Ekim 24, 2016 15:22 Europe/Istanbul

Ankebut suresinin 67 ila 69. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

Ankebut suresinin 67. ayetine kulak veriyoruz:

 

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا آَمِنًا وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْ أَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللَّهِ يَكْفُرُونَ (29:67)

 

 

Yani:

Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken, bizim (Mekke'yi) güven içinde kudsî bir yer yaptığımızı görmediler mi? Hâla bâtıla inanıp Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?

 

 

Arapların arasında yağma ve eşkıyalık yaygın olduğu ve aşirtler birbirine saldırdığı ve bazıları ölürken, bazıları esir alındığı bir dönemde, yüce Allah Mekke kentini güvenli bir kent yaptı, böylece bu kentte yaşayan insanlar saygın konuma kavuştu ve hiç kimse Mekke’ye saldırmaya cesaret edemiyordu. Nitekim fil ordusu ile birlikte Mekke kentine saldıran Ebrehe’nin ordusu, ilahi mucize sayesinde Mekke’ye varmadan önce, Ebabil ordusu adıyla anılan kuşlarca helak edildi.

Bu ayet Mekkeli müşriklere hitaben şöyle buyurmakta: Allah teala size bu denli büyük bir nimet sunduğu ve güven ve huzur içinde yaşadığınız halde, neden putlara taparsınız ve yegane Allah’a iman etmek yerine putların peşinden gidersiniz? Acaba sizin bu yaptığınız, ilahi nimetlere nankörlük etmekten başka bir şey olabilir mi?

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Güvenlik, ilahi büyük nimetlerden biridir ve buna şürketmenin yolu, her türlü şirk ve küfürden uzak durmaktır.

2 – İlahi nimetleri hatırlamak, insanları tevhide davet etmeye zemin oluşturur.

 

Şimdi Ankebut suresinin 68. Ayeti:

 

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُ أَلَيْسَ فِي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِرِينَ (29:68)

 

 

Allah'a karşı yalan uyduran yahut kendisine hak gelmişken onu yalan sayandan daha zalimi kimdir? Cehennemde kâfirlere yer mi yok!

 

 

Beşeri kültürde zulüm, sosyal ilişkilerde yorumlanır ve buna göre zalim, başkalarının hakkını ziyan eden kimsedir. Ancak dini kültürde gerçi bu tür bir zulüm şiddetle tenkit edilir, fakat zulmün daha önemli bir çeşidine işaret edilir, öyle ki bu zulüm, diğer bir çok zulüm çeşitlerine kaynaklık eder.

Eğer insan putu veya benzeri eşyaları Allah’a ortak koşacak olursa, Allah’a zulmetmiş olur, zira Allah tealanın dengi olmayan bir şeyi O’nun dengi olarak saymıştır. Yine ilahi peygamberleri yalancı bilen ve risaletini tekzip edenler de, bu büyük insanlara zulmetmiştir, zira onların insanları hideyete erdirme yolunda sarf ettikleri emeği hiç saymış ve bu büyük nimete nankörlük etmiş olur.

Doğal olarak sıradan insanlar için kıyamet gününde ağır cezalar belirlenirken, Allah’a ve peygamberlerine zulmetmenin cezası daha da ağır olur. Gerçi şirk çeşitli şekillerde kendini gösterebilir. Şirk putperestlik veya makam, mal ve mevki aşkı gibi şekillerde ortaya çıkabilir. Bu yüzden mümin insanlar da sürekli şirkin bu çeşitlerinden doğan tehlikelerle karşı karşıyadır ve buna göre de canı gönülden insanı Allah’tan uzaklaştıran bu tür etkenlerden uzaklaşmaları gerekir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Zulümlerin en kötüsü, kültürel zulümdür ve buna göre Hak söz inkar edilerek bastırılırken, batıl söz yaygınlaştırılır. Hakkı tekzip eden zalim insan doğal olarak Hakka teslim olmaz.

2 – Dine bir şeyleri eklemek veya kendi zevkimizden bir şeyleri dayatmak, dinde bidat ve Allah tealaya iftira sayılır. Hepimiz dinin tealimine uymalıyız, yoksa dini kendi düşüncelerimiz veya zevkimize göre yorumlamak asla caiz değildir.

 

Ankebut suresinin 69.ve son ayeti:

 

وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ (29:69)

 

 

Yani:

Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.

 

 

Ankebut suresinin son ayeti olan bu ayet, Allah yolunda cihad ve mücadele etmeye işaret ediyor. Bu cihad hem Allah düşmanları ile savaşmak ve hem Allah’ın dinini yaygınlaştırma uğrunda emek harcamaktan ibarettir.

İslamî kültürde cihad, dış düşman ve iç düşmanla cihat etmekten ibarettir. Mümin insan, bir yandan Allah’ın dinine düşmanlık edenlerle mücadele ederek bu yolda canını bile feda etmeye hazır olması gerekir ve öbür yandan da, kendi nefsi ve gayri meşru istek ve eğilimleri ile mücadele etmesi ve nefsani heva ve heveslerin tutsağı olmaması gerekir.

Bu ayet ise Allah yolunda ve Allah rızası için cihad etmeye vurgu yapıyor. Nice insanlar vardır ki din düşmanları ile savaşır, ama amacı şan ve şöhret kazanmak veya dünyevi imtiyazlara kavuşmak veya savaş ganimetlerinden yararlanmaktır. Ancak cihaddan daha önemlisi, verilen mücadelede ihlaslı olmaktır. Çünkü eğer ihlas yoksa, savaşta hayatını kaybetmenin de hiç bir değeri yoktur ve hüsran ve ziyan sebebidir. Eğer yapılan cihad Allah yolunda ise, Allah teala da bu ayete göre hem hidayete erdirme vaadinde bulunur, hem cihad eden kimseyi korur. Doğal olarak bu hedefe ulaşmanın yolunda sürekli engeller ve sorunlar çıkar ve bazen bu engelleri ve sorunları tespit etmek ve onları aşmak zor olabilir. Bu yüzden yüce Allah bu tür zorlu engellerde bizlere doğru yolu tespit etmekte ve sorunların üstesinden gelmekte yardımcı olma vaadinde bulunur.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Allah teala tüm insanları hidayete erdirmenin yanında, ihlaslı kullarını özel bir şekilde hidayete erdirir. Ancak bunun için ilk adımı insanın kendisi atması gerekir.

2 – Eğer bir işi yaparken ihlaslı niyetle o işe başlarsak, Allah teala da bize başarılı olabilmemiz için yardımcı olur ve bizi yalnız bırakmaz.

3 – Eğer insan Allah yolunda adım atarak tüm çabasını bu yolda harcarsa, Allah teala da ona hedefine ulaşıncaya dek yardımcı olur.