Mayıs 28, 2017 12:45 Europe/Istanbul

Es-Secde suresinin 1 ila 6. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

ES-SECDE suresinin 1 ila 3. Ayetleri:

 

الم (32:1)

تَنْزِيلُ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ (32:2)

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أَتَاهُمْ مِنْ نَذِيرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ (32:3)

 

 

Yani:

Elif. Lâm. Mîm.

Bu Kitab'ın, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olduğunda asla şüphe yoktur.

"Onu Peygamber kendisi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır! O, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı (peygamber) gelmemiş bir kavmi uyarman için -doğru yolu bulalar diye- Rabbinden gönderilen hak (Kitap) tır.

 

 

Secde suresi, başında kesik harflerin yer aldığı 29 sureden biridir. Bakara suresi gibi bu sure de elif, lam, mim harfleri ile başlamıştır.  Bir sonraki ayet ise bir yandan bu harflerin Kur'an'ı Kerim’in nazil oluşu ile ilgili olduğunu ifade ederken, öbür yandan da aynı Arapça harflerden oluşan bu kitabın azametini ve şimdiye kadar hiç bir beşer bu kitaba benzer bir kitap getiremediğini ve getiremeyeceğini gösteriyor.

Bu kitap Haktan kaynaklanır ve içinde de hak ve hakikatten başka hiç bir şey yoktur.  Gerçi bu semavi kitabı benimsemek istemeyen muhalifler ve münkirler, İslam Peygamberi’ni –s– bu ayetleri kendisi uydurmak ve Allah’a ait olduğunu iddia etmekle suçluyor. Oysa Allah Resulü’nün –s– insanları uyarmak ve ikaz etmek ve işledikleri çirkin ve uygunsuz amellerin sonu konusunda korkutmak ve böylece onları çirkinliklerden ve kötülüklerden uzaklaştırmak ve doğru yola hidayete erdirmekten başka amacı yoktur.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Gerçi münkirler Kur'an'ı Kerim hakkında kuşku ve şüphe uyandırmak istiyor, ancak bu semavi kitabın hakkaniyeti konusunda hiç bir şüpheye ve kuşkuya yer yoktur, zira bu kitap alemleri yaratan Allah tarafından gönderilmiştir.

2 –Kur'an'ı Kerim teşri kitabıdır. Bu kitabın kaynağı, tekvin düzenini yaratan Allah’tır.

3 – İnsanları sapkınlık konusunda uyarmak, peygamberlerin bisetinin temel hedeflerinden biridir.

 

ES-SECDE suresinin 4. Ayeti:

 

اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَفِيعٍ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ (32:4)

 

 

Yani:

Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra arşa istivâ eden Allah'tır. O'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçınız vardır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız?

 

 

Surenin önceki ayetleri Kur'an'ı Kerim’in Allah tarafından gönderildiği ile ilgiliydi. Ancak bu ayet, varlık aleminin Allah tarafından yaratıldığına işaret ediyor. Yüce Allah’ın Kur'an'ı Kerim’i nazil ederken hiç bir ortağı olmadığı ve bu kitap tamamen Allah’a ait olduğu gibi, varlık aleminin yaratılışında da yüce Allah’ın hiç bir ortağı yoktur ve yerde ve göklerde ne varsa O’nun istek ve iradesi ile var olmuştur. Öte yandan Kur'an'ı Kerim ayetleri İslam Peygamberi’nin –s– 23 yıl süren risaleti süresince yavaş yavaş kendisine nazil olduğu gibi, varlık aleminin yaratılışı da tedrici bir şekilde ve altı evrede gerçekleşmiştir, gerçi bu evrelerin her biri uzun bir süre devam etmiş olabilir.

Maalesef bir çok insan yüce Allah’ın mutlak yaratan ve mutlak hakim olduğunu unutuyor ve O’nun yarattığı mahluklardan medet umuyor ve bu mahluklardan şefaat talep ediyor. Oysa yüce Allah’ın izniyle şefaat talebinde bulunabilen ilahi evliyadan başka hiç kimse ve hiç bir şey insan için şefaat talebinde bulunamaz veya onun günahlarının bağışlanmasını sağlayamaz veya ilahi nimetlere kavuşması için aracı olamaz.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Varlık aleminin tedbiri, onu yaratanın elindedir. Bir başka ifade ile yüce Allah’ın varlık alemini yarattıktan sonra kendi haline bıraktığı veya tedbirini mahluklarına emanet ettiği düşünülemez.

2 –İnsanlar ilahi nimetlerin hatırlatılmasına ve uyarılmaya muhtaçtır, aksi takdirde gaflet ve unutkanlığa sürüklenir.

 

ES-SECDE suresinin 5 ve 6. Ayetleri:

 

يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ أَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ (32:5)

ذَلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (32:6)

 

 

Yani:

Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde O'nun nezdine çıkar.

İşte, görülmeyeni de görüleni de bilen, mutlak galip ve merhamet sahibi O'dur.

 

 

Önceki ayetlerde varlık aleminin yüce Allah tarafından tedbir edildiği beyan edildikten sonra bu ayetler bir kez daha bu konuya vurgu yaparak, şöyle buyurmakta:

Varlık aleminin tümü, yerden göklere kadar Allah’ın tedbiri altındadır ve O’ndan başka alemi tedbir eden yoktur. Allah sadece bu alemi tedbir etmez, aynı zamanda sizin bu alemde tüm amelleriniz ve davranışlarınız da kıyamet gününde O’nun huzuruna çıkar ve hiç bir şey Allah’ın ilim ve gücünün dışında değildir.

Bu ayette beşerin gözünde bin yıl kadar olduğu ifade edilen günden maksat, kıyamet günüdür. Buna göre dünyada son anına kadar yaşanan her şey o günde ilahi mahkemeye arz edilir ve Allah teala sonsuz ilmi ve açık gizli her şeyden haberdar olması itibarı ile ve izzet ve rahmetine dayanarak kullarının amellerini değerlendirir.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Varlık alemini yaratan, yöneten ve tedbir eden birdir ve gerçek tevhid, tüm işlerin Allah teala tarafından olduğuna inanmaktır. Nitekim yaratılışta her şey O’ndan olduğu gibi, her şeyi tedbir eden de O’dur.

2 – Alemin işlerinin tedbiri ve aleme hakim olan kanunların tümü ilahi sonsuz ilim temeline dayanır.

3 – Allah’ın ilmi, açık gizli her şeye karşı aynıdır.