Aralık 11, 2016 13:46 Europe/Istanbul

Rum suresinin 35 ila 38. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

Rum suresinin 35. Ayeti:

 

أَمْ أَنْزَلْنَا عَلَيْهِمْ سُلْطَانًا فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُوا بِهِ يُشْرِكُونَ (30:35)

 

 

Yani:

Yoksa onlara bir kesin delil indirdik de, o delil, müşrik olmalarını mı söylüyor?

 

 

Bu ayet, geçen bölümde gündeme gelen ve müşriklerin inancı ve şirki reddeden tartışmanın devamında şöyle buyurmakta:

Acaba Allah’a ortak koşan müşriklerin,bu yaptıkları için herhangi bir delilleri veya hücceti var mıdır? Acaba müşrikler, doğa düzeninde veya varlık aleminde Allah’ın ortağı olduğunu gösterecek herhangi bir işarete mi rastladılar? Yoksa Allah tarafından onlara nazil olan ve “Benim bir ortağım var” diyen bir kitapları mı var? Açıktır ki bunların hiç biri olmamıştır ve müşrikler sırf cahillikleri ve atalarının batıl inançları üzerinde ısrarla durmaları yüzünden bağnazlık yaparak bu tür hurafeleri izlemektedir ve bu inançları için gösterebilecekleri hiç bir aklî veya naklî delilleri yoktur.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – İslam dini, mantık ve istidlal dinidir ve muhaliflerinden de delil talep eder.

2 – Güçlü temellere ve delillere dayanan Tevhid inancının aksine şirk, köksüztür ve hiç bir mantıklı gerekçeye ve delile dayanmamaktadır.

 

Rum suresinin36. Ayeti:

 

وَإِذَا أَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا بِهَا وَإِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ إِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ (30:36)

 

 

Yani:

İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda ona sevinirler. Şayet yaptıklarından ötürü başlarına bir fenalık gelse hemen ümitsizlige düşüverirler.

 

 

Bundan önceki ayetlerin devamında, bu ayet müşriklerin veya imanı zayıf olan insanların ortak bir özelliğini beyan ediyor ve bu zümrenin kibir ve ümitsizlik duyguları arasında gidip geldiğini vurguluyor. Müşrikler ve imanı zayıf olan insanlar nimetler bollaştığında hemen kibirlenir ve en ufak sorunla karşılaştıklarında da ümitsizliğe ve hüsran duygusuna kapılır. Oysa gerçek müminler gerektiğinde şükretmeyi ve yine gerektiği yerde sabretmesini bilir. Mümin kullar ilahi nimetlere sürekli şükreder ve zorluklara karşı sabırlı olur.

İlginçtir ki bu ayette ve benzer ayetlerde, nimetler Allah tarafından gönderilen rahmet olduğu beyan edilir, fakat bunun tam tersine, musibetler ve sıkıntılar bizim kendi amellerimizin sonucu olduğu ifade edilir. Zira Allah teala kulları için lütuf ve rahmetten başka bir şey istemez ve beşerin tüm sorunları, yanlış davranışları veya kendi kendine veya başkalarına zulmetmesinin sonucudur.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – İmansız veya imanı zayıf olan insanlar kapasitesizdir. Bu tür insanlar biraz nimetle böbürlenir ve en ufak zorlukta adeta çıkmaza girdiğini düşünerek, ümitsizliğe kapılır.

2 – Dünyevi nimetler sabit ve kalıcı değildir. Bu yüzden insan onlara gönül bağlamamalıdır, aksi takdirde onları kaybedince, hüsrana uğrar.

 

Rum suresinin 37 ve 38. Ayetleri:

 

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآَيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ (30:37)

فَآَتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ ذَلِكَ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجْهَ اللَّهِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ (30:38)

 

 

Yani:

Görmediler mi ki Allah, rızkı dilediğine bol bol vermekte, dilediğininkini de daraltmaktadır. Şüphesiz imanlı bir kavim için bunda ibretler vardır.

O halde sen, akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızasını isteyenler için bu, en iyisidir. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

 

 

Önceki ayette müşriklerin veya imanı zayıf olan insanların nimetler bollaştığında hemen kibirlendikleri ve en ufak sorunla karşılaştıklarında ümitsizliğe ve hüsran duygusuna kapıldıkları beyan edildikten sonra bu ayetler şöyle buyurmakta:

Mümin insanlar rızkın Allah’ın elinde olduğuna ve azalıp çoğalması da ilahi ilim ve hikmete bağlı olduğuna inanır. Nice insanlar vardır, daha fazla servet kazanmak için çaba harcar, ama az kazanır, nice insanlar da vardır ki normal bir şekilde çaba harcar, ama bol kazanır. Önemli olan, çaba harcamaktır ve bu çaba da doğal ve normal düzeyde olması gerekir. Fakat bu çabaların ne kadar sonuca ulaşacağı, bir çok etkene bağlıdır, ki bu etkenlerin bir çoğu da bizim elimizde değildir. Eğer biz daha fazla servet elde etmek için daha fazla çaba harcadığımız halde herhangi bir sebepten ötürü sonuca ulaşamazsak, hemen ümitsizliğe ve depresyona kapılırız. Fakat eğer görev ve sorumluluğumuz çaba harcamak ve sonuç Allah’ın elinde olduğuna inanacak olursak, o zaman her daim sahip olduğumuz şeylerle yetinir ve Allah tealadan da alacaklı olmayız.

Ayetler daha sonra da her insanın başkalarına karşı sorumluluklarına işaret ederek şöyle devam etmekte:

Kuşkusuz rızkı daha fazla olanların sorumlulukları da bir o kadar fazladır ve kendi ailesinden başka, toplumda muhtaç insanları da düşünmesi ve onların arasında da, kendi akrabalarına öncelik vermesi gerekir.

Ayetlerin sonunda infakta bulunmanın niyet ve saiklerine işaret ederek şöyle buyurmakta: Kuşkusuz bu hayır amelin sevabı, ancak yapılan infak ilahi rızayı kazanmak için olursa söz konusudur, yoksa şan ve şöhret kazanmak için yapılan infakın hiç bir faydası yoktur. Üstelik eğer infak Allah rızası için olursa, infakta bulunan kimse yaptığı infakı minnet malzemesi yapmaz ve yaptığı infakı, infakta bulunduğu kişinin yüzüne vurmaz.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Eğer rızkın Allah tarafından belirlendiğine inanacak olursak, toplumun muhtaç ve mağdur insanlarına infakta bulunmayı göz ardı etmeyiz.

2 – Eğer muhtaç insanlara yardım etmek ihlasla ve Allah rızasını kazanmak için olmazsa, infakı alan kimse ondan faydalanır, fakat infakta bulunan kimse bu amelinden ahirette hiç bir fayda görmez.

3 – Akrabalar ve mağdur insanların malımızda bir payı ve hakkı vardır ve bu hak en doğru biçimde eda edilmesi gerekir.

4 – Zenginler hums ve zekat ödemekten başka, toplumda yoksullukla mücadele için malından ve servetinden infakta bulunmalı ve sadece vacip infaklarla yetinmemelidir.

5 – İslam dini toplumda yoksulluğu yok etmeye büyük önem verir ve bu yüzden toplumun yoksul ve mağdur kesimlerini şiddetle destekler.