Eylül 05, 2016 13:10 Europe/Istanbul

Geçen hafta Halife rejiminin insan hakları ihlallerini şiddetlendirmesi uluslararası camiayı Bahreyn gelişmeleri ile ilgili haberleri daha derin bir kaygı ile takip etmeye yöneltti.

Aslında Halife rejiminin kendi vatandaşlarına yönelik baskıcı uygulamalarını sürdürmesi bu rejimin mahiyetini dünya camiasının gözleri önüne seriyor. Halife rejiminin baskıcı politikalarının devamında bu rejime bağlı mahkemeler de Bahreynli siyasi aktivistlerin ve din adamlarının hakkındaki hapis cezalarını şiddetlendirdi.

Geçen hafta Bahreyn mahkemesi Bahreyn ulema konseyi Başkanı Macid Meşal’i mesnetsiz suçlarla suçlayarak iki yıl hapis cezasına çarptı. Bahreyn mahkemeleri geçen hafta ayrıca aralarında Şeyh Ali Hamidan ve Seyyid Ali Ahmet Musevi adlı iki alim ve Bahreynli meddah Abdullah Sabah’ın da bulunduğu onlarca aktivisti çeşitli hapis cezalarına çarptı.

Son aylarda aralarında Bahreynli şii müslümanların büyük alimi Şeyh İsa Kasım’ın da bulunduğu 47 din adamı Halife rejiminin uydurma suçlamaları ve göstermelik mahkemelerinde yargılanma durumu ile karşı karşıya kaldı.

Bahreyn rejimi Haziran 2016 tarihinde Şeyh İsa Kasım’ı Bahreyn vatandaşlığından çıkardı. Bu karar Bahreyn ve dünya şii müslümanları arasında sert tepkilere neden oldu.

Bahreyn Şubat 2011’den beri Halife rejimi karşıtı barışçıl protesto eylemlerine sahne oluyor. Bahreyn milleti siyasi reform, özgürlük, adalet, ayrımcılığa son vermek ve seçilmiş bir yönetimin işbaşına gelmesi gibi taleplerde bulunuyor, ancak Halife rejimi bu haklı taleplere şiddetle karşılık veriyor.

Geçen hafta Bahreyn vefak cemiyeti üst düzey üyesi Muhammed Celal Firuz Halife rejiminin Bahreyn’de şii mezhebini yok etme komplosunu ifşa etti. Bahreyn meclisinin eski milletvekili Firuz, Bahreynli büyük alim Ayetullah Şeyh İsa Kasım’a yönelik saldırıların Halife rejiminin şii mezhebini, şii düşüncesini ve Halife rejimine her türlü muhalefeti yok etme yönündeki stratejik programı çerçevesinde yapıldığını kaydetti.

Gerçekte Bahreyn milleti ve din adamlarının barışçıl protesto eylemleri ve toplantılarının şiddetli bir şekilde bastırılması Bahreyn’de nüfusun çoğunluğunu oluşturan şii müslümanların mazlumiyeti ve mağduriyetinin doruk noktası sayılır. Bahreyn’de iktidarı gasp eden azınlık, çoğunluğun haklı taleplerini hiçe sayarak bu taleplere demir yumrukla karşılık veriyor ki bu da Halife rejiminin şii müslümanlara karşı etnikçiliğinin en somut delilidir.

