Ekim 24, 2016 15:06 Europe/Istanbul

Ankebut suresinin 56 ila 61. ayeti ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

Ankebut suresinin 56 ve 57. Ayetleri:

 

يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ آَمَنُوا إِنَّ أَرْضِي وَاسِعَةٌ فَإِيَّايَ فَاعْبُدُونِ (29:56)

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ (29:57)

Ey iman eden kullarım! Şüphesiz, benim arzım geniştir. O halde (nerede güven içinde olacaksanız orada) yalnız bana kulluk edin.

 

Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.

 

 

 

İslam dininde ilginç talimatlardan biri, imanı korumak amacıyla hicret etmektir. Asr-ı Saadet’te müslümanlar Mekkeli müşriklerin ağır baskıları altındaydı ve dinî vecibelerini özgürce yerine getiremiyordu. Bu yüzden Allah Resulü –s– ve gerçek müminler Mekke’den Medine’ye hicret etti ve bu kente yerleşti.

Bu ayetler genel bir kural olarak şöyle buyurmakta: Vatana ve yaşadığınız kente gönülden bağlılık meselesi, sizin Allah’a iman etme gücünüzü geliştirmenize mani olmamalıdır. Zannetmeyin ki bu dünyada ebediyen yaşayacaksınız. Bu yüzden hayatta amacınız sadece mal ve servet biriktirmek ve konumunuzu güçlendirmek olmamalıdır. Eğer ahiretin ebedi mekanınız olduğunu hatırlarsanız, o zaman gerektiğinden fazla vatanınıza ve yaşadığınız yere gönül bağlamaz ve onun tutsağı olmazsınız.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Yaşayacağınız yeri seçerken, din ve imanınızı koruma konusuna özel özen göstermelisiniz.

2 – Dini korumak için hicret etmek, iman ehli olanların bir görevidir.

3 –Bir kente veya yöreye aşırı bağlılık yüzünden doğru yoldan sapanların kıyamet gününde bu mazeretleri asla kabul edilemez.

4 – Ölüm haktır ve bundan kaçış yoktur. O zaman yaşamımız için hesap yaparken, ölümden sonrasını da düşmemiz gerekir.

 

Ankebut suresinin58 ve 59. Ayetleri:

 

وَالَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا نِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ (29:58)

الَّذِينَ صَبَرُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ (29:59)

 

 

Yani:

İman edip güzel işler yapanları, (evet) muhakkak ki onları, içinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennet köşklerine yerleştireceğiz. (Böyle iyi) işler yapanların mükâfatı ne güzeldir!

 

Onlar, sabreden kimselerdir ve yalnız Rablerine güvenip dayanmaktadırlar.

 

 

 

Bu ayetlerde yüce Allah imanını koruma uğruna zorluklara katlanan ve gerektiğinde yaşadığı kentten hicret eden kullarını ahirette cennette köşklerle ve sayısız nimetleri ile müjedeliyor. Ayetler, iman ehli olanların, onları ilahi rahmet cennete taşıyan amel, sabır ve tevekkül gibi, üç önemli özelliklerine işaret ediyor.

Bilindiği üzere, salih amelsiz imanın hiç bir değeri yoktur ve amel de sabır olmaksızın sonuca ulaşmaz ve sabır da Allah’a tevekkül etmeksizin pek uzun sürmez.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Cennete ve nimetlerine kavuşmanın şartı, iman ve salih ameldir.

2 –Mümin kulların imanını koruma uğruna dünyada kaybettiklerini, Allah teala kıyamet gününde telafi eder ve kat kat iyisini inayet buyurur.

3 – Sabır ve direniş, sorunların üstesinden gelmenin ve yaşamın çeşitli merhalelerinde başarıya ulaşmanın sırrıdır. Kuşkusuz düşmanların sürekli taciz ve hakaretlerine maruz kalan müminler daha çok sabırlı ve dirençli olmaları gerekir.

 

Ankebut suresinin 60. Ayeti:

 

وَكَأَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ (29:60)

 

 

Yani:

Nice canlı var ki, rızkını (yanında) taşımıyor. Onlara da size de rızık veren Allah'tır. O, her şeyi işitir ve bilir.

 

 

 

Gecen ayetlerde imanı korumak için hicret etme zaruretine vurgu yapıldıktan sonra bu ayet şöyle buyurmakta:

Küfür diyarından hicret ettiğiniz için işinizi gücünüzü kaybetmekten ve geçinememekten korkmayın. Eğer hicret etmek kaçınılmaz olursa, hicret edin ve unutmayın ki, Allah rızık verendir. Yeryüzünde ve göklerde her türlü canlıya rızık veren Allah, sizi asla unutmaz. Hatta yiyeceklerini yuvalarına getirip biriktiremeyen ve her gün beslenmek için yuvasından ayrılmak zorunda kalan hayvanlar bile eli boş dönmez ve Allah teala onların rızkını verir. Hayvanlardan daha üstün olan insan tabi ki çabalarıyla kendi rızkını elde edebilir.

Eğer hicret etmek yüzünden işinizi gücünüzü kaybedecek olursanız, hicretten sonra çaba harcayarak bunu telafi edebilirsiniz. Fakat eğer şirk ve küfür yolunda yaşamınızı harcar veya zulüm ve tağuta teslim olursanız, bunu telafi etmek mümkün değildir, zira şirk, küfür ve zulüm, insanı insanlıktan uzaklaştırır.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Allah yolunda hicret eden insanlar rızıklarını ve geçimlerini kaygı etmemeli ve bu kaygı yüzünden hicret etmekten vaz geçmemelidir.

2 – Mümin insan her daim Allah’a tevekkül eder ve rızkının kesilmesinden korku duyarak sorumluluklarını yerine getirmekte kusur etmez.

3 – Alemleri yaratan Allah, tüm canlıların ve ayrıca insanların rızkını güvence altına almıştır.

 

Ankebut suresinin 61. Ayeti:

 

وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ (29:61)

 

 

 

Yani:

Andolsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah" derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?

 

 

 

Mekke’de yaşayan ve putlara tapan müşrikler, Allah tealayı yaradan olarak kabul ediyordu, fakat kendileri ile ilgili işlerin güneş, ay, yıldızlar veya çeşitli putlarca tedbir edildiğini zannediyordu. Müşrikler Allah’ı yaradan olarak benimsiyor, fakat Allah’ın Rab olduğuna inanmıyordu, öyle ki kaderleri ve rızıkları Allah’ın elinde olmadığına ve Allah’ın bunda hiç bir rolü olmadığına inanıyordu.

İlginçtir ki günümüzde de bir çok insan Allah’ı yaradan olarak bildiği halde, Hak tealayı Rab olarak kabul etmiyor ve emirlerine itaat etmiyor. Bu zümre, insan yaşamında Allah’tan bağımsız olduğunu ve istediği gibi karar verip uygulayabileceğini zannediyor.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – İnançla ilgili konularda başkaları ile ortak noktalardan başlamalı ve ardından aynı noktadan devam etmeliyiz. Müslümanlarla Mekkeli müşriklerin ortak yönü, Allah’ı yaradan olarak kabul etmekti.

2 – Haktan sapmak, herkesi tehdit eden tehlikelerden biridir. Allah’ı yaradan olarak kabul etmek ve Rab olduğunu kabul etmemek, bir nevi Haktan sapmaktır.