İmam Hüseyin –as- mektebinde – 2
İmam Hüseyin’in –as- kıyamı hakkında bazıları İmam’ın Kufe halkının yazdığı mektuplarda o hazretten oraya giderek İslami hükümet kurma isteği yattığını düşünüyor.
Kerbela ve Aşura olaylarının da İmam’ın Kufe halkına lebbeyki sonucunu savunuyor! Bu yüzden eğer Kufe halkı İmam’ı davet etmezdi Aşura olayı da yaşanmazdı!
İmam’ın Kufe’ye hareket etmesi Kufe halkının davetiydi fakat İmam Hüseyin’in –as- kıyamının sebebi, Ümmeye oğullarının zulmüne karşı kıyam etmekti.
Yüce Allah Kur'an Kerim’de Allah’tan başka kimseden korkmamanın, ilahi adamların en bariz özelliklerinden olduğunu belirterek Ahzab suresinin 39.ayetinde şöyle buyuruyor: Daha önce gelip geçen o peygamberler, Allah’ın vahiylerini tebliğ eden, Allah’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Allah, hesap görücü olarak yeter.
Cesaret ve yiğitlik, İmam Hüseyin’de –as- örnek sayılacak kadar bariz bir şekilde görülüyor.
Çocukluk yaşlardan itibaren İmam Hüseyin’de –as- olan cesaret ve yiğitlik dost düşman her kesi şaşırttırdı. İmam ergenlik ve gençlik çağlarından itibaren dindeki sapmalara karşı şiddetle direnir ve ifşaatlarda bulunurdu. Öğle ki yalandan bazı iddialarda bulunanlar, İmam’ın yanında iddialarını dillendirmekten bile korkarlardı. O hazretin gençlikte Cemel, Nehrevan ve Siffeyn savaşlarındaki hamasetleri, herkesçe bilinirdi; İslam ordusu aciz kaldığı her alanda, İmam’ın şahameti onlara yardımcı olurdu.
İmam Hüseyin –as- her zaman güçlü ve tam iktidarla İslam düşmanları ve zorbalara karşı direnir, sorumluluk hissettiği yerde hakkı cesaretle savunur ve batıl ehlini küçük sayardı. Muaviye’nin adaletsizlikleri sayesinde müslümanların yoksulluk ve çıkmazda yaşadıklarında, pahalı kervanlar Yemen vergileri olarak Muaviye sarayına gönderilir ve o da kendi zevk ve eğlenceleri için onları harcardı. İmam Hüseyin –as-, mutahhar dedesi Resulullah’ın aksine Muaviye’nin tağuti davranışlarını görüp Muaviye’nin nasihat ve öğüt dinlemeyeceğini anlayınca, tüm kervanı büyük bir cesaretle ihtiyaç sahibi müslümanlar için müsadere etti.
İmam Hüseyin –as- din düşmanların şom planlarını ifşa etmekte eşsizdi. Muaviye hayatının sonlarında oğlu Yezid’in konumunu güçlendirmek ve hilafeti ona bırakmak için İmam Hüseyin’in –as- yanında onu medh etmeye başlayınca İmam Hüseyin –as- ayağa kalktı ve eşsiz bir konuşma ile Yezid’in ahlaksızlıkları ve yolsuzluklarını ifşa etti, Muaviye’yi de Yezid’i övdüğü için tenkit etti. Bu sert konuşma Muaviye’nin planlarını suya düşürdü.
Seyyedüşüheda İmam Hüseyin’in –as- cesaret, yiğitlik ve şahametinin doruğu ise Aşura gününde yaşandı. Tek başına, susuz dudaklarla 30 binlik düşman ordusu karşısında durduğu, bir yanda sevgili yarenleri ve çocuklarının kanlı bedenleri etrafta düşmüş diğer yandan ehlibeytin savunmasız kadınları ve çocukları dururken, bir an bile eli titremedi ve şüphe gönlüne düşmedi; tarihte eşi benzeri yaşanmayan bir cesaretle düşmanın kalbine saldırı ve Allah yolunda savaştı. Yüce Allah Maide suresinin 54.ayetinde ise şöyle buyuruyor:Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
İmam Hüseyin’in –as- kıyamı hakkında bazıları İmam’ın Kufe halkının yazdığı mektuplarda o hazretten oraya giderek İslami hükümet kurma isteği yattığını düşünüyor. Kerbela ve Aşura olaylarının da İmam’ın Kufe halkına lebbeyki sonucunu savunuyor! Bu yüzden eğer Kufe halkı İmam’ı davet etmezdi Aşura olayı da yaşanmazdı!
