Şubat 10, 2017 17:32 Europe/Istanbul

Geçen hafta Batılı ülkelerde yaşayan Azerbaycan Cumhuriyeti insan hakları aktivistlerinden bir grup, siyasi mahkumların haklarını savunma merkezi kurduklarını açıkladı.

Bu grubun başında bayan Leyla Yunus bulunuyor. Kendisi Azerbaycan cumhuriyetinin siyasi aktivisti, insan hakları savunucusu ve siyasi mahkumlarından biri olan Leyla Yunus,  28 Kasım 2016’da Avrupa parlamentosunun oturumuna katılarak Nardaran hadisesi sanıkları ve ayrıca Azerbaycan cumhuriyetinde siyasi mahkumların hakkında açıklamalarda bulundu. Leyla Yunus konuşmasında sunduğu listede Azerbaycan cumhuriyetinde siyasi mahkum sayısını 160 kişi olarak açıkladı.

Image Caption

Siyasi mahkumların haklarını savunma merkezinin kurulması Azerbaycan cumhuriyetinin insan hakları ve siyasi aktivistlerine itiraz seslerini ve taleplerini uluslararası çevrelere ulaştırma fırsatı sağlıyor. Bu arada Azerbaycan cumhuriyetinde çok sayıda siyasi aktivistin de ülkelerinde yaşadıkları siyasi sorunlar ve hakimiyetin şiddet uygulaması yüzünden anavatanını terk etmek ve dünyanın başka ülkelerine sığınmak zorunda kaldığı belirtiliyor. Kuşkusuz siyasi mahkumların haklarını savunma merkezi Azeri sığınmacılara Bakü’nün dikta hakimiyeti ve despot politikaları tabir ettikleri durumla uluslararası arenalarda mücadele imkanı sağlayacağı anlaşılıyor.

Öte yandan insan hakları gözetleme örgütü Bakü yönetiminden Nardaran hadisesinde tutuklanan vatandaşlarını derhal serbest bırakmasını istedi. Konu ile ilgili bir bildiri yayımlayan insan hakları gözetleme örgütü, Bakü ağır ceza mahkemesinin 25 Ocak tarihinde haklarında karar verdiği 18 sanığın mesnetsiz ithamlarla suçlanarak yakalandıklarını ve mahkemeye çıkarıldıklarını belirtti. Bildiride, gözaltı sürecinde tutukluların Azerbaycan Cumhuriyeti polis teşkilatının acımasız davranışları ve orantısız güç kullanmaları ve işkenceleri ile karşılaştıkları ve zorla itiraf ettirildikleri belirtildi.

Image Caption

İnsan hakları gözetleme örgütü Avrupa ve orta Asya masası Başkanı Jan Buchayan bu bağlamda yaptığı açıklamada, İlham Aliyev yönetimi bu insanların hapiste işkence gördükleri iddialarını gözardı ettiğini ve üzerinde araştırma yapmadığını ve böylece Bakü yönetimi uluslararası yükümlülüklerini ihlal ettiğini belirtti.

İnsan hakları gözetleme örgütü, söz konusu tutukluların çoğu 26 Kasım 2015 tarihinde polis gücünün Nardaran kentinde şii muhafazakarlıkları ve yönetimi eleştirmekle tanınan çevreye yönelik düzenlediği operasyon sırasında yakalanarak hapse atıldıklarını belirtti. Açıklamada, tutuklanan sanıkların ağır bir şekilde darp edildiği ve vücutlarında yara izleri bulunduğu ve bundan başka da sekiz ay boyunca avukat hakkından mahrum bırakıldıkları ifade edildi.

İnsan hakları gözetleme örgütünden başka uluslararası af örgütü ve Avrupalı insan hakları örgütleri gibi bir çok insan haklarını savunan uluslararası örgüt de son yıllarda sürekli Bakü yönetiminin siyasi tutuklulara karşı şiddet uyguladığını yansıtan bildiriler yayımladı. Gerçi bu bildiriler ve uluslararası itiraz ve tepkiler şimdiye kadar Bakü yönetiminin tutumunu etkileyemedi, ama yine de bu raporların yayımlanması Azerbaycan cumhuriyetinde hapiste yatan siyasi ve İslamcı mahkumların genellikle masum olduklarını ve sırf kişisel düşmanlık veya devlet kurumlarının inat ve garezleri yüzünden hapse atıldıklarını gösteriyor. Öte yandan Bakü yönetimini dindar mahkumlara yönelik içi boş ithamları da Bakü’daki hakimiyetin politikaları pratikte Azerbaycan Cumhuriyeti toplumunun büyük bir kesimini zor durumda bıraktığını ortaya koyuyor.

