Haziran 12, 2017 21:45 Europe/Istanbul

Mübarek Ramazan ayı Allah’a kulluk ve insanlara ilgi ayıdır.

Bugünkü sohbetimizde çeşitli ülkelerde savaş gölgesinde bu ayı idrak eden Müslüman kardeşlerimizi yad etmenin yanında Kur'an'ı Kerim’in mübarek Ramazan ayı ile ilgili tavsiyelerine kulak vereceğiz. Sohbetimizin son bölümünde yine dünkü gibi bu mübarek ayda bazı beslenme tavsiyelerini sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Değerli doslar, bugün mübarek Ramazan ayının ikinci gününü idrak ediyoruz. Bu nurani günde hepinizin dua ve ibadetleri yüce Allah katında kabul görmesini niyaz ederek sohbetimize başlıyoruz.

Bilindiği üzere Ramazan ayı bir kaç yıldır bazı İslam ülkelerinde farklı bir atmosferde idrak ediliyor. İslam dünyasının bir çok ülkesinde Müslümanlar büyük bir şevkle mübarek Ramazan ayını karşılarken, bazı ülkelerde çok farklı ve zor şartların hakim olması Müslümanların yüreğini incitiyor. Maalesef Ramazan ayı Yemen, Irak, Suriye ve Filistin gibi bir çok İslam ülkesinde bir dizi zorluklarla beraber oluyor. Bu ülkelerde savaş, yıkım, açlık, ve bazı ülkelerde aşırı kıtlık ve kötü beslenme şartları yüreğimizi sızlatıyor.  Ortadoğu bölgesinde sürekli çatışmalar ve terör örgütlerinin cinayetleri ve bu bölgeyi saran krizlerin çözümünde uluslararası girişimlerin başarısız kalması, savaşzede bölgelerde Müslümanların buruk kalplerle Ramazan ayını karşılamalarına sebebiyet veriyor, üstelik uluslararası camianın bu insanların içler acısı durumuna karşı duyarsızlığı da acılarını ikiye katlıyor. Bugün dünya genelinde Müslümanlar sahur ve iftar saatinde ihtiyaç duydukları gıda maddelerini temin etmek için rahatlıkla çarşıya çıkarken, savaşzede bölgelerde yaşayan Müslümanlar için iftar sofrasında ihtiyaç duydukları yiyecekleri karşılamak büyük bir sorun olarak karşılarına çıkıyor.

Bugün Ortadoğu bölgesinin karşı karşıya bulunduğu en büyük musibetlerden biri, Irak ve Suriye’de tekfirci terör örgütlerinin cinayetleri ve bu ülkelere dayattıkları savaş ve ölümdür. Suriyeli Müslümanlar yaklaşık altı yıldır savaş ateşine yanıyor. Tekfirci terör örgütleri İslam iddiasında bulunmalarına karşın mübarek Ramazan ayının hürmetini bile hiçe sayıyor. BM raporlarında, Suriye’de binlerce insan savaşzede bölgelerde veya sığındıkları komşu ülkelerdeki kamplarda gıda maddeleri sıkıntısı çektiklerini belirtiyor. Öte yandan Avrupa ülkelerine sığınan Müslümanların onlar için kurulan özel kamplarda durumları pek farklı sayılmıyor. Bu insanlar hatta oruç tutmak için ciddi sıkıntılarla karşılaşıyor ve bu mübarek ayda dini vecibelerini kolay kolay yerine getiremiyor.

Yemen’de de Müslümanlar ve oruç tutan insanlar türlü sorunlarla uğraşmak zorunda kalıyor. Suud rejimine bağlı savaş uçaklarının barbarca hava akınları, içme suyu sıkıntısı, gıda maddeleri kıtlığı ve diğer bir çok sorun, Yemen halkının baş etmek zorunda kaldığı sorunlardan bazılarıdır. Savaş ve bombardıman yüzünden Yemen’in bir çok bölgesine elektrik verilemiyor. Uluslararası insan hakları örgütleri Yemen’de yaşam koşulları katlanmaz boyutlarda olduğunu, bu ülkede 14 milyon insan savaş yüzünden açlık ve kıtlık sorunları ile karşı karşıya bulunduğunu belirtiyor.

Bu yıl dünya Müslümanları Gazze şeridinde yaklaşık iki milyon Filistinli  Müslüman siyonist rejim İsrail’in dayattığı illegal kuşatma yüzünden çok zor şartlar altında yaşam mücadelesi verdiği bir sırada Ramazan ayını karşılıyor. Gazze halkı İsrail’in yaptırımları ve kuşatması yüzünden ciddi kısıtlamalardan acı çekiyor ve bu durum onların yaşam koşullarını her geçen gün daha da berbat hale getiriyor. Gazze’de insanlar için Ramazan ayında gıda maddeleri temin etmek oldukça zor görünüyor. Bu insanlar düşük gelirleri yüzünden daha ucuz ve daha az besin maddeleri satın almak ve aldıkları ile yetinmek zorunda kalıyor.

Öte yandan Müslümanlar Gazze şeridi ve Batı şeriada siyonist rejimin Ramazan ayında düzenlediği saldırılarla karşı karşıya bulunuyor. Uluslararası insan hakları örgütleri eli kanlı rejimden Ramazan ayında Filistin milletine saldırmaktan el çekmesini istiyor, fakat bu rejim bu isteği umursamadan zalimane saldırılarına ve uygulamalarına devam ediyor.

Evet, tüm bu anlattıklarımız bölgede savaş afeti ile uğraşan mazlum Müslümanların acılