Nura giden yol
Ankebut suresinin 36 ila 40. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
Ankebut suresinin 36 ve 37. Ayetleri:
وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَارْجُوا الْيَوْمَ الْآَخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ (29:36)
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ (29:37)
Yani:
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik ve Şuayb: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut bağlayın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın! dedi.
Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.
Geçen bölümde Lut kavminin macerası ve kaderi anlatıldı. Bu ayetler ise Hz. Şuayb’ın risaletine işaret ederek şöyle buyurmakta:
O peygamber de diğer tüm peygamlerler gibi halkı tevhide ve yegane Allah’a ve kıyamet gününe inanmaya davet ederek şöyle diyordu: Günah işlemek ve Allah’a itaatsiz etmek, yeryüzünde fesada ve heba olmaya yol açar ve toplumun düzenini zulüm ve adaletsizliğe sürükler.
Ama maalesef geçmişte yaşamış bir çok kavim gibi Hz. Şuayb’ın kavmi de o hazretin peygamber olduğunu inkar etti. Hz. Şuayb’ın kavmi de o hazretin kardeşçe ve yürek yakarak kavmini ıslah etmek ve doğru yola yönlendirmek üzere yaptığı nasihat ve irşadını gözardı etti. Kur'an'ı Kerim şöyle devam etmekte: Sonunda o tekzip ve inkar ve yeryüzünde işlenen günahlar bu dünyada ilahi azaba sebebiyet verdi ve yeryüzünde yaşanan büyük bir deprem hepsini ölüme götürdü.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Tevhid ve maad, tüm ilahi peygamberlerin davetinin başında yer alır.
2 – Peygamberler insanlara karşı kibir ve kendini üstün görme veya üstünlük taslama temelinde değil, kardeşlik ve dostluk ilkesine dayanarak davranırdı.
3 – Günah işlemek tek başına ilahi azaba yol açmaz ve bilinçli ve Hakka inatla günah işlemekten başka, asıl günah üzerinde ısrar etmek ilahi öfke ve azaba vesile olur.
Ankebut suresinin38. Ayeti:
وَعَادًا وَثَمُودَ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ وَزَيَّنَ لَهُمَ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرِينَ (29:38)
Yani:
Âd ve Semûd'u da (helâk ettik). Sizin için, (onların başına nelerin geldiği) oturdukları yerlerden apaçık anlaşılmaktadır. Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar.
Bu ayet ise, Hz. Hud ve Hz. Salih gibi peygamberlerin onları hidayete erdirmek üzeregörevlendirilen Ad ve Semud kavimlerinin kaderine işaret ediyor. Bu iki kavmin de macerası ve kaderi Kur'an'ı Kerim’de yer alıyor. Onlar da peygamberlerini tekzip etti ve bilinçli bir şekilde tavsiyelerine karşı çıktı.
Kur'an'ı Kerim Mekke halkına hitaben şöyle buyurmakta: Buiki kavim de ilahi azapla cezalandırıldı ve şimdi Mekke’nin kuzeyi ve güneyinde, Şam ve Yemen yolu üzerinde bulunan yıkılmış kentleri hepiniz için açık işaretlerdir ve siz bu kentleri seyahatleriniz sırasında görmekte, ama onlardan ibret almamaktasınız.
Kur'an'ı Kerim ayetin devamında söz konusu iki kavmin ilahi cezayı haketmelerinin sebebini, onları dünyevi güzelliklerle kandıran şeytanı izleme şeklinde beyan ediyor. Oysa onlar Hakkı tanımak için akıl ve fıtrat gibi iç etkenler ve peygamberlerin daveti gibi dış etkenlerden yararlanıyordu, fakat buna karşın Hak yolundan saparak batıl yolunu izlediler.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Gelecek kuşaklara ibret konusu olabilecek tarihî eserlerin korunması gerekir.
2 – Şeytan’ın işi, çirkinlikleri güzel göstermektir. Gerçekte insanın aklı ve fıtratı ile çirkin bulduğu her şeyi, şeytan güzel gibi gösterir. Örneğin bencillik, kibir, mal ve sevetle övünmek, şeytanın insan gözüne güzel gösterdiği çirkinliklerdir.
Ankebut suresinin 39 ve 40. Ayetleri:
وَقَارُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مُوسَى بِالْبَيِّنَاتِ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْأَرْضِ وَمَا كَانُوا سَابِقِينَ (29:39)
فَكُلًّا أَخَذْنَا بِذَنْبِهِ فَمِنْهُمْ مَنْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًا وَمِنْهُمْ مَنْ أَخَذَتْهُ الصَّيْحَةُ وَمِنْهُمْ مَنْ خَسَفْنَا بِهِ الْأَرْضَ وَمِنْهُمْ مَنْ أَغْرَقْنَا وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ (29:40)
Yani:
Karun'u, Firavun'u ve Hâmân'ı da (helâk ettik). Andolsun ki, Musa onlara apaçık deliller getirmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Halbuki (azabımızı aşıp) geçebilecek değillerdi.
Nitekim, onlardan her birini günahı sebebiyle cezalandırdık. Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgârlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine zulmediyorlardı.
Kur'an'ı Kerim geçmişte yaşayan bazı kavimlerin kaderini anlattıktan sonra bu ayette Karun, Firavun ve Haman gibi tarihin mustekbir ve isyankar bazı şahsiyetlerinin kaderine işaret ediyor. Karun büyük mal ve servet yüzünden kibir ve bencilliğe yakalanmıştı. Saltanat ve iktidar gücü Firavun’u isyankarlığın doruk naktasına çıkarmıştı. Haman ise Firavun’un veziri ve cinayetlerinin ortağıydı. Hz. Musa her üç kişiyi irşad ederek nasihatte bulundu ve böylece ilahi hücceti onlara tamamladı. Ancak onlar Hak karşısında teslim olmadığı gibi, çirkin amellerinden ve izledikleri yanlış yoldan da vaz geçmedi. Onlar büyük ilahi peygamber Hz. Musa’ya karşı çıktı ve onu yok etmeye çalıştı. Bu asiler ilahi iradenin karşısında durabileceklerini zannediyordu. Ancak ilahi irade sayesinde yer, Karun’u tüm serveti ile birlikte yutarak derinliklere gömdü. Su da Firavun ve Haman’a musallat oldu ve ikisini de Nil ırmağında boğdu.
Ayet daha sonra dünyada yaşanan çeşitli ilahi cezaları beyan ediyor. Bu cezaler Kur'an'ı Kerim’in diğer ayetlerinde detaylı bir şekilde yer almıştır. Ad kavmi taş ve kum taşıyan korkunç bir fırtınaya yakalandı, öyle ki yedi gece gündüz başlarına taş ve kum yağdı. Semud kavmi ise şimşekler ve depremle helak edildi. Bazı insanlar ise toprağa gömüldü veya suda boğuldu. Tüm bunlar bu dünyada yaşanan ilahi azaplardı.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Kibir ve bencilliğin sonu, helak olmaktır. Servet ve güç ve diğer maddi imkanlar, kötü ve günahkar insanları helak olmaktan korumaz.
2 – İlahi güç tüm güçlerin üstündedir. Hak inancı ve Hak yolunu izleyenlere karşı çıkanlar, yüce Allah’a kaşrı durabileceklerini zannetmesinler.
3 –İlahi azap sadece bir çeşit değildir ve yüce Allah irade buyurduğu her türlü azabı uygulayabilir. Allah teala kötü insanları istediği şekilde cezalandırabilir.
4 – Her insanın kaderi ve akibeti kende elindedir.