Aralık 11, 2016 13:52 Europe/Istanbul

Rum suresinin 39 ila 42. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

Rum suresinin 39. Ayeti:

 

وَمَا آَتَيْتُمْ مِنْ رِبًا لِيَرْبُوَ فِي أَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُو عِنْدَ اللَّهِ وَمَا آَتَيْتُمْ مِنْ زَكَاةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ اللَّهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ (30:39)

 

 

Yani:

İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.

 

 

Geçen bölümün son ayetinde, muhtaç insanlara infakta bulunmak ve onlara yardım etmekten söz edildi. Ancak bu ayet Allah ve Allah’tan başkası için yapılan infakı birbiriyle karşılaştırırken, şöyle buyurmakta:

Sizin başkalarına verdikleriniz, eğer Allah rızası için olursa ve başka bir amaç gütmüyorsa, bunun mükafatı Allah katında saklıdır ve Allah teala verdiğinizin bir kaç katını verir. Ancak eğer yaptığınız yardım Allah rızası için değil de, başka bir amaç uğruna ise, örneğin başkalarının malının artması ve bir bölümü size geri gelmesi gibi bir amaç için ise, Allah rızası için olmadığından, Allah katında da herhangi bir mükafatı olmayacaktır.

Birine borç veren, ama aynı zamanda geri alırken fazlasını uman kimse, başkalarının ihtiyacını gidermiş olabilir, fakat amacı sadece kendi malını arttırmak olduğundan, Allah katında mükafatı olmaz.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Başkasına borç vermek veya infakta bulunmakta esas mesele, yapılan yardımın miktarı ve biçimi değil, asıl niyet ve amaçtır.

2 –Bir amele değer ve itibar kazandıran şey, o amelin ilahi saikler çerçevesinde olmasıdır, yoksa böyle bir destekten yoksun olan amellerin hiç bir değeri olamaz.

3 – Dünya, bazı insanların diğer bazı insanlarla alış veriş yaparak, bu dünyada kâr elde etmek istediği ve bazılarının da Allah ile alış veriş yaparak, uhrevi mükafata kavuşmak istediği bir pazardır.

 

Rum suresinin 40. Ayeti:

 

اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ هَلْ مِنْ شُرَكَائِكُمْ مَنْ يَفْعَلُ مِنْ ذَلِكُمْ مِنْ شَيْءٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ (30:40)

 

 

Yani:

Allah, (o yüce varlıktır) ki sizi yaratmış, sonra rızıklandırmıştır; sonra O, hayatınızı sona erdirecek, daha sonra da sizi (tekrar) diriltecektir. Peki sizin (Allah'a eş tuttuğunuz) ortaklarınız içinde bunlardan birini yapabilecek var mı? Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir ve yücedir.

 

 

Bu ayet, yüce Allah’ın varlık aleminde eşsiz ve emsalsiz rolüne işaret ederek, şöyle buyurmakta:

Sizin yaratılışınız, rızkınız, hayat ve mematınız ve kıyamet gününde yeniden dirilişiniz, hepsi yegane Allah’ın elindedir. Neden bazılarınız bazı eşyaları veya insanları Allah’a ortak koşarsınız? Acaba onların sizin bu tür işlerinizde herhangi bir rolü söz konusu mudur? Kuşkusuz o çağda yaşayan müşrikler bu soruların üzerinde düşündüklerinde, cevabı hayır olacaktır. Zira müşrikler taptıkları eşyaların onların yaşamı, ölümü ve rızkı gibi durumlarda hiç bir etkileri olmadığını ve kendileri sırf atalarına uymak için bu cansız eşyalara taptıklarını ve onları kutsal saydıklarını anlayacaktır.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek, rızkımız ve kaderimiz ancak ve ancak yüce Allah’ın elindedir. O zaman sadece O’na kulluk edelim ve başkalarını ortak koşmayalım.

2 – Varlık aleminde her şeyi Allah tealanın yarattığına inanalım ve hiç bir şeyin O’nunla aynı düzeyde olduğuna inanmayalım. İlahi olmayan güçlerin kendilerinden hiç bir bağımsızlığı yoktur ve en basit mahlukları yaratmaktan bile acizdirler.

 

Rum suresinin 41 ve 42 ayetleri:

 

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُمْ بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ (30:41)

قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلُ كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُشْرِكِينَ (30:42)

 

 

Yani:

İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.

(Resûlüm!) De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da, daha öncekilerin âkıbetleri nice oldu, görün. Onların çoğu müşrik idi.

 

 

Müşriklerin inancının yanlış olduğunu beyan eden önceki ayetlerin devamında bu ayetler şöyle buyurmakta:

İnsanların inanç ve davranışları ile beşeri camiada fesat ve kötülüğün arasında doğrudan bağlantı bulunuyor.Tüm sorunların temel kaynağı ya Allah’a karşı küfür beslemek veya O’na ortak koşmak, ya da Allah’ı unutmaktır. İşlerinde Allah’ı gözetlemeyen ve günah işlemekten korkmayan insan, kendisini ve ailesini ve toplumu yanlış amellerine kurban eder. Bu amellerin sonuçlarının bir bölümü bu dünyada ve insanların yaşamında ortaya çıkarken, bir bölümü de ahirette günahkarların cehennemi boylamalarına vesile olur.

Kur'an'ı Kerim müslümanlara geçmiş kavimlerin tarihini okumak veya günümüzde bazı kavimlerin yaşamına bakmakla toplumda günah ve fesadın doğuracağı sonuçlara dikkat etmelerini tavsiye eder. Müslümanlar Allah tealanın, insanların bazı amellerinin sonuçlarını, belki uyanır ve günah işlemekten el çeker umuduyla bu dünyada onlara gösterdiğini bilmeleri gerekir.

Günümüzde dünyanın çeşitli bölgelerinde eski büyük medeniyetlerin kalıntıları vardır. Bu medeniyetler bir zamanlar çok güçlü, çok zengin medeniyetlerdir, fakat zulüm ve israf ettikleri için zamanla yok olup gitmiş ve sadece saraylarının enkazı geride kalmıştır.

İlginçtir ki Kur'an'ı Kerim tüm günahların ve fesadın kökünü şirk olarak açıklıyor ve şirkin helak olmaya sebebiyet verdiğini ve ancak tevhid inancı ve Allah’a kulluk etmenin hakiki huzur ve saadete vesile olacağını vurguluyor.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 –İnsanların çirkin ve haksız amelleri, doğa düzenini etkiler ve olumsuz doğal hadiselerin yaşanmasında etkili olur. Çevrede yaşanan fesat, insanların yıkıcı uygulamalarının sonucudur.

2 – Çevre, ister karada, ister denizde olsun, Allah’ın insanlara sunduğu emanettir. Kuşkusuz alemlerin Rabbi insanlara bu emanetlere ihanet etme izni vermemiştir.

3 – Seyahat etmek, eğer güdümlü ve ibret almak için olursa, İslam tarafından tavsiye edilen bir ameldir.

4 – Eğer bir toplumda insanların çoğunluğu sapar ve fesada yönelirse, o toplum ilahi azapla cezalandırılır ve böyle bir toplumdan hicret etmek gerekir.