Ekim 24, 2016 15:12 Europe/Istanbul

Ankebut suresinin 62 ila 66. ayetleri ve tefsirleriyle birlikteyiz.

Ankebut suresinin 62. Ayeti:

 

اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَهُ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ (29:62)

 

 

Yani:

Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

 

 

 

Geçen bölümde müslümanlar Mekke kentinde müşriklerin tacizi ve baskısı altında yaşadığını ve bir kaç yıl boyunca da ticari ve iktisadi yaptırımlarına maruz kaldığını anlattık. Ancak bu şartlara karşın bazı müslümanlar evini yurdunu terk ederek Mekke’den hicret etmeye gönül vermiyordu. Bu ayet ise şöyle buyurmakta:

İşinizi kaybetme ve geçim sıkıntısına düşme yüzünden imanınızdan el çekmeyin, bilakis imanınızı güçlendirin ve bilin ki rızık Allah’ın elindedir. Eğer gerekirse, hicret edin ve evinizi yurdunuzu terk edip Medine’ye gidin.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Geçinmek için çalışmak ve çaba harcamak, hepimizin görevidir, ancak gelirimiz ve rızkımız bizim elimizde değil, ilahi hikmete bağlıdır.

2 – İnsanların rızıktan ve dünyevi nimetlerden yararlanmakta farklılıkları, zeka ve yetenekten yararlanmadaki farklılıkları gibi Allah tealanın hikmetine bağlı bir konudur. Kuşkusuz bu farklılıklar beşeri camianın olmazsa olmazlarından sayılır.

 

Ankebut suresinin 63 ve 64. Ayetleri:

 

وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ (29:63)

وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآَخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ (29:64)

 

 

Yani:

Andolsun ki onlara: "Gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah" derler. De ki: (Öyleyse) hamd da Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu (söyledikleri üzerinde) düşünmezler.

 

Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!

 

 

 

İnsanların hayatı ve rızıkları yağmurun yağmasına bağlı olduğundan ve bir bölgede bir kaç yıl yağmur yağmadığı takdirde o bölgede kuraklık bitkileri ve hayvanları yok ederek insanları açlığa sürüklediğinden, bu ayetler şöyle buyurmakta:

Hatta müşrikler bile yağmurun yağışı Allah’ın elinde olduğunu biliyordu, fakat buna karşın putlara tapıyor ve yaşamları putların iradesinden etkilendiğini zannediyordu. Hal böyleyken, nasıl olur da iman ehli olanlar rızıklarından kaygılanır ve rızık korkusuyla Allah yolunda hicret etmek istemez? Yoksa onlar bilmez mi ki gerçek hayat ve rızık ahiret dünyasındadır ve bu şatafatlı dünya bir oyundan farksızdır. Bu dünyada çocuklar çeşitli oyuncaklarla eğlenirken, büyükler de ev, araba, fabrika vesaire şeylerle uğraşır. Çocukların oyunlarında biri padişah olur, biri de vezir, biri hekim olur, biri de hasta, biri ana olur, biri evlat. Ancak oyun sona erdiğinde tüm bu ünvanların uydurma ve yapmaca olduğu anlışılır. Yetişkinlik çağında da insanlar kendilerine bu tür ünvanlar ayarlayarak toplumda bir konum kazanabilir. Ancak ömür sona erdiğinde, insan tüm bunların yapmaca ve geçici olduğunu ve kendisi de hayatını bu tür rolleri ifa ederek heba ettiğini anlar.

Evet, nerdeler şimdi tarihin o iddialı kralları? Nerdeler tarihte yaşanan büyük savaşların kumandanları? Güya onların devranı sona erdi ve artık başka bir oyunla uğraşıyorlar.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Allah’ı tanımak, fıtri bir konudur ve eğer günah ve sapkınlık tozu kalplerden sinilirse, hakikati itiraf edecekleri kesindir.

2 – Bir çok insan kendini gaflete kaptırır ve dünyanın başlangıcı ve sonu ve kendini düşünmek istemez.

3 –Ahiretten gafil olmak ve hakikati idrak etmemek, dünyaya ve dünyevi ve maddi konulara gönül vermeye sebebiyet verir.

4 – Gerçek ve hakiki yaşam, ahiret alemindedir ve orada herkes gerçek konumuna yerleşir. Ahirette acı ve zulüm yoktur ve hiç kimsenin hakkı çiğnenmez.

 

Ankebut suresinin 65 ve 66. Ayetleri:

 

فَإِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ إِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ (29:65)

لِيَكْفُرُوا بِمَا آَتَيْنَاهُمْ وَلِيَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ (29:66)

 

 

Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O'na has kılarak (ihlâsla) Allah'a yalvarırlar. Fakat onları sâlimen karaya çıkarınca, bir bakarsın ki, (Allah'a) ortak koşmaktadırlar.

 

Kendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etsinler ve sefa sürsünler bakalım! Ama yakında bilecekler!

 

 

 

İnsanların fıtratını uyandırmak için yerde ve gökte ilahi gücün işaretlerine değinen önceki ayetlerin devamında, bu ayetler insanlara, tehlike anında ve her şeyden ve herkesten umutlarını kestiklerinde kime yöneldiklerini ve kimden yardım talep ettiklerini hatırlatıyor. Bir gemi batarken insan kimden yardım talep eder? Ya da bir uçak düşmek üzereyken insan kime yalvarır? O, sizi kurtarabilecek ve ölümden uzaklaştıracak tek güç, yani yüce Allah’tır.

İnsan yaşamında normal olarak bazı maddi imkanlara, eşe dosta dayanır ve sorunlarla karşılaştığında onlardan yardım ister ve bu yüzden Allah’ı unutur. Fakat ciddi tehlikelerle karşılaştığında ve hiç kimse ona yardım etmeye gücü yetmediği durumlarda, insan hemen Allah’ı hatırlar ve başkalarını unutur.

Ama ilginçtir ki, Allah teala tarafından kesin tehlikeden kurtarılan aynı insan, kurtulduktan sonra yine Allah’ı unutur ve maddi yaşamın ve dünyevi nimetlerin peşine düşür, üstelik ne Allah’ı anar ne de nimetleri için şükreder.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Gaflet tozu insanın fıtratını kaplar, fakat tehlikeli hadiseler ve olaylar gaflet perdesini bir kenara iter ve insanın Allah’ı talep eden fıtratı yeniden uyanır.

2 – İhlasla yapılan dua kabul ediler. Kafirler de ihlasla dua ettikleri takdirde kabul görebilir.

3 – Allah’a ortak koşmak, O’nun nimetlerine nankörlük etmektir. Tevhide inanmaksa, ilahi nimetlerin şükranıdır.