Nura giden yol
Lokman suresinin 20 ila 24. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
Lokman suresinin 20. Ayeti:
أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنِيرٍ (31:20)
Yani:
Allah'ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi? Yine de, insanlar içinde, -bilgisi, rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı yokken- Allah hakkında tartışan kimseler vardır.
Geçen bölümde Lokman’ın oğluna inanç, ahlak ve sosyal davranışlarla ilgili yaptığı nasihat ve tavsiyeleri sona erdi. Bu ayetler ise konusu Allah’ı tanımak olan Lokman’ın nasihatlerinden önce gündeme gelen konulara geri dönerek insanlara hitaben şöyle buyurmakta:
Allah yeri ve gökleri sürekli insanların hizmetinde olacak şekilde düzenleyerek yarattı. Güneş ve ayın gökte yer alması ve yerin güneşin etrafında ve kendi ekseni üzerinde dönmesi, insanlar için yaşam şartlarını hazır hale getirir. Denizler ve okyanuslar, yerin üstünde ve derinliklerinde bulunan çeşitli madenler, karada ve denizde türlü hayvanlar ve bitkiler ve ağaçlar ve tarım ürünleri, hepsi insanların hizmetindedir. Bu mahlukların bazıları doğrudan insanların gözetiminde ve bazıları da ilahi tedbirle onların hizmetindedir.
İnsanların cismi ihtiyaçları karşılayan tüm bu maddi nimetlerin yanında yüce Allah peygamberleri ve ilahi kitapları göndermekle insanların fikri ve ruhi ihtiyaçlarını da karşılamış ve kemale erme zeminini hazırlamıştır.
Ama maalesef tarih boyunca bazı insanlar sürekli onlara sunulan bunca nimete şükretmek yerine Allah’a karşı isyan etmiştir, üstelik bu isyanları hiç bir mantıklı temele dayanmadığı da kesindir.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – İnsanoğlu varlık aleminin eşrefi mahlukatıdır. Yer ve göklerde ne varsa, hepsi insanlara hizmet etmek ve insanların yararlanması için yaratılmıştır.
2 – İnsanlara sunulan ilahi nimetler hem bol ve hem geniş ve hem çok çeşitlidir ve maddi manevi, her türlüsü vardır. Peki o zaman neden insanlar nankörlük eder?
3 – Tartışma ancak beşeri ilim ve akıl veya ilahi kitap veya hidayete dayalı olduğu takdirde faydalı olur.
Lokman suresinin 21. Ayeti:
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آَبَاءَنَا أَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ (31:21)
Yani:
Onlara "Allah'ın indirdiğine uyun" dendiğinde: Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız, derler. Ya şeytan; onları alevli ateşin azabına çağırıyor idiyse!
Bir önceki ayet, Allah teala hakkında kuşkuya düşenlerin mantıklı ve açık delilleri bulunmadığını buyurdu. Bu ayet ise şöyle buyurmakta:
Onların bir çoğu atalarını ve geçmişlerini izleme bahanesini ileri sürer. Onlar atalarının yanlış inancından el çekmek istemez ve ilahi hidayete ermek yerine atalarının batıl inançlarını ve davranışlarını izlemeyi tercih eder. Oysa bu mantık, şeytani ve yanlış mantıktır ve onları da ataları gibi cehenneme yönlendirir.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Geçmişlerin yanlış inançları üzerinde ısrarcı olmak ve körü körüne izlemek, Hakkın benimsenmesini engelleyen ve insanın aklını hakikati idrak etmekten alıkoyan durumdur.
2 – Milli kültürel mirası ve gelenek ve görenekleri korumak, ancak akıl ve din ile bağdaştığı yere kadar değerlidir, yoksa insanın düşmesine ve sapmasına yol açar.
3 – Şeytan sürekli insanları batıl ve sapkın yollara davet eder.
Lokman suresinin 22 ila 24. Ayetleri:
وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُ إِلَى اللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى وَإِلَى اللَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ (31:22)
وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُ إِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ (31:23)
نُمَتِّعُهُمْ قَلِيلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ إِلَى عَذَابٍ غَلِيظٍ (31:24)
Yani:
İyi davranışlar içinde kendini bütünüyle Allah'a veren kimse, gerçekten en sağlam kulpa yapışmıştır. Zaten bütün işlerin sonu Allah'a varır.
(Resûlüm!) İnkâr edenin inkârı seni üzmesin. Onların dönüşü ancak bizedir. İşte o zaman yaptıklarını kendilerine haber veririz. Allah kalplerde olanı şüphesiz çok iyi bilir.
Onları biraz faydalandırır, sonra kendilerini ağır bir azaba sürükleriz.
Bu ayetler insanları ilahi davet karşısında iki gruba ayırır. Bir grup tüm varlığı ile Allah’a yönelir ve O’na karşı mutlak teslimiyet içinde olur. Ancak öbür grup isyan ve itaatsizlik yolunu tercih ederek Allah’a karşı küfür besler. Birinci grup ilahi hidayet ipine sımsıkı sarılarak doğru yolu bulur ve başkalarına iyilik ve ihsanda bulunur ve bu yüzden onları hayırlı bir son beklemektedir. Ancak ikinci grup hatta fani dünyadan biraz zevk alsalar bile sonları çok kötüdür ve dünya ahiret en ağır azapla cezalandırılacakları kesindir. Bu kesim dünyada bir türlü ve ahirette başka türlü cezalandırılır.
Kuşkusuz rahmet Peygamberi Hz. Muhammed –s– o hazreti taciz eden kafirlerin küfürleri yüzünden cezalandırılacaklarına mutlu olmazdı ve bilakis sürekli onlar için yürek yakar ve sapkınlıkları yüzünden üzülürdü. Ama ne fayda, çünkü onlar bir kere küfür yolunu seçmişti ve Allah Resulü –s– de onları Allah’a iman etmeye zorlayamıyordu.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 –Eğer tüm varlık alemi Allah’ın emrine karşı teslim oluyorsa ve yüce Allah da onları biz insanların hizmetine sunmuşsa, o zaman neden biz de Allah’a karşı teslimiyet içinde olmayalım?
2 – İnsan bu dünyada konumunu korumak için kendine bazı dayanacak şeyler veya insanları seçer. Ancak mümin insanın tek dayanağı yüce Allah’tır. Mümin insanlar ilahi ipe sımsıkı sarılmak ve salih amellerde bulunmakla kurtuluş yolunu arar. Rivayetlere göre peygamberler ve imamlar ilahi sağlam iplerdir.
3 – Fani dünyada yaşamımızda yolumuzu dünyanın geleceğine bakarak ve hakkında düşünerek seçmeliyiz, böylece kötü sona yakalanmaktan kurtulmuş oluruz.