İmam Hüseyin - as- mektebinde -4
İmam Hüseyin –as- gece vakti Medine'den çıktı ve güvenli ilahi hareme gitti. Fakat o güvenli beldede, Resulullah'ın -saa- evlatları güvende değillerdi ve her an onlara suikast imkanı vardı.
Bu yüzde İmam Mekke'yi Kufe'ye doğru terk etti. İmam, tüm yolculuk sırasında ailesinin yanında idi; zira onları Medine'de bıraksaydı, Yezid'in onları rahatsız edeceğini ve İmam'a karşı bir baskı aracı olarak kullanacağını çok iyi biliyordu.
Masum ehlibetin –as- her davranış ve hareketi, değerli inciler gibi bir dünya değerli öğüt içinde barındırır. Masum imamların siyersindeki en güzel davranışlarından biri, onların ailelerine karşı davranışıydı. Onların eşleri ve çocuklarına karşı davranışları, insan ve toplumun bir çok sorununu çözebilir. İmam Hüseyin –as- Allah katında sahip olduğu yüksek mevki ve yüce irfani makamına rağmen, eş ve çocuklarına aşk ve sevgisini açıklamaktan çekinmezdi. Nitekim İmam Hüseyin'den –as- eşi Robab ve kızı Sakin hakkında bir şiir her kes tarafından biliniyor. İmam Hüseyin –as- bu şiirde mealen şöyle buyuruyor:
Ben Sakine ve Robab'ın içinde olan evi seviyorum,
O ikisini seviyor ve tüm mal varlığımı bu yolda bağışlıyorum,
Hayatım boyunca tenkitçilerin suçlamalarını kabul etmiyorum,
Ta ki toprağa gömülene kadar.
Buna karşı hz. Robab da İmam Hüseyin'in –as- şehadeti ardından o İmam hakkında mealen şöyle bir şiir yazdı:
Işık saçan o nur,
Şimdi Kerbela'da defedilmeyen maktuldur,
Sen benim sığındığım güçlü dağdın,
Sen rahmet ve dindarlıkla, bize davranırdın
Senden sonra, yetimlere kim kaldı
Ve ihtiyaç sahiplerin isteklerini, kim bertaraf edip, yoksullara sığınak olur.
İşte bu aşk, sevgi ve dostluk, sakine'yi şiir, edebiyat, dostluk ehli alim ve büyük bir kadın olarak yetiştirdi.
İmam Hüseyin'in –as- eşinin isteği, ilgi duyduğu ve güzelliği seven yönüne özel ilgisi vardı ve bazen bu yüzden sahabesi ve dostlarının eleştirileri ile karşılaşmasına rağmen, muhterem eşinin meşru ve doğal isteklerine saygı göstererek, kendini izleyenlere yaşam dersi verirdi. Rivayetlere göre günün birinde bir grup, İmam ile görüşmek üzere evine gittiler. Ev eşyalarını güzel olarak değerlendiren grup, " Ey Resulullah'ın evladı! Evinizde hoşlanmadığımız bazı eşyalar görüyoruz" dediler. İmam Hüseyin –as- da " Bizim kadınlarımız, kendi mihir paraları ile kendi zevklerine göre, istediklerini satın alıyorlar. Gördüğünüz eşyaların hiç biri, bize ait değildir" diye buyurdular.
Böylece İmam Hüseyin –as- kendi izleyenlerine, eşlerinin zevkine ve isteklerine önem vermenin, aile yapısının güçlenmesine vesile olacağını pratikte göstermiş oldu.
Aşura gününde İmam Hüseyin –as- savaş sırasında da çadırdakileri unutmuyor ve arada bir geri dönüp çadırların çevresinde gezinerek kadın ve kızları sakin ve sabırlı olmaya davet ve teselli ediyor. Aşura gününde veda zamanı gelince de İmam Hüseyin'in –as- kızı Sakine –sa- çok ağlayıp huzursuz olmuştu. Durumu böyle gören İmam Hüseyin –as- kızını sıkı sıkı göğsüne alarak, öptü ve gözyaşlarını silerken mealen şöyle bir şiir okudu:
Ey Sakine'ciğim!
Bil ki şehadetimden sonra sen çok ağlayacaksın,
Yaşadığım süre, yüreğimi kendi gözyaşlarınla yakma,
Öyle ise ölünce, herkesten bana daha yakın olan sen, yanıma gel ve ağla
Ey seçkin kadın.
İmam Hüseyin'in –as- önünde iki yol vardı; ya fesadın temeli olan Yezid ile Müslümanların halifesi olarak biat etmek, ya da ölmek. Öyle ise gece vakti Medine'den çıktı ve güvenli ilahi hareme gitti. Fakat o güvenli beldede, Resulullah'ın -saa- evlatları güvende değillerdi ve her an onlara suikast imkanı vardı. Bu yüzde İmam Mekke'yi Kufe'ye doğru terk etti. İmam, tüm yolculuk sırasında ailesinin yanında idi; zira onları Medine'de bıraksaydı, Yezid'in onları rahatsız edeceğini ve İmam'a karşı bir baskı aracı olarak kullanacağını çok iyi biliyordu. Öyle ise tüm ailesini kendi kanatları altına alarak şehadet anına kadar onları yalnız bırakmadı.
Şam halkı, Muaviye gibilerinden İslam ile tanışmıştı. Muaviye yaklaşık 42 yıl Şamat'ta hüküm sürdü ve bu uzun sürede Şam halkı dini basiret ve bilinçten yoksun olarak, onun irade ve isteğine karşı kayıtsız şartsız teslim oluyorlardı. Şamat beldesi ahalisi gerçek İslam'dan çok uzaktılar. Muaviye'nin lüks ve şatafatlı hükümranlığı, beyt-ul malı heba etmesi, büyük saraylar inşa etmesi, muhalefeti hapse atıp, sürgün etmesi veya hatta öldürmesi, ahaliye sıradan ve normal görünüyordu, öyle ki Resulullah'ın -saa- döneminde de durumun böyle olduğunu sanıyorlardı. bu durumda ise Ümeyye oğullarının iktidarı, kolaylıkla İmam Hüseyin'in –as- kıyamını bastırarak, onun mazlumca şahadetini kendilerinin lehine çevire bilirlerdi; nitekim bazıları İmam Hasan'ın –as- "zatürre ve ince hastalıktan öldüğünü" yalan söylentiyi yaymışlardı.
Bu şartlarda Şamat beldesinin merkezi şamahalisi esirlerkervanını görünce, İmam Hüseyin'in –as- geriyekalan evladı İmam Seccad'a –as- hitaben, "Sizleri öldüren ve yok eden, bir halkı sizin şerrinizden kurtaran Allah'a şükürler olsun" deyince, İmam Seccad –as- biraz sabredip sonra AHzab suresinin 33. ayetini tilavet ederek şöyle buyurdu:Ey peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
Ardından: “ Bu ayet bizim hakkımızda nazil olmuştur” diye buyurdu. Bunun ardından, gördüğü esirler hakkında yanlış konuşan adam hatasını anladı, zira onlar yabancı değil, peygamberin -saa- torunları ve evlatları idi; bunun üzerine adam tevbe etti.
İmam Hüseyin’in –as- hanedanı kervanı, durduğu her yerde İmam Seccad –as- ve Hz. Zyenep –sa- ile diğer aile fertleri yaptıkları ifşaatçı konuşmaları ile Ümmeye oğulları hanedanının zulümleri ve sapkınllıklarını hatta onların hilafet merkezinde Şam’da da halka açıkladılar.
Konu değişti / mutlaka müzik
Gençti, fakat bir o kadar da sadık ve mert! Gençlik havasına rağmen, gönlü mertlik ve sadakatla doluydu. Daha ergenlik yaşlarına gelmemişti. İmam Hüseyin –as- Aşura gecesinde yarenlerine şehit olacakları haberini verince, Gasım da hazretin yanına gitti ve sordu: Amca! Ben de yarın şehit olacak mıyım? İmam onu sıkıca kucakları ve buyurdu: Evladım! Ölüm senin için nasıl bir şeydir? Gasım: baldan tatlı, dedi. Bunu duyduğuna sevinen İmam şöyle buyurdu: Öyle ise sen büyük beladan sonra öldürüleceksin ve Ali Asgar da şehit olacaktır.
Aşura gününde Gasım kendini savaşmak için hazırladı ve kılıç kuşandı. Fakat kılıcın ucu yere sürtecek kadar cüssesi ve yaşı küçüktü. Bunun üzerine İmam Hüseyin kılıç kuşağına bir kaç düüm atarak yere değmesini engelledi. Ardından onu kucakladı ve bir süre ağladı. Sonra Gasım bu yolda canını feda etmek için izin istedi. İmam önce izin vermiyordu, fakat Gasım’ın –as- ısrarları sonuca ulaştı ve İmam Hüseyin –as- ikna oldu.
Hz. Gasım –as- savaş meydanına indi ve düşmana meydan okuyarak kendini tanıtarak şöyle buyurdu: Ey Allah’ın düşmanları, eğer beni tanımıyorsanız, ben Hasan bin Ali bin Ebi-Talib’im, ve şu anda sizin kuşatma çemberinizde olan ise amcam Hüseyin’dir.
Gasım kendini tanıtmanın ardından yiğitçe savaş hünerlerini sergiledi, öyle ki babasının cesareti onun gencecik yüzünden okunuyordu.
Askerlerden Hamid bin Müslim şöyle anlatıyor: Hüseyin’in çadırlarından, yüzü dolunay gibi parlayan bir genç çıkageldi. Elinde bir kılıç, üzerinde uzun bir dişdaşe vardı. Ömer Saad, Allah’a and olsun bu gence çok sert saldıracağım, deyince ben de ona, “hayret! Senin o gençle ne işin var? Allah’a yemin ederim ki eğer o beni vurursa ben ona elimi bile kaldırmam. Bırak da onu çevreleyenler işini bitirsin” dedim. Ömer Saad “Allah’a yemin ederim! Ben ona saldıracağım ve ona dünyayı dar edeceğim” dedi. O genç savaşıyordu ve Ömer Saad da ona adeta pusu kurmuş vaziyette bekliyordu. Gasım ona yetiştiğinde Saad kılıcı ile öyle saldırdı ki Gasım’ın başı yaralandı ve yüz üstü yere düştü. Gasım, “yetiş amca!” diye bağırınca Hüseyin –as- acele ile atına binip meydana geldi. Hüseyin –as- Gasım’ın başına geldi ve onu kucaklarken şöyle dedi: Allah’a andı olsun ki amcana, onu çağırıp sana cevap verememek veya cevap verince geç kalması ve sana fayda etmemesi, çok zordur.
Hüseyin –as- Gasım’ın cansız bedenini kucakladı fakat ayakları yere değiyordu ve onu çadırlara götürdü. Onu, Ali Ekber’in –as- cansız bedeni yanına yatırdı ve şöyle buyurdu: Ey amca oğullarım ve ey akrabalrım! Sabırlı olun! Allah’a and olsun! Bundan sonra asla acı çekmeyeceksiniz. 015