecek ve içecekten benim rızam için el çekmiştir. Şahit olun ki onun yemekten vaz geçtiği her defası için cennette bir derece nasip edeceğim. Kıyamet gününde bana en yakın insanlar, çok açlık ve susuzluk çekenlerdir.
İslam dininin önde gelen büyükleri, mübarek razaman ayını yardımlaşma ayı olarak adlandırmıştır. Bu ayda oruç tutmanın bir faydası, insanları soydaşlarıyla yardımlaşma konusunda uyarması ve yoksul ve mağdur insanlara yardım etmeye teşvik etmesidir. Kuşkusuz rahat ve müreffeh bir yaşam sürdüren ve açlık ve yoksulluğun acısını bilmeyen insanlar yoksulların halinden gafil kalabilir. Oruç ibadeti ise bu gafletin ilacıdır ve bu ayda yoksulları yedirmek ve infakta bulunma konusunda çok tavsiye edilmiştir.
Oruç ibadeti yoksulların çektiği acıların hissedilmesine ve zenginlerin fakirlere yakınlaşmasına vesile olur ve ihsan duygularını takviye eder.
Arapça muvasat denen yardımlaşma, müslümanları rızıklarını soydaşları ile paylaşmaya teşvik etmektir ve bu faziletin alıştırması toplumlarda var olan çatlakları doldurur, kin ve hasedi yok eder ve insanlar hep birlikte ilahi nimetlerden yararlanır.
İmam Hasan Asgeri’den –s– oruç ibadeti neden vacip kılındı, diye sorulur. O hazret şöyle karşılık verir: Zenginler açlık acısını hissetsin ve yoksullara ilgi göstersin. Huşam bin Hekem de İmam Sadık’tan –s– naklen orucun felsefesini şöyle anlatır: Allah orucu, gani ve fakir eşit olsun diye vecip kıldı, çünkü gani açlık acısını bilmediği için fakire acımaz .
Günümüzde hekimler bir çok hastalığın başlıca sebebi, yemeklerde aşırıya kaçmaktan ibaret olduğunu, çünkü vücutta fazla yağların birikmesine ve organlarda ve kanda kalmasına sebebiyet verdiğini, bu fazlalıkları bertaraf etmenin en iyi yolu ise oruç tutmak olduğunu belirtiyor.
Uzmanlar oruç tutmak bağırsaklarda iltihaplanmaları, romatizma, deri hastalıkları, böbrek ve karaciğer hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları gibi bir çok hastalığın tedavisinde etkili olduğunu kaydediyor.
Ramazan ayında oruç tutmak, vücutta biriken ve zararlı olan maddelerin temizlenmesine ve vücudun bu maddelerden kurtulmasına vesile oluyor. Vücutta biriken ve damarların tıkanmasına yol açan maddelerden biri, yağdır. Bu durum insanlara büyük zarar verir ve kalp ve damar hastalıklarına ve enfarktüse yol açar. Oruç ibadeti ise kandaki yağ ve kollestrol oranını düşürür ve damarların tıkanmasını engeller. Gerçekte oruç tutmanın vücuda faydaları saymakla bitmez ve bu yüzden her Ramazan ayının sonunda oruç tutan insan kendini çok hafiflemiş ve rahat hisseder.015