Nura giden yol
Rum suresinin 30 ila 34. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
Rum suresinin 30. ayetine kulak veriyoruz:
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ (30:30)
Yani:
(Resûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.
Geçen bir kaç bölümde, Kur'an'ı Kerim yüce Allah’ın varlığı ve yeri ve gökleri yaratışında ilmi ve gücünün işaretlerinden söz etti. Bu ayet ise şöyle buyurmakta:
Doğa düzenini gözlemlemenin yanında insanın kendi içine bakması da Allah’ı tanımasına yardımcı olur, zira tüm insanların batını, kadir ve yüce olan bir yaratanın varlığına şahadet getirir. Allah teala bu ayette İslam Peygamberi –s– ve tüm iman ehli olan insanlardan sadece dilde ve görece değil, aynı zamanda gönül ve batınla Hak inancına yönelmelerini ve her türlü sapmadan ve sapkınlıktan uzak durmalarını ister. Kuşkusuz tüm semavi dinler yüce Allah tarafından nazil olmuştur, ama maalesef bu dinlerin büyük bir bölümü tahrif edilmiş ve insanları saadete doğru hidayete erdirmekten ibaret olan esas yolundan sapmıştır. Ayet şöyle devam etmekte:
Bugün sabit kalan ve hiç bir tahrifata uğramayan tek din, İslam dinidir. İslam dini insanlar yaratılırken içlerine emanet olarak yerleştirilen ilahi fıtratla da uyumludur. İnsanın fıtratı zamanla değişmediği gibi ve tüm insanların zaman ve mekandan bağımsız olarak aynı insani fıtrattan yararlandığı gibi, Allah tealanın insan saadeti için nazil buyurduğu şeyler de sabit ve değişmezdir ve son semavi din olan İslam dininde tecelli etmiştir. Ancak insanların bir çoğu bu hakikatten gafildir. Bunlar İslam’a odaklanmak yerine beşeri düşüncelere yönelir, oysa bu düşünceler kusurlarla doludur, ya da doğru yolundan sapan ilahi dinleri izlemeye çalışırlar, oysa bu dinler onları hedeflerine ulaştıramaz.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Yüce Allah insan fıtratını, hakka eğilimli ve batıldan nefret edecek şekilde yaratmıştır. Semavi din de hak temeline dayanır ve bu dine eğilim de fıtri bir durumdur.
2 – Fıtri olan her şey ilgi ve uygulanmak ister, yoksa unutulup gider. Dinin esası fıtri bir durumdur, lakin öğretilerinin kalıcı olabilmesi için uygulanması gerekir.
3 –İnsanın tekvin nizamı ilahi teşri nizamı ile uyumludur, zira her ikisi aynı kaynaktan kaynaklanır ve aralarında hiç bir tezat yoktur.
Rum suresinin31 ve 32. Ayetleri:
مُنِيبِينَ إِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ (30:31)
مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ (30:32)
Yani:
Hepiniz O'na yönelerek O'na karşı gelmekten sakının, namazı kılın; müşriklerden olmayın.
Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın. Bunlardan) her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.
Geçen ayette din meselesi fıtri bir mesele olduğu halde her an insanlarca unutulma ve gaflete uğrama tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu anlattık. Bu ayetler ise şöyle buyurmakta:
Ne zaman bu yoldan gafil olur veya sapacak olursanız Allah’a dönün, ki bu da aslında tevhidî fıtratınıza dönüştür. Ayetler dini korumak için bazı talimatı gündeme getiriyor:
Birincisi, takvalı olan ve günahtan sakının ve ikincisi Allah ile namaz ve ibadetle sürekli irtibat halinde olun. Eğer bu iki ilke iyi gözetilecek olursa, isan ne inancında ve ne de amellerinde şirke bulaşmaz.
Ayetler daha sonra da şirkin bir sonucuna işaret ederek şöyle buyurmakta: Şirk beşeri toplumların parçalanmasına yol açar ve herkes Allah’a şirk koştuğu ile gönlünü hoş eder ve saadeti de ondan talep etmeye başlar. Oysa eğer tüm insanlar tevhid ekseninde birleşecek olursa toplumda asla tezat ve çelişki yaşanmaz ve beşeri topluma vahdet ve birliktelik hakim olur.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Dine yönelik fıtri eğilim, ancak insan tevbe, namaz, takva ve ibadet ehli olursa filizlenir ve meyve verir.
2 – Tevhid, beşeri toplumun vahdet ve birlikteliğinin vesilesi ve şirk ise, tefrika ve parçalanma sebebidir.
3 – Toplumda tefrika ve parçalanma ve bölünme yaşanması, tevhid çizgisinden uzaklaşmanın ve şirke kapılmanın işaretidir.
Şimdi Rum suresinin 33 ve 34. Ayetleri:
وَإِذَا مَسَّ النَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا رَبَّهُمْ مُنِيبِينَ إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَا أَذَاقَهُمْ مِنْهُ رَحْمَةً إِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ (30:33)
لِيَكْفُرُوا بِمَا آَتَيْنَاهُمْ فَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ (30:34)
Yani:
İnsanların başına bir sıkıntı gelince, Rablerine yönelerek O'na yalvarırlar. Sonra Allah, katından onlara bir rahmet (nimet ve bolluk) tattırınca, bakarsınız ki onlardan bir gurup yine Rablerine ortak koşuyorlar.
Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler bakalım! Haydi sefa sürün; ama yakında bileceksiniz!
Geçen ayetlerde Allah’ı tanımanın fıtri bir durum olduğu anlatılırken, bu ayetler ise bunun insan yaşamındaki tecelli ettiği durumlardan birine işaret ederek şöyle buyurmakta: Ne zaman insan bir sıkıntı veya bir musibetle karşılaşınca ve başkaları ona yardım edemeyince ve her yerden umudunu kesince, hemen Allah’a yönelir ve O’ndan sorununu bertaraf etmesini niyaz eder. Bu durumlarda insan o ana kadar unuttuğu Allah’ı hemen oracıkta hatırlayaveirir. Bu yüzden insan gafleti için tevbe de eder ve Allah’tan o anda yakalandığı sıkıntıyı gidermesini ister. Fakat ne zaman ilahi merhamet onu kapsadığında ve sorunu hallolduğunda tekrar Allah’ı unutur ve sorununun çözüm sebebini başka etkenlerde aramaya başlar. Kuşkusuz bu tür bir nankörlük sürekli tekrarlandığı takdirde insanın sonu asla iyi olmaz ve ilahi her türlü nimetten yararlandığı halde sonu asla iyi olmaz.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Bazı insanlar ancak zorluklarda ve musibetlerde Allah’ı hatırlar. Sanki Allah teala sadece onların sorunlarını çözmek içindir ve eğer sorunları yoksa, Allah’a da ihtiyaçları yok gibidir.
2 – Zorluklarda ve sıkıntılarda gaflet perdeleri aralanır ve insan ilahi fıtratına geri döner.
3 – Aşırı refah Allah’tan gafil olma zeminini oluşturur ve küfür ve nankörlüğe yol açar.