Nura giden yol
Ankebut suresinin 27 ila 30. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
Ankebut suresinin 27. Ayeti:
وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا فِي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَآَتَيْنَاهُ أَجْرَهُ فِي الدُّنْيَا وَإِنَّهُ فِي الْآَخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ (29:27)
Yani:
Ona İshak ve Ya'kub'u bağışladık. Peygamberliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik. Ona dünyada mükâfatını verdik. Şüphesiz o, ahirette de sâlihler (zümresin) dendir.
Geçen bölümdeki ayetlerde Hz. İbrahim’in –s– öyküsü kısaca beyan edildi. Bu ayet söz konusu ayetlerin sonunda şöyle buyurmakta:
İbrahim kendi diyarından hicret ederek, başkalarını Hak yoluna davet etmeye başladığında, Allah teala ona büyük bir muhibet inayet buyurdu. Allah teala ona yolunu sürdürmeleri ve ilahi lütuf sayesinde nübüvvet makamına nail olmaları ve kendi kavimleri arasında iman yolunun meşaleleri olabilmeleri için pak ve salih evlatlar inayet buyurdu. İshak ve oğlu Yakub ve Yakub’un oğlu Yusuf, ayrıca Musa, Harun ve Süleyman, hepsi Hz. İbrahim’in soyundandı ve hepsi ilahi risalet görevini üstlendi.
Bu muhibet hem dünyevi, hem uhrevi muhibettir. Bu muhibet hem iyi ad, hem ilahi mükafatı kazanmayı beraberinde getirir. Zira pak ve salih evlat hemhayatında babasının onur kaynağıdır, hem ölümünden sonra iyi ad geride bırakır.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Salih evlat, Allah tealanın pak ve salih insanlara sunduğu ilahi muhibettir.
2 – Dünyada ilahi mükafatlardan biri, pak ve salih hanedana sahip olmaktır.
3 – Sapkın görüşlerin aksine, dünya ile ahiret bir arada düşünülmelidir. İslam kültüründe ahireti dünyaya feda etmemek gerektiği gibi, ahiret için de dünyadan el çekmemek gerekir.
Ankebut suresinin 28 ve 29. Ayetleri:
وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ أَحَدٍ مِنَ الْعَالَمِينَ (29:28)
أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّبِيلَ وَتَأْتُونَ فِي نَادِيكُمُ الْمُنْكَرَ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ إِلَّا أَنْ قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللَّهِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ (29:29)
Yani:
Lût'u da (gönderdik). O, kavmine demişti ki: Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz!
(Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlikler yapacak mısınız? Kavminin cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: (Yaptıklarımızın kötülüğü ve azaba uğrayacağımız konusunda) doğru söyleyenlerden isen, Allah'ın azabını getir bize!
Hz. İbrahim’in öyküsünden sonra bu ayetler, ilahi peygamberlerden biri olan Hz. Lut’un öyküsünü kısaca beyan ediyor. Hz. Lut da Hz. İbrahim çağında yaşıyor ve o hazretin inancını kendi kavmi arasında tebliğ ediyordu. Ancak kavmi onun davetini benimsemediği gibi, onları çirkin amellerinden sakındıran Hz. Lut’u öldürmek veya sürgün etmekle tehdit ediyordu.
Bu ayet hatta hayvanların arasında bile görülmeyen en çirkin amellerden birine işaret ederken, şöyle buyurmakta:
Allah’ın Peygamberi Lut sürekli insanları ikaz ediyor ve erkeklerin birbiriyle cinsel ilişkileri en çirkin amel olduğunu ve erkeklerin kadınlara ilgisini olumsuz etkilediğini ve bu yüzden sonuçta insan soyu yok olacağını anlatıyordu. Bu çirkin amel doğada, hatta hayvanların arasında hakim olan, erkek ve dişi cinslerin birbirine karşı cinsel eğilimine aykırıdır ve hayvanlar bile bu ameli işlemez.
Ancak Lut kavmi bu çirkin amelde bulunmak bir yana, bazıları o kadar hayâsızlaşmıştı ki, gizlice ve başkalarının gözünden uzak bir yerde yapılan bu çirkin ameli artık açıkça ve halkın gözü önünde yapıyordu. Lut’un sapkın kavmi bu çirkin ameli bir nevi zevk ve lezzet olarak görüyordu.
Ayetler şöyle devam etmekte: Onlar Lut’un nasihat ve uyarılarından ders almadığı ve çirkin amellerini düzeltmek istemediği gibi, Lut’la alay ediyordu ve şöyle diyordu: Eğer senin Allah’ın bizim amelimizden rahatsız oluyorsa ve bize azap indirmak istiyorsa, o zaman söyle azabını bu dünyada nazil etsin ve bizi yok etsin. Gerçekte Lut kavmi o hazrete şöyle demek istiyordu: Sen peygamberlik iddianda yalancısın, boşuna bizi rahatsız etme.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Dinî liderler sadece insanları Allah’a davet etmekle sorumlu değildir. Evliyalar toplumdaki fesat ve bozukluklarla da mücadele etmeleri ve toplumu her türlü fesattan ve kötülükten arındırmak için çaba harcamaları gerekir.
2 – Eğer toplumda fesat yaygınlaşırsa, “nehyi münkirin faydası yok, niye boşuna zahmete katlanalım” diyemeyiz.
3 – İlahi peygamberler insanları cinsel isteklerini doğru yoldan tatmin etmeye teşvik eder ve cinsel sapkınlıklara ve laubaliliğe ve eşcinselliğe karşı çıkardı.
4 – Günah toplumda aleni olup yaygınlaşmadığı müddetçe bireysel bir konudur. Ancak toplumun genel iffeti ve hürmeti kırıldığı zaman, işlenen münkir sosyal boyuta ulaşmıştır ve onunla mücadele etmek gerekir.
5 – Günümüzde bazı Batılı ülkelerde yasal ilan edilen eşcinsellik, tüm semavi dinlerde tenkit edilen en çirkin amellerden sayılır.
Ankebut suresinin 30. Ayeti:
قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ (29:30)
Yani:
(Lût:) Şu fesatçılar güruhuna karşı bana yardım eyle Rabbim! dedi.
Lut kavmi Allah’ın peygamberini yalancılıkla suçlayarak nübüvvetini sorgulamaya başlayınca, o hazret Allah’a sığındı ve nübüvvetini ispat edebilmek için bir mucize talep etti. Bu mucize hem Lut’un risaletinin işareti olmalı ve hem günahkar ve fasık insanları cezalandırmalı ve Hakkın batıla galip geldiğini ortaya koymalıydı. Çünkü Lut kavmi günah işlemekten onur duyuyor ve pak ve salih olmayı çirkin sayıyordu. Lut kavmi fasık bir kavimdi ve fesadın yayılmasını da normal karşılıyordu. Bu kavim öylesine doğru yoldan sapmıştı ki, onları ikaz eden pak ve silah insanlarla alay ediyordu.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – İslam kültüründe eşcinsellik, yeryüzünde fesadı yaymak sayılır ve bu günahı aleni bir şekilde işleyenler en ağır şekilde cezalandırılmaları gerekir.
2 – Toplumda fesadın yayılması karşısında kesin tavır koyarak durmalı ve fasık insanlara galip gelmek için Allah tealadan yardım talebinde bulunmalıyız.