İmam’ın Kufe’ye hareket etmesi Kufe halkının davetiydi fakat İmam Hüseyin’in –as- kıyamının sebebi, Ümmeye oğullarının zülmüne karşı kıyam etmekti.
İmam Hüseyin –as- , Ali bin Ebutalib’in –as- yiğit evladı dindeki çarpıklığa asla dayanamazdı, zira Medine valisi Mervan bin Hekem, İmam’ı mel’un Yezid ile biata davet ettiğinde, bir ah çekerek şöyle dedi: “İnna lillahi ve inna ilayhi raci'un! Ümmet Yezid gibi bir sorumluya düçar olunca, İslam ile vedalaşmak gerekir.”
Öyle ise İslam’ın ihya edilmesi için mücadelenin bir başka aşamasına geçmek gerekir.
İmam Hüseyin –as- fesatla mücadelenin yeni aşamasını, Medine kentinden çıkmakla başladı. Geceleyin gerçekleşen bu çıkışta kardeşi Muhammed bin Hanife ile vedalaşırken kıyamının sebebini açıklayıp şöyle buyurdu. Ben sarhoşluk, küstahlık, suçluluk veya zülmetmek için Medine’den çıkmadım; hatta atamın ümmetini ıslah etmek için çıktım. Emr-i maruf e nahy-i münkir etmek istiyorum ve atam ve babamın siyersine göre hareket etmek istiyorum.
Tabi ki İmam Hüseyin –as- Muaviye hükümeti döneminde de sessiz kalmadı ve gerektiğinde emr-i maruf ve nahy-i münker görevini yerine getiriyordu. İmam Mekke’ye yaptığı bir yolculuğu sırasında diğer İslami bölgelerden gelen alimlerle hitaben coşkulu ve ağır bir konuşma yaptı. Bu konuşmada kent alimlerinin gerçek İslam’ı korumak ve ümeyye oğullarının cinayetlerine karşı sessizliğin sonuçları ile ilgili ağır ve zor görevlerini hatırlatırken, Ümmeye oğullarının din karşıtı siyasetlerine karşı susanları eleştirdi. İmam onlara karşı sessiz kalmak ve uzlaşmanın bağışlanmayan günah olduğuna işaretle, “Allah’ım biliyorsun ki bizim tarafımızdan ( Ümmeye iktidarına karşı girişim ve sözler)yapılanlar, hüküm sürmekte onlarla yarışmak ve değersiz dünyada hırstan değil; Senin dininin belirtilerini (halka) göstermek ve kentlerinde ıslahat yapmak içindir. Zulme maruz kalan kullarının güvende olması, din ahkamı ve sünnetine ve öğretilerine göre davranılmasını istiyoruz.”dedi.
Kerbela yolculuğu sırasında İmam Hüseyin’in –as- tüm konuşmaları tarihte kayda geçmiştir. Bu sözler o hazretin, Yezid hükümetine karşı kıyam ve mücadelesinin gerçek niyetini açıkça gözler önüne seriyor. Nitekim Yezid ordusunu baş komutanı Hürr ile karşılaşması ardından askerlere dönerek kendi kıyamının hedefini Peygamber’in -saa- sözlerine istinat ederek şöyle açıkladı:
Ey insanlar! Resulullah -saa- şöyle buyuruyor: “Allah’ın haramını helal sayan ve ilahi ahdini kıran, Allah kullarına günah ve tecavüzle davranan, fakat ona karşı davranış ve sözleri ile kıyam etmeyenleri, Allah, zalimlerden sayar.” Öyle ise ey insanlar! Bilin ki bunlar şeytandır ve ilahi emirlere itaat etmeyi bırakmış, fesatlarını açıkça göstermiş, Allah’ın haddini yok saymışlar; Yezidiler beytulmalı (müslümanların genel çıkarlarını) kendine ihtisas etmiş, Allah’ın haramını helal ve helalini haram yapmışlar; ben ise (müslümanların işleri ve kaderini) değiştirecek en şayeste insanım.