Image Caption

Geçen hafta Azerbaycan Cumhuriyeti Kafkasya müslümanları ruhaniyet idaresi bu ülkenin bu yıl Hac ziyaretine gidecek hacı adaylarının sayısını 600 kişiye indirdi. Hac ziyareti için kayıtların başladığını bir açıklama yaparak duyuran Azerbaycan Cumhuriyeti Kafkasya müslümanları ruhaniyet idaresi bu idarenin bu yıl Hac ziyareti için 600 kişilik bir kontenjan belirlediğini belirtti. Azerbaycan Cumhuriyeti Kafkasya müslümanları ruhaniyet idaresi her hacı adayının normal seyahati için 3850 dolar ve VIP ziyareti için de 4500 dolar bedel belirlediklerini açıkladı.

Azerbaycan cumhuriyetinden Hac ziyaretine sadece 600 hacı adayının gitmesi bu cumhuriyetin 10 milyonluk nüfusunun %98 kadarını müslümanlar oluşturduğu halde söz konusu oluyor. Gerçi bazı iktisadi ve geçim sorunları yüzünden müslüman Azerbaycan halkı dini farizelerini tam olarak yerine getiremiyor, fakat Bakü yönetimi ve hakimiyete bağlı dini kurumların ziyaret amaçlı seyahat yapmak isteyen vatandaşlarına yardım edebilecek ve böylece onların hayır amellerine ortak olabilecek güçte oldukları ifade ediliyor.

Geçen hafta Ermenistan savunma Bakanı Vigen Sarkisiyan düzenlediği basın toplantısında Rusya’dan satın alınan silah ve askeri teçhizatın Ermenistan’ın gelişmiş askeri teçhizatına olan ihtiyacını karşılamadığını belirtti. Ermeni Bakan, bu yüzden Erivan yönetimi başka ülkelerle silah ve askeri teçhizat alımı için müzakere ettiğini kaydetti.

Image Caption

Savunma bakanlığında yüz günlük faaliyeti hakkında bir rapor sunan Bakan Sarkisiyan bu süre içerisinde Rusya, Gürcistan ve Yunanistan’a yaptığı ziyaretlerde başta komşu ülke Gürcistan olmak üzere bu ülkelerle askeri ilişkilerini geliştirmenin önemine vurgu yaptığını ifade etti.

Rusya’dan aldıkları silahların ve askeri teçhizatın gizli tutulduğunu belirten Bakan Sarkisiyan, Rusya dünyanın en gelişmiş askeri teçhizat üreticilerinden biri sayıldığını ve Erivan yönetimi de toplu güvenlik anlaşması kurumunun bir üyesi olarak bu teçhizatı Rusya’nın iç piyasalarındaki fiyatlara göre elde edebildiğini belirtti.

Bakan Sarkisiyan buna karşın Ermenistan başta Batılı ortakları olmak üzere diğer ülkelerle müzakere ettiğini ve şimdiye kadar da bazı ülkelerden çeşitli askeri teçhizat aldıklarını vurguladı.

Sarkisiyan ayrıca Ermenistan ile Azerbaycan Cumhuriyeti sınırında ve ayrıca Karabağ bölgesinin ön cephesinde gece dürbünü gibi yeni askeri rasat teçhizatları yerleştirdiklerini beyan etti.

Gerçekte Azerbaycan Cumhuriyeti ile Ermenistan arasında devam eden dağlık Karabağ’ın üzerinde toprak anlaşmazlığı bu iki ülkenin silah yarışına girmesine yol açmış bulunuyor. Nitekim her iki ülke ihtiyaçları ve zaruretlerinin çok çok ötesinde askeri alım yapmaya başladığı gözleniyor. Bu bağlamda Ermenistan’ın yaptığı askeri alımların bir bölümü Rusya’nın bu ülkeye açtığı 200 milyon dolarlık ödeneğe dayanıyor ve başka askeri alımları da gizli ilan edilerek medyaya açıklanmıyor.

