Nura giden yol
Rum suresinin 20 ila 22. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
Rum suresinin 20. Ayeti:
وَمِنْ آَيَاتِهِ أَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ إِذَا أَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ (30:20)
Yani:
Sizi topraktan yaratması, O'nun (varlığının) delillerindendir. Sonra siz, (her tarafa) yayılan insanlar oluverdiniz.
Geçen bölümde yüce Allah’ın tüm canlıları öldükten sonra, kıyamet gününde yeniden diriltiği beyan edildi. Bu ayet ve bundan sonraki ayetler ise, yüce Allah’ın başta insanoğlu olmak üzere tüm mahlukları yaratmasının işaretlerine temas ediyor. Ayet şöyle buyurmakta:
Bugün tüm dünyaya yayılan siz insanlar cansız topraktan yaratıldınız.
Gerçekte bu ayet, Kur'an'ı Kerim’in diğer bazı ayetlerinde olduğu gibi, hem insanın en başta topraktan yaratıldığına ve hem insanların nasıl beslendiğine işaret ediyor, olabilir. Çünkü insanların beslendiği gıda maddeleri doğrudan veya dolaylı bir şekilde topraktan temin edilir. Bu yüzden ve buna göre, insanın varlığı topraktan olduğu söylenebilir.
Eğer insan yaratılışın başlangıç noktası ve kendi hayatını ve varlığını düşünecek olursa, alemleri yaratan yüce Allah’ın nasıl cansız topraktan onun Zarif beyninin hücrelerini yarattığını ve insanların tarih boyunca bilim ve teknoloji alanlarında kaydettikleri tüm ilerlemelerini buna borçlu olduğunu anlayabilir.
Toprak hiç bir hissi, hareketi ve idrak gücü olmayan bir madde olduğu halde, yüce Allah’ın güç ve iradesi ile mucizevi bir şekilde insanların onun sayesinde düşünce, his ve idrak gücüne kavuştuğu hücrelere dönüşebilir.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – İnsanoğlunun kendini tanıması, Allah’ı tanımasının zeminini oluşturur ve insan, yüce Allah’ın yeryüzündeki en belirgin mahlukudur.
2 – Biz insanlar, hepimiz topraktanız ve bir gün toprağa geri döneceğiz. O zaman değersiz kibirlenmeleri bir kenara bırakmalı ve gurura ve kibire kapılmamalıyız
Rum suresinin 21. Ayeti:
وَمِنْ آَيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ (30:21)
Yani:
Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.
İnsanın yaratılış konusunun ardından bu ayet, ilahi en büyük işaretlerden biri olan konuya, yani çiftleşme kanununa işaret ederek şöyle buyurmakta:
Allah her insan için bir çift belirlemiştir ki, onun yaşamında yarı ve yaveri olsun ve onun yanında huzura kavuşsun. Bu tür bir birleşme, eşlerin arasında Allah vergisi aşk ve sevgi ile olur ve eşlerin ömür boyunca birbirine gönül vermelerine ve birbirine bağlı olmalarına vesile olur. Bu tür bir birleşme, kadını ve erkeği birbirini tamamlayan çift yapar ve yaşamlarına neşe ve mutluluk getirir. Kuşkusuz bu birleşmenin en önemli sonuçlarından biri, üremek ve beşer soyunun bekasını güvence altına almaktır. Aile ocağını kurmak aynı zamanda toplumun ve sosyal sorumlulukları benimsemenin temelini oluşturur.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Kadın ve erkek, bazı sapkın düşüncelerin kadını daha alçak bir mahluk ilan etmelerinin aksine, aynı cinstendir.
2 – İslam kültürü ve öğretilerinde, karı kocanın birlikte huzur içinde yaşadığı bir aile idealdir.
3 – Sevgi ve saygı, yüce Allah’ın eşlere sunduğu bir hediyedir ve birlikteliklerini güvence altına alır.
4 – Aşk ve sevgi ,eşleri birleştiren etken olmanın yanında, ortak yaşamlarını sürdürmeleri için de gereklidir.
Rum suresinin 22. Ayeti:
وَمِنْ آَيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآَيَاتٍ لِلْعَالِمِينَ (30:22)
Yani:
O'nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır.
Bu ayet insanın yaratılışını yerin ve göklerin yaratılışının yanında gündeme getirerek, insanların dikkatini, kendilerinden başka, onları çevreleyen aleme de çekmektedir. Günümüzde bunca uydu ve gelişmiş teleskoplara karşın, insanoğlu hâla göklerin derinliklerini ve tüm gezegenleri, yıldızları ve galaksileri keşfedememiş, ama buna karşın müthiş azametini de itiraf etmektedir. Yerküresi de içinde insanların hâla keşfedemediği bir çok sırrı barındırmaktadır. Yerin derinliklerinde nice zenginlikler yatmaktadır. Yerin derinliklerinde petrol, doğalgaz, madenler ve denizlerin ve okyanusların derinliklerinde de türlü balıklar ve diğer deniz ürünleri vardır ve insanlar bu zenginliklerden geniş biçimde yararlanmaktadır.
Ayet bir kez daha insanın yaratılışına dönerek, iki önemli özelliğine şöyle işaret etmekte:
Farklı aksanları ve şiveleri ortaya çıkaran dillerin farklılıklarını ve farklı ırkları ve soyları ortaya çıkaran deri renginin farklılıklarını düşünün. Gerçekten de, eğer tüm insanlar aynı şekilde, aynı renkte ve aynı biçimde olsaydı, insanlar birbirinden nasıl ayır edilebilirdi? Bir çocuk annesini veya babasını, birbirine benzeyen binlerce ve milyonlarca insanın arasında nasıl ayırt edebilirdi? Ya da eşler birbirini nasıl tanıyabilirdi?
İnsanların renkleri, yüzleri ve dillerinin değişik olması, birbirini ayırt etmelerinin en iyi etkenidir. Bundan başka, eğer bu farklılıklar ve çeşitlilikler olmasaydı, beşeri toplumda yaşam çok monoton ve sıkıcı olurdu. Örneğin gittiğiniz bir kentte tüm taşıtların aynı şekilde ve aynı renkte olduğunu düşünün.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Tecrübi bilimler, insanlara doğadan daha fazla yararlanma yolunda yardımcı oldukları gibi, insanların yüce Allah’a inancının gelişmesine de katkısı olmalıdır.
2 – Bilim adamlarına göre, ırk, dil ve renk değişikliği, yüce Allah’ın azametinin işaretidir. Ancak cahil insanlar bu farklılıkları başkaları ile alay konusu veya üstünlük taslama aracı olarak değerlendirir.
3 – Her dilin kendine özgü asaleti ve değeri vardır. Bu yüzden hiç kimse başkalarının ırkı veya dili ile alay etmeye hakkı yoktur.