Nura giden yol
Rum suresinin 27 ila 29. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
Rum suresinin 27. Ayeti:
وَهُوَ الَّذِي يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ وَلَهُ الْمَثَلُ الْأَعْلَى فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (30:27)
Yani:
İlkin mahlûkunu yaratıp (ölümden) sonra bunu (yaratmayı) tekrarlayan O'dur, ki bu, O'nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde (tecelli eden) en yüce sıfat O'nundur. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.
Geçen bir kaç bölümde Kur'an'ı Kerim, yüce Allah’ın varlık aleminde bazı ayet ve işaretlerine temas etti. Bu ayetlerin her biri, yüce Allah’ın sonsuz ilim, güç ve hikmetinin işaretidir.
Bu ayet ise aynı konunun devamında Maad meselesine temas ederek şöyle buyurmakta: Yaratılışı başlatan Allah, mahluklarını kıyamet gününde yeniden diriltebilir. Gerçi yüce Allah için hiç bir iş başka bir işe göre zor veya daha kolay diye bir durum söz konusu değildir ve işlerin kolaylığı veya zorluğu bizim gibi bir çok kısıtlama ile karşı karşıya bulunan mahluklar için geçerlidir. Ancak Allah tealabu ayette biz insanların dilinden konuşmuş ve anlaşılması bizim için daha kolay olmasını istemiş ve şöyle buyurmuştur: Siz insanlar için yeniden yaratmak ilk yaratılıştan kolay olduğuna göre, nasıl hiç bir kısıtlaması bulunmayan ve tüm erdemlere sahip olan Allah’ın bunu yapamayacağını düşünebilirsiniz?
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – İlahi sıfatlar insanların hayal, tasavvur ve beyanının dışında bir şeydir ve hiç kimse ve hiç bir şey Onunla mukayese edilemez. Yüce Allah tüm açılardan tüm mahluklardan üstündür.
2 – İlahi hikmet gereği ölümden sonra yeni bir dünya vardır ve insanın kaderi ölümle noktalanmaz.
Rum suresinin 28. Ayeti:
ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلًا مِنْ أَنْفُسِكُمْ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَاءَ فِي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَأَنْتُمْ فِيهِ سَوَاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخِيفَتِكُمْ أَنْفُسَكُمْ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآَيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ (30:28)
Yani:
Allah size kendinizden bir temsil getirmektedir: Mülkiyetiniz altında bulunan köleler içinde, size verdiğimiz rızıklarda -birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı? İşte biz âyetlerimizi, aklını kullanacak bir kavim için böylece açıklıyoruz.
Müşrikler Allah’a O’nun mahluku olan şeyleri ortak koşuyor ve Allah gibi alemin işlerini tedbir ettiklerini iddia ediyordu. Bu ayet müşriklerin bu yanlış düşüncesini reddetmek için insanlardan bir örnek veriyor ve şöyle diyor: Eğer sizin köleleriniz olsaydı, acaba onlara sizin malınız üzerinde tasarrufta bulunmalarına müsaade eder miydiniz? Acaba onları kendinizin ortağı bilip sizin malınız hakkında aynı sizin gibi her türlü tasarrufta bulunmalarını kabul eder miydiniz? Nasıl oluyor da siz mülkiyetiniz altında bulunanları kendinizle aynı sırada bilmezsiniz, ama hepsi O’nun mülkiyeti altında bulunan Allah’ın mahluklarını O’nunla aynı seviyede tutar ve onlara Allah’ın işlerine müdahalede bulunmalarına hak verirsiniz veya yaratılış aleminde çeşitli işleri onların yaptığını düşünürsünüz? Eğer sizin köleleriniz sizin ortağınız ise, Allah’ın mahlukları da O’nun ortağı olabilir. Fakat eğer siz, kölelerinizin sizin ortağınız gibi olmasını ve sizden izin almaksızın malınız üzerinde tasarrufta bulunmasını kabul etmiyorsanız, o zaman nasıl Allah’ın mahlukları Allah’a ait işlere karışabildiğini kabul edebilirsiniz?
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Vicdan, en iyi mahkemedir. Bizler nasıl elimizin altında çalışan memurları veya işçileri kendi ortağımız olarak kabul etmiyorsak, Allah’a asla benzemeyen, üstelik O’nun mahluku olan mahlukları Allah ile aynı seviyede tutamayız ve Allah’ın ortağı sayamayız.
2 –Kur'an'ı Kerim ayetleri akıl ve mantığa dayanarak insanla konuşur ve insanları sürekli düşünceye ve düşünmeye davet eder.
Rum suresinin 29. Ayeti:
بَلِ اتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَهْوَاءَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ فَمَنْ يَهْدِي مَنْ أَضَلَّ اللَّهُ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ (30:29)
Yani:
Gel gör ki haksızlık edenler, bilgisizce kötü arzularına uydular. Allah'ın saptırdığını kim doğru yola eriştirebilir? Onlar için herhangi bir yardımcı yoktur.
Geçen ayette Allah teala akıl ve mantıkla kabul edilebilen bir misali gündeme getirdi. Bu ayet ise şöyle buyurmakta:
Allah’a ortak koşanlar akıl ve mantıktan uzaklaşmış olur. Bunlar nefsani heva ve heveslerine tutsak olmuştur. Bunlar hiç bir ilmi gerekçeleri olmaksızın şirke sapmıştır ve sonuçta kendilerine en büyük zulmü reva görmüştür.
Akıl ve ilim gibi nimetleri bir kenara bırakan ve heva ve heveslerini izleyen insanlar sonunda doğru yoldan sapar ve hidayete ermeleri imkansız hale gelir. Çünkü insanın hidayete erebilmesi için aklını ve fikrini hakikatleri idrak etme yolunda kullanması gerekir.Fakat hakikati idrak etmek istemeyen ve sadece kendi heva ve hevesleri peşinde olan biri aklını değil, gönlünün heva ve heveslerini izler. İnsan böyle düşündükçe, doğru yolu bulmaz ve hiç kimse de ona yardımcı olamaz. İnsan ancak kendisi heva ve heveslerinden el çekip doğru yola geri dönerse, hidayete erebilir.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Tevhid yolundan her türlü sapma, insanın kendi kendine zulmetmesidir. İslam dininde kendine zulmetmek başkalarına zulmetmek kadar çirkindir, çünkü bu tür bir zulüm, peşinden Allah’a ve peygamberine zulmü de getirir.
2 – Günümüzde Budizm ve Hindu inançlarında türlü putlara, insan ve hayvan heykelleri şeklinde tanrılara tapma kalıbında gündeme gelen Allah’a şirk koşma işi, yeni çağda insanoğlunun cahilliğinin işaretidir. Günümüz insanı tüm işlerde akıl ve ilimle ilerliyor, ancak varlık aleminin başlangıcı hakkında cahillik ve hurafeye kapılıyor.