Ermenistan karşısında Azerbaycan Cumhuriyeti de 2003 yılından beri her yıl askeri bütçesini üçe katlayarak askeri gücünü geliştirmeye çalışıyor. Bu arada Bakü yetkilileri sürekli Karabağ münakaşasının barışçıl yollardan çözümlenmesine vurgu yapmayı da ihmal etmiyor. Oysa savaşmak niyetinde olmayan bir ülkenin bu denli yüklü silah alımı yapmaması gerekiyor, çünkü savaşmayacaksa, bu kadar silaha ihtiyacı bulunmuyor. Bu arada bu silah yarışında Azerbaycan Cumhuriyeti ve Ermenistan’ın dünyada silah ihraç eden ülkelerin kullanma tarihi geçmiş silahlarının piyasasına dönüştüğü de belirtilmelidir. Örneğin siyonist rejim İsrail Azerbaycan cumhuriyetinin silah ihtiyacını karşılamak bahanesi ile kullanma tarihi geçmiş bir çok silah ve askeri teçhizatını Bakü yönetimine sattı. Böylece Azerbaycan cumhuriyetinin son yıllarda petrol satışından elde ettiği milyarlarca dolarlık gelir, dünya müslümanlarının baş düşmanı ırkçı İsrail rejiminin cebine akıyor. Oysa bu silahların önemsiz bir bölümü müslüman Azerbaycan devleti ve milleti tarafından kullanılabiliyor.

Image Caption

Geçen hafta Gürcistan müslüman alimler heyeti bir bildiri yayımlayarak, Türkiye’de şii müslümanlara ait olan on4 TV ve Kanal 12 televizyon kanallarının kapatılmasını kınadı. Bildiride, Türkiye’de şii müslümanlara ait olan on4 TV ve Kanal 12 televizyon kanallarının mesnetsiz iddialarla  kapatılması    bu kanalların Azerbaycan Cumhuriyeti ve Gürcistan ve başka ülkelerdeki müslüman muhatapları tarafından esefle karşılandığı belirtildi.

Gürcistan müslüman alimler heyeti şii müslümanlara ait olan iki TV kanalının Türkiye’de faaliyet yürüten iki bin TV kanalı arasında seçilerek kapatılmasını garez-kar ve ayrımcı bir tutum olarak değerlendirdi.

Gürcistan müslüman alimler heyeti bildirisinde Türkiye’de bunca fesat propagandası yapan TV kanallarının yerine İslamî maarif ve vahdetin propagandası yapan ve terör ve radikalizme karşı çıkan TV kanallarının kapatıldığını hayretle karşıladıklarını vurguladı.

Şii müslümanlara ait olan on4 TV ve Kanal 12 televizyon kanallarının kapatılmasını kınayan Gürcistan müslüman alimler heyeti bu kararı alanların yanlışlarından dönmelerini ve söz konusu kapatılan TV kanallarının faaliyetlerine yeniden izin vererek ehli beyt –s– aşıklarının hoşnutluğuna vesile olmalarını temenni etti.

Image Caption

Uydu üzerinden yayınlanan on4 TV ve Kanal 12 televizyon kanalları Gürcistan ve Azerbaycan cumhuriyetinde yaşayan şii müslümanların en çok sevdiği ve izlediği TV kanalları sayılır. Bu yüzden Türkiye yönetimi geçen 23 Ocak tarihinde söz konusu iki TV kanalını kapattı. Kuşkusuz medyanın çağımızda önemi ve bağımsız medya organlarının  muhatapları üzerindeki etkisi, Ankara yönetiminin bu ülkede yaşayan şii azınlığın sesini susturma yönünde bahanesi olmuştur. Oysa Türkiye’de terör akımlarına bağlı TV kanalları hala özgürce faaliyetlerini sürdürüyor.

Geçen hafta Türkmenistan Cumhurbaşkanı Kurban Kulu Berdi Muhammedov ülkesinin silahlı kuvvetleri ve milli ordusunun 25. Kuruluş yıldönümü dolaysıyla yayımladığı mesajında Aşkabat’ın askeri doktrininin savunma amaçlı olduğuna vurgu yaptı.

Cumhurbaşkanı Berdi Muhammedov mesajında Türkmenistan’ın yeni askeri doktrini savunma amaçlı olduğunu ve esas amacı da ülke genelinde milli çıkarları ve güvenliği temin etmekten ibaret olduğunu kaydetti.