Kervan yola çıkmıştı. Başında ise hazretin nurlu çehresi parlıyordu. İmam Kufe şiilerinin kıyamının bastırıldığını ve Müslim bin Akil’in Ubeydullah bin Ziyad tarafından mazlumca şehit edildiği haberini almıştı. Buna rağmen kervan “Şeraf” dinlenme yerinden Kufe’ye doğru yol alıyordu. Öğlen zamanında kervandakilerden biri, hayret içinde “Allah-u Ekber” diyince, İmam Hüseyin –as- sebebini sordu. Adam “Kufe hurmalıkları görünüyor” dedi. İmam ise –as- “Bunlar hurmalıklar değil, bize doğru gelen tam teçhizatlı bir ordudur.” Diye buyurdu. Kervan durdu. Kısa bir süre sonra binlerden oluşan ordu, Hürr bin Yezid Riyahi İmam’ın kervanına yaklaştı. Hazret onun yüzünde yorgunluğu görünce kendisine ve bineğine su verilmesini buyurdu.
İmam Hüseyin –as- namazın ardından yarenlerine yola devam emri verdi fakat Hürr, kervanın hareket etmesine izin vermedi. İmam ona itiraz edince, Hürr “ Ben sizinle savaşa emredilmedim, fakat Kufe’ye varıncaya kadar sizlerden ayrılmamam gerekiyor. Umarın bende sizler arasında kötü bir şey yaşanmaz. Ey Hüseyin! Allah aşkına! Canını koru ve bu savaştan vazgeç; zira kesin olarak öldürüleceksin.” Dedi.
İmam Hüseyin –as- buna karşı “Acaba beni ölümden mi korkutuyorsun? Beni öldürmekle işiniz düzelir mi?” diyerek Kerbela’ya doğru yoluna devam etti.
Hürr, olup biteni İbn-i Ziyad’a iletti; haber kervanın Kerbela’ya vardığında İbn-i Ziyad’a ulaştı. İbn-i Ziyad Hürr’e yazdığı mektupta şöyle dedi: Mektup eline ulaşır ulaşmaz, Hüseyin ve beraberindekileri susuz ve çöllük bir alanda durdur!
Hürr de aynı şeyi yaptı ve İmam’a şöyle dedi: Daha fazla ilerlemenize izin vermeme zira İbn-i Ziyad, emirlerini yerine getirip getirmediğimi öğrenmek için casus peşime takmıştır.
Bu arada İmam yarenlerinden biri Hürr ile savaşma önerisinde bulundu fakat hazret öneriyi kabul etmedi ve savaşı başlatan taraf olmayacaklarını söyledi. durum böyle devam etti ta ki Yezid ordusunun komutanlığı Ömer bin Saad’a geçti.
Aşura sabahı, iki ordu birbirine karşı saflaştı. Hürr bir kenara gitti ve beraberindekilerden birine, “Allah’a yemin ederim ki kendimi cennet ve cehennem arasında görüyorum! Allah’a yemin ederim ki cennetten başka bir şey seçmeyeceğim, hatta parça parça olursam ve beni yaksalar.”dedi. Bunu söyledi ve İmam Hüseyin’İn –as- ordusuna doğru hareket etti. İmam’ın yanına gittiğinde başı öne eğik, “Ey Resulullah’ın evladı, canım sana feda olsun! Ben yolu senin üzerine kapatan ve seni çölde durduranım. Seninle savaşacaklarını sanmıyordum. Şimdi başım öne eğik sana geldim, acaba tövbem kabul edilir mi?sorunca; İmam Hüseyin –as- şefkatle şöyle buyurdu:Evet! Allah tövbeyi kabul eder.
Hürr eşsiz bir cesaretle düşmanla savaştı fakat yere düşerek kanına boğuldu. Sahabe Hürr’ü ölüm eşiğinde İmam’ın –as- yanına getirdiğinde, İmam onun yüzünden kanları silerken şöyle buyurdu: Sen hürsün, tıpkı annenin sana Hürr adı verdiği gibi./015