Aralık 11, 2016 13:59 Europe/Istanbul

Rum suresinin 43 ila 46. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

Rum suresinin 43. Ayeti:

 

فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ الْقَيِّمِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللَّهِ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ (30:43)

 

 

Yani:

Allah katından, dönüşü olmayan bir gün (kıyamet günü) gelmeden önce yönünü o gerçek dine çevir! O gün (insanlar) bölük bölük ayrılacaklardır.

 

 

İslam dininin en önemli özelliklerinden biri, beşeri akıl ve fıtrat ile uyumlu olmasıdır. Dolaysıyla bu ayette İslam dini, hem güçlü temellere ve ilkelere dayanan ve hem insanların bireysel ve toplumsal maslahatını gözetleyen bir din olarak tanıtılmıştır. Kuşkusuz dinin tesirleri ve bereketler, ancak tüm bireyleri tüm benliği ile ona yöneldikleri ve yaşamlarında her işte onu temel aldıkları İslamî toplumları kapsayacaktır, yoksa her insan kendi istek ve zevkine göre dinin bir bölümünü benimsemesi ve başka bölümlerini göz ardı etmesinin hiç bir faydası olmaz. Eğer insanlar fani dünyada yaşamları çok kısa olduğunu ve düşündüklerinden çok daha çabuk sona erdiğini idrak edebilirse, kuşkusuz bu fırsattan azami derecede yararlanmaya çalışır ve sonuçta daha az pişmanlık duyar.

Kıyamet gününün bir özelliği ise, bu günde insanların gruplara ayrılmasıdır. Kıyamet gününde müminlerin yolu, kafirlerin yolundan ayrılır ve her bir grup farklı bir yöne yönelir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Dine ve tealimine yönelik ilgil ciddi ve kapsamlı olmalı ve her türlü marjinal ve geçici yaklaşımdan kaçınılmalıdır.

2 – Toplumu her türlü ahlaki ve sosyal zarardan koruyan şey, dinin öğretilerine tam olarak yönelmek ve ona sarılmaktır.

 

Rum suresinin44 ve 45. Ayetleri:

 

مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِأَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ (30:44)

لِيَجْزِيَ الَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْ فَضْلِهِ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ (30:45)

 

 

Yani:

Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhine olur. İyi işler yapanlara gelince, onlar da kendileri için (cennetteki yerlerini) hazırlamış olurlar.

 

Zira Allah, iman edip iyi işler yapanlara kendi lütfundan karşılık verecektir. Şüphesiz O, kâfirleri sevmez.

 

 

Bundan önceki ayette, kıyamet gününde insanların dağıldığı ve gruplara ayrıldığı ve müminlerin safları kafirlerin saflarından ayrıldığı beyan edildi. Bu ayetler ise şöyle buyurmakta:

Her mükafat veya ceza, insanların fani dünyadaki amellerinin sonucudur. Küfür insana zarar verir ve sonu cehennemdir, oysa iman ve şayeste amel huzur ve saadete vesile olur ve sonu cennettir.

Kuşkusuz kafirler de ettikleri küfür ve işledikleri çirkin amellerine göre ceza alır. Fakat mümin kullar iyi amellerinin karşılığından başka yüce Allah’ın özel lütuf ve rahmetinden de yararlanır ve bu da, kafirlerin kendilerini mahrum bıraktıkları şeydir.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – İnsanların küfür veya imanı yüce Allah’a ne zararı, ne de faydası vardır. Bu amellerin zararını veya faydasını ancak sahipleri görür.

2 – Allah tealanın kafirlere karşı tutumu adalet temeline dayanır ve müminlere ve salih insanlara karşı da, rahmet ve merhametine göredir.

 

Rum suresinin 46. Ayeti:

 

وَمِنْ آَيَاتِهِ أَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذِيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (30:46)

 

 

Yani:

Size rahmetinden tattırsın, emriyle gemiler yüzsün, fazlından (nasibinizi) arayasınız ve şükredesiniz diye (hayat ve bereket) müjdecileri olarak rüzgârları göndermesi de Allah'ın (varlık ve kudretinin) delillerindendir.

 

 

Bu ayet bir kez daha surenin başında yer alan tevhidle ilgili ayetlere dönüyor ve varlık alemine hakim olan düzene işaret ederek şöyle buyuruyor:

Eğer göklere, yere ve her daim yeryüzünde vuku bulan rüzgar ve yağmur gibi doğal olaylara dikkat edecek olursanız, ilahi güç ve hikmeti ve yüce yaratanın yegane yaratan olduğunu anlarsınız. Bu durumda Allah tealanın bu iki görecede basit olayla bitkilere, hayvanlara ve insanlara nasıl hayat kazandırdığını ve ihtiyaç duydukları her şeyi yeryüzünün her tarafında hazırlayarak onlara sunduğunu anlarsınız. Tarım ve besicilik, insanların en önemli iki besin kaynağıdır ve bunlar rüzgar ve yağmurlara borçludur. Nitekim eskiden ve hatta çağımızda en iyi taşıt, gemilerdir ve denizlerin ve okyanusların üzerinden dünyanın dört bir yanına ulaşmaları mümkündür.

Ama maalesef günümüzde bir çok insan bu büyük ilahi nimetleri gözardı etmekte ve bu iki fenomeni doğal ve kendiliğinden vuku bulan iki gelişme olarak bilmekte ve ortaya çıkışlarında hiç bir üstün elin etkisi olmadığını ileri sürmektedir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Yeryüzünde bulutların hareket etmesine vesile olan rüzgar, bu büyük su kaynaklarını havada hareket ettirerek yerin kurak yörelerine götürüyor ve oralarda suya susamış toprakları doyuruyor.

2 – Gemilerin denizlerde seyri kaptanın değil, yüce Allah’ın elindedir, zira Allah teala doğanın kanunlarını belirleyerek geminin suda ilerlemesine imkan sağlamıştır. Nitekim devasa gemiler bu kanunlara göre suyun yüzende kalır ve batmaz. Gemiler en düşük masrafla uzun yolları kateder ve yığınla yük ve yolcuyu taşır.

3 – Helal rızık kazanmak için çaba harcamak, Kur'an'ı Kerim’in tavsiyelerinden biridir. kuşkusuz insan kazandıkları için Allah’a şükretmesi ve hepsi kendisinin ilim ve tedbirlerinin değil, asıl Allah tealanın merhameti olduğuna inanması gerekir.