Berdi Muhammedov, barıştaleplik ilkelerini savunmak, komşu ülkelerle iyi komşuluk ilişkilerini sürdürmek, karşılıklı ve eşit şartlarla ilişkileri geliştirmek, başka ülkelerin içişlerine karışmamak ve ihtilafların çözümünde zora baş vurmaktan kaçınmak, Türkmenistan’ın yeni askeri doktrininde gözetilen temel ilkeler olduğunu ifade etti.

Türkmenistan 1991 yılında eski sovyetler birliğinden bağımsızlığını kazanmakla beraber milli ordusunu ve silahlı kuvvetlerini kurdu. Geçen sene Türkmenistan tamamen savunma amaçlı olan yeni askeri doktrinini onayladı.

Türkmenistan silahlı kuvvetleri ve milli ordu birlikleri her yıl düzenledikleri askeri tatbikatta maharetlerini ve yeteneklerini sergiliyor. Yeni ve ileri teknoloji silah ve askeri teçhizat alımı, yeni tanklar, füze savunma sistemleri ve iletişim sistemleri, top, savaş uçakları, İHA gibi askeri teçhizatların alımı, uzman askeri kadro yetiştirmek, Aşkabat yönetiminin son yıllarda en önemli askeri icraatı arasında yer alıyor.

Geçen hafta Kırgızistan Cumhurbaşkanı Elmas Beyk Atambayev düzenlenen törenle bu ülkenin yeni anayasasını imzaladı. Atambayev yaptığı konuşmada ülkesinin yeni anayasasını hatasız ve her türlü anlaşmazlıktan bağımsız olarak gördüklerini ve sonuçta halk tarafından da düzenlenen referandumla onaylandığını belirtti. Atambayev, bu arada yeni anayasada yapılan düzenlemeler de Bişkek yönetiminin 2010 devriminden sonraki kazanımlarının korunmasına katkısı olacağını vurguladı.

Image Caption

Kırgız lider Atambayev konuşmasında 11 Aralık 2016’da yapılan referandumla Kırgızistan’ın bağımsızlığı yönünde büyük bir adım atıldığını belirterek yeni anayasanın içeriği ülkede iktidarın el değiştirmesini barışçıl bir şekilde gerçekleştireceğini ifade etti.

Kırgızistan’da anayasa değişikliliği referandumu bir süre önce Cumhurbaşkanı Elmas Beyk Atambayev ve başta sosyal demokrat parti olmak üzere bazı siyasi partilerin milletvekillerinin destekleri ile ve Başbakanın mevkiini takviye etmek ve bazı cüz’i değişiklikleri gerçekleştirmek amacıyla gündeme gelmişti. Yeni anayasa ile ilgili referandum ise Kırgızistan’da 11 Aralık 2016 tarihinde gerçekleşti ve halkın %50’den fazlası anayasada yapılan reformlara evet dedi.

Geçen hafta Tacikistan su ve kanalizasyon firması Başkanı Ali Murad İslamzade, bu ülkede yaşayan nüfusun %43 kadarı sağlıklı içme suyundan mahrum olduğunu açıkladı. İslamzade ülkenin 8.5 milyonluk nüfusunun sağlıklı suyunu temin etmek için iki milyar dolar bütçe gerektiğini ifade etti.

Tacik yetkili İslamzade, 2011 yılında ülke nüfusunun ancak %46 kadarı sağlıklı içme suyundan yararlandığını, bu oran hali hazırda %57’ye yükseldiğini kaydetti.

Tacikistan’da halkın sağlıklı içme suyu sıkıntısı sadece kırsal alanlarda değil hatta bu ülkenin büyük kentlerinde de söz konusu olan bir sorundur.

Tacikistan’da halkın %43 kadarının sağlıklı sudan mahrum olmaları, orta Asya cumhuriyetlerinin içme suyunun yarısından fazlası Tacikistan topraklarından kaynaklandığı halde söz konusu oluyor. Tacikistan halkı ise buna karşın sağlıklı içme suyundan mahrum kalıyor. Kuşkusuz bu konuda Duşanba yönetiminin zafiyeti ve kötü yönetimi ve yabancı yatırımın yokluğu ve mali gücünün yetersizliği bu sorunun belli başlı nedenleri sayılıyor. Yine becerikli insan gücü ve uzman kadronun yokluğu da Tacikistan’da halkın sağlıklı içme suyuna kavuşmasını zorlaştıran bir başka etkendir.