Aslında Halife rejiminin baskıcı tutumu, bu rejimin Bahreyn milletinin siyasi özgürlüklerini gözardı etmekle kalmadığını, bunun yanında bu insanların dini özgürlükleri gib en temel haklarından da mahrum bırakmaya çalıştığını gösteriyor. Bahreyn’de hakim olan Halife rejiminin politikası, başta şii müslümanlar olmak üzere Bahreyn halkının dini inançlarına saygısızlık etmeye yöneliktir. Halife rejimi camileri yıkmak ve Bahreyn milletinin dini mukaddesatına saldırmakla bu insanları zalim Halife rejimine karşı kıyamından vaz geçirebileceği gibi batıl bir düşünce taşıyor. Halife rejimi Bahreyn milletinin direnişini ve İslamî inançlarını ve özellikle şii mezhebinin ilerici ve özgürlükçü tealimini ve zulüm ve istibdada karşı teslim olmama inancını reddediyor ve bu inançları Bahreyn’de despot yönetiminin yolunda en büyük engel olarak görüyor. Ancak Halife rejiminin Bahreyn halkının İslamî faaliyetlerini kısıtlama çabaları ve bu insanların İslamî mukaddesatına ve dini şiarlarına saygısızlığı Bahreyn milletini bu rejime karşı direnişte daha da kararlı hale getirdiği ve bu tür baskılara boyun eğmeyeceğini ortaya koyduğu anlaşılıyor.

Geçen hafta Suriye gelişmeleri Suriye ordusu ve halk direniş güçlerinin teröristlere karşı zaferleri ve özellikle tekfirci IŞİD teröristlerini Halep kentinden dışarı atma yönünde attıkları etkili adımların etkisi altında kaldı.

Bu arada Türkiye yönetiminin Suriye topraklarına garez-kar askeri müdahalesinin şiddetlenmesi IŞİD ile mücadele sürecini aksattığı ve Şam yönetiminin itirazına neden olduğu ve uluslararası tepkileri de beraberinde getirdiği anlaşılıyor.

Öte yandan Suriye ordusu ve halk güçleri geçen hafta Suriye’nin kuzeyinde yer alan Halep’in güneyinde ilerleyerek teröristlerin pençesinden bazı yeni bölgeleri geri almayı başardı.

Suriye ordusu ve halk güçlerinin tekfirci teröristlere karşı bu başarıları devam ettiği bir sırada IŞİD ile mücadele bahanesi ile gerçekleşen TSK’nın Suriye’ye müdahalesi pratikte bu ülkede teröristlerle mücadele sürecini aksattığı gözleniyor. Bu saldırı aynı zamanda Suriye’nin milli egemenliğini ihlal ettiği ve uluslararası tepkileri beraberinde getirdiği de anlaşılıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı siyasi ve enformasyon danışmanı bayan Besine Şaban Türkiye ordusunun Suriye’nin kara ve hava sahasını ihlal etmesini uluslararası yasaların çiğnenmesi şeklinde değerlendirdi.

Öte yandan Suriye Dışişleri Bakanlığı da BM genel sekreteri ve güvenlik konseyi başkanına yazdığı iki ayrı mektupta TSK’nın Suriye’nin milli egemenliğini ihlal etmesini ve Suriye topraklarına karşı askeri operasyon düzenlemesini savaş suçu ve beşeriyete karşı cinayet niteledi.

Gerçekte TSK’nın Şam yönetiminin izni olmaksızın Suriye topraklarına müdahale etmesi resmen tecavüz sayılır ve uluslararası yasalara ve iyi komşuluk ilkesine de aykırıdır.

Bu arada Rusya yönetimi de TSK’nın Suriye’ye yönelik askeri müdahalesi IŞİD’in kalesi Rakka’ya yönelik operasyonun ertelenmesine yol açtığını açıkladı. Rusya Dışişleri Bakanlığı Türkiye yönetiminden Suriyeli etnik grupların mevzilerine saldırmaktan kaçınmasını istedi ve bu durum Suriye’de durumun daha da karmaşık boyutlara ulaşmasına yol açtığını belirtti. Rusya Dışişleri Bakanlığı ayrıca Ankara yönetiminden her türlü hareketini Şam yönetimi ile koordineli hale getirmesini istedi ve bağımsız bir ülkenin topraklarına yönelik her türlü askeri operasyonun o ülkenin hakimiyeti ile koordineli bir şekilde yapılması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’nin Suriye’de Cerablus kentine karşı kara ve hava operasyonu düzenlemesi ve IŞİD ile mücadele eden Suriyeli Kürtlerin mevzilerinin vurması Rusya yönetimi tarafından kaygı verici bir durum olarak değerlendiriliyor.

TSK geçen hafta fırat kalkanı adı altında düzenlediği ve IŞİD ile mücadeleyi amaçladığını ileri sürdüğü bir operasyon çerçevesinde Suriye’nin Cerablus bölgesine girdi.

Geçen hafta İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi de Türkiye ordusunun Suriye topraklarındaki varlığını ve askeri operasyonunu sürdürmesinden kaygı duyduklarını açıkladı. Tüm ülkelerin Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve milli egemenlik hakkına saygı duymaları gerektiğini vurgulayan sözcü Kasımi terörle mücadele ve bölgede istikrar ve güvenliğin korunması bölgenin barış yanlısı ülkelerin dış politikasının değişmez ve önemli ilkeleriden biri olduğunu, fakat bu konu bir başka ülkelerin toprak bütünlüğünün ihlal edilmesine ve o ülkenin merkezi yönetimi ile koordinasyon sağlamadan askeri operasyon yapılmasına müsaade ettiği anlamına gelmediğini kaydetti. Sözcü Kasımi, terörle mücadele sürecinde merkezi yönetimlerin siyasi egemenliği ve meşru iktidarını gölgeleyecek hiç bir yöntem kabul edilebilir olmadığını vurguladı.

Geçen hafta Irak gelişmeleri de Irak ordusu ve halk güçlerinin bu ülkenin daha fazla bölgelerinin teröristlerden temizleme çabaları ve özellikle Iraklı yetkililerin Musul’u tekfirci IŞİD terör örgütünün pençesinden kurtarma operasyonu çerçevesinde istişarelerinin etkisi altında kaldı.

Bu arada Irak’ın iç arenasında Türkiye ve Arabistan ve Batılı devletlerin Irak’ın içişlerine yönelik garez-kar müdahalelerine yönelik itirazlar daha geniş boyutlara ulaşmaya başladı, öyle ki Suud rejimi Bağdat’taki büyükelçisini değiştirmek zorunda kaldı. Bu şartlarda ise Irak Başbakanı Haydar İbadi ve El Irakiye listesi lideri İyad Allavi bir araya gelerek Musul’u IŞİD’in elinden kurtarma operasyonunu gözden geçirdi.

Irak Başbakanı Haydar İbadi ve El Irakiye listesi lideri İyad Allavi Bağdat’da gerçekleştirdikleri görüşmede Musul’u tekfirci IŞİD’in işgalinden kurtarma operasyonunu gözden geçirerken, Iraklı tüm siyasi gruplardan Irak ordusu ve halk güçlerine teröristlerle mücadelede tam destek vermelerini istedi.

İbadi ve Allavi Irak ordusu ve halk güçlerinin tekfirci IŞİD terör örgütünü Irak topraklarının bir bölümünden temizlemelerinden ötürü şükranlarını sundukları açıklamalarında IŞİD örgütünü Irak topraklarından tam olarak atıncaya dek operasyonların devamına vurgu yaptı.

Bu şartlarda Irak Bedir Kurumu genel sekreteri de Haşedul Şaabi adlı halk güçleri Irak’ta tekfirci IŞİD teröristleri ile savaşmak için tam hazırlıklı olduklarını açıkladı.

Irak Nucaba İslamî direniş hareketi genel sekreteri Şeyh Ekrem Kaabi ise Haşedul Şaabi halk güçleri Irak’ta her türlü ecnebi gücün varlığına karşı olduğunu açıkladı. Nucaba hareketi genel sekreteri Şeyh Ekrem Kaabi, Musul’u kurtarma operasyonunda ABD ve Türkiye gibi ecnebi güçlerin katılımına karşı olduklarını, çünkü bu ülkeler Iraklı halk güçlerinin faaliyetlerine engel oluşturduklarını kaydetti. Şeyh Kaabi, Irak halk güçleri bundan önce yıllarca direniş gruplarına üye olan ve Irak’ta işgalci Amerikalı askerlerle savaşan gönüllü güçler olduğunu vurguladı.

Geçen hafta Irak Dışişleri Bakanlığı resmi bir mektup yazarak Arabistan rejiminden Bağdat büyükelçisini değiştirmesini istedi. Irak Dışişleri Bakanlığı yayımladığı bildiride bir mektupla Arabistan yönetiminden şimdiki büyükelçi Samer Sabhan yerine bir başka büyükelçi atamasını talep ettiklerini belirtti. Bildiride Sabhan diplomatik kurallara uymamakla kalmadığı ve bunun yanında Irak’ın içişlerine de müdahale ettiği ve bu durum Irak milleti ve devleti açısından asla kabul edilemez olduğu vurgulandı.

Bu arada Iraklı bir çok siyasi grup ve şahsiyet Arabistan büyükelçisi Samer Sabhan’ın Irak’ın içişlerine ve askeri konularına müdahalesini eleştirerek Irak’tan ihraç edilmesini istemişti.

Gerçekte Arabistan’ın Irak büyükelçisi Samer Sabhan’ın uygulamaları şimdiye kadar Irak milleti ve Bağdat yetkililerinin ögkesine yol açtı. Irak milleti ve devleti Sabhan’ın Iraklı grupların arasında fitne ve gerginlik çıkarmaya çalıştığını belirtiyor. Irak milleti ise Arabistan’ın Bağdat büyükelçisi Sabhan Riyad ile IŞİD terör örgütünün irtibat unsuru olarak faaliyet yürüttüğüne inanıyor.

Bu arada Arabistan medyası bu ülkenin Almanya’daki askeri müsteşarı General Abdulaziz bin Halid Şamruhi Şimri’nin Arabistan’ın Irak’a tam yetkili büyükelçi olarak atadığını duyurdu.

Arabistan rejimi 2016’nın başlarında ve 25 yıl aradan sonra Irak’a atadığı ilk büyükelçisini açıkladı ve Samer Sabhan böylece Arabistan’ın tam yetkili büyükelçisi olarak Irak’ta faaliyete başladı. Sabhan daha önce Arabistan’ın Lübnan’daki askeri müsteşarıydı. Sabhan’ın askeri mazisi Riyad yönetiminin Irak için özel planlar kurduğunu ve bu yüzden Bağdat’a askeri mazisi olan büyükelçileri göndermekte ısrarcı olduğunu gösteriyor. Irak’ta sadece yedi ay dayanabilen Sabhan’ın esas misyonu Irak’ta yasal yönetiminin muhaliflerini desteklemek, Kuzey Irak yerel yönetimini Bağdat merkezi yönetimine karşı kışkırtmak, Irak’ta ehli sünnet aşiretlerin arasına nüfuz etmek ve onları merkezi yönetime karşı kışkırtmak ve Irak’ta tekfirci IŞİD terör örgütünü desteklemekti. Bu yüzden Bağdat yönetimi Sahban’ın görevine son verilmesini istedi.

Aslında Bağdat yönetimi Riyad’dan diplomatik kuralları bilen ve asker olmayan bir diplomatı yeni büyükelçi olarak atamasını istedi, fakat Riyad Almanya’daki askeri müsteşarını Irak’a yeni büyükelçi olarak atadı ve böylece Sabhan’ın Irak’ta yarım kalan misyonunu tamamlamak istediğini ortaya koydu.

Arabistan’ın bu tutumu, Irak’a yönelik komplolarından asla vaz geçmediğini da ortaya koyuyor. Bu şartlarda Bağdat yönetiminin askeri müsteşar Şimri’yi Arabistan’ın yeni büyükelçisi olarak kabul etmesi Irak kamuoyu tarafından yanlış bir hareket olacağı şeklinde değerlendiriliyor. Irak kamuoyu Bağdat yönetiminden Arabistan ile teamülünü yeniden gözden geçirmesini ve Riyad’ın müdahaleci ve garez-kar tutumuna karşı ciddi tedbir almasını istiyor.015