Aralık 25, 2016 14:23 Europe/Istanbul

Rum suresinin 50 ila 54. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

Rum suresinin 50 ve 51. Ayetleri:

 

فَانْظُرْ إِلَى آَثَارِ رَحْمَةِ اللَّهِ كَيْفَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذَلِكَ لَمُحْيِي الْمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (30:50)

وَلَئِنْ أَرْسَلْنَا رِيحًا فَرَأَوْهُ مُصْفَرًّا لَظَلُّوا مِنْ بَعْدِهِ يَكْفُرُونَ (30:51)

 

 

Yani:

Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak: Arzı, ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şeye kadirdir.

 

Andolsun ki, bir rüzgâr göndersek de onu (ekini) sararmış görseler, ardından muhakkak nankörlüğe başlarlar.

 

 

 

Geçen bölümde rüzgar ve yağmur ve bu iki doğal olayın yeryüzünü ve sakinlerini canlandırmasından söz ettik. Bu ayetler ise şöyle buyurmakta: Rüzgar ve yağmur Allah tealanın emrine göre hareket eder ve her türlü tesirleri de O’nun elindedir. Yüce Allah isterse, yağmur rahmet vesilesi olur ve kışın ölen toprağı, ilkbahar rüzgarı ve yağmuru ile yeniden diriltir ve yine irade buyurduğu takdirde, yakıcı ve zararlı bir rüzgar göndererek ekinleri kurutur ve ağaçların yeşil yapraklarını sonbahar yaprakları gibi sarartır.

Rüzgar ve yağmur, insanların ve yeryüzünde yaşayan diğer canlıların ve bitkilerin yaşamı üzerinde bir çok etkisi ve bereketi söz konusudur. Ağaçların ve bitkilerin yeşermesi, havaların tazelenmesi ve temizlenmesi, çeşmelerin ve kuyuların beslenmesi ve ırmaklarda akan suyun akmaya devam etmesi, bu ilahi büyük rahmetin, yani yağmurun sadece bir kaç tesiridir. Fakat bizler sadece bu etkenler ve bu doğal tesirlerle sınırlı kalmamalı ve bakışımızı, günümüz dünyasının maddi yapısından sıyırarak, ölümden sonraki dünyaya çevirmeli ve Allah tealanın kıyamet gününde ölüleri yeniden dirilteceğine ve onlara yeniden hayat vereceğine inanmalıyız.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Kur'an'ı Kerim yağmuru ilahi rahmet olarak tanıtıyor. Yağmur, yeryüzünde hayat kaynağıdır.

2 – Yağmurun yağması ve yeryüzüne yeniden hayat kazandırması, yüce Allah’ın kıyamet gününde ölüleri yeniden diriltebilecek gücünün işaretidir.

3 –Kapasitesiz insanlar acı olaylar ve sorunlarla karşılaştıklarında, iman gücünü kaybeder ve küfüre yönelir.

 

 Rum suresinin52 ve 53. Ayetleri:

 

فَإِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتَى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ إِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ (30:52)

وَمَا أَنْتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْ إِنْ تُسْمِعُ إِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِآَيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ (30:53)

 

 

Yani:

(Resûlüm!) Elbette sen ölülere duyuramazsın; arkalarını dönüp giderlerken sağırlara o daveti işittiremezsin.

 

Körleri de sapıklıklarından (vazgeçirip) doğru yola iletemezsin. Ancak teslimiyet göstererek âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.

 

 

Bu ayetler insanları dört gruba ayırıyor.

Birinci grup, yaşıyor gibi gözüken, fakat hiç bir hakikati idrak etmeyen ve iman getirmeyen gruptur.

İkinci grup, peygamberlerin davetini dinlemeye hazırlıklı olmayan kimselerdir. Bu grup Hak sözü duyar, fakat yüz çevirir ve uzaklaşır.

Üçüncü grupta yer alanlar ise, Hakkı görebilecek gözü yoktur ve sapkınlık içindedir.

Dördüncü grup ise, gözü ve kulağı ile Hak arayışındadır ve Hakkı öğrendiğinde, hemen iman eder ve teslim olur.

Bu ayetler, Kur'an'ı Kerim kültüründe cismi hayat ve memattan başka, insanların ruhi hayat ve mematı da söz konusu olduğunu ortaya koyuyor. Nice insanlar görecede ölmüş sayılır, fakat Kur'an'ı Kerim’e göre bunlar hâla yaşamaktadır, örneğin Hak yolunda şehit olan insanlar gibi. Yine nice insanlar vardır, görecede yaşıyor gibidir, fakat Kur'an'ı Kerim’e göre ölüden farksızdır, çünkü bunlar sapkınlık içindedir ve kendilerini ilahi hidayet nurundan mahrum bırakmıştır.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – İnsan hakikati idrak etmek için hazırlıklı değilse, hatta Allah’ın peygamberlerinin sözleri bile onu etkilemez.

2 – Göz, kulak ve akıl sahibi olmak yeterli değildir. Önemli olan, Hakkı kabul etme ruhuna sahip olmaktır, çünkü bu durumda bunlar insana, Hakkı duyması, görmesi ve benimsemesine yardımcı olur.

3 – Hakla inatlaşmak ve ona yüz çevirmek insanı, geri dönüşü mümkün olmayan çok tehlikeli ve derin bir sapkınlığa sürükler.

4 – Peygamberlerin ve evliyaların görevi, insanları Hakkı benimsemeye zorlamak değil, sadece irşad etmektir.

5 –Sadece kalbî iman yeterli değil, aynı zamanda pratikte de Hakka karşı teslim olmak gerekir.

 

Şimdi Rum suresinin 54. Ayeti:

 

اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَيْبَةً يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْقَدِيرُ (30:54)

 

 

Yani:

Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlügün ardından kuvvet veren ve sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık veren, Allah'tır. O, dilediğini yaratır. O, hakkıyla bilendir, üstün kudret sahibidir.

 

 

 

Bu surenin ana ekseni, ilahi nimetleri ve tevhid işaretlerini beyan etmek olduğundan, bu ayet insan ömrünün başından sonuna kadar çeşitli evrelerine işaret ederek, şöyle buyurmakta:

Ananızdan doğduğunuzda, bir kaç yıl boyunca zayıf ve güçsüzdünüz, fakat ergenlik ve gençlik çağına gelince, güçlendiniz ve yine ihtiyarlık dönemine geldiğinizde, bir kez daha zayıf ve güçsüz oldunuz. Bilin ki tüm bu aşamaları yüce Allah belirlemiştir ve sizin bu süreçte hiç bir rolünüz yoktur. Eğer yaratılış insanın kendi elinde olsaydı, hiç kimse yaşlanmak ve gücünü kaybetmek istemezdi. Nitekim buna göre gençlik çağındaki gücünüz de sizden kaynaklanmıyor ve bu yüzden ihtiyarlık döneminde bu gücü koruyamıyorsunuz.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – İnsan ömrünün başı ve sonu, zafiyettir. İki zayıf evrenin arasında yer alan insan, bir kaç günlük gücü ile kibirlenmemelidir. Üstelik bu evrenin kısa ve geçici olduğunu düşünerek, kıymetini bilmeli ve en iyi şekilde değerlendirmeye çalışmalıyız.

2 – İnsan yaşamında zafiyet ve kuvvet evreleri, yüce ve bilge Allah’ın hikmetle yaptığı bir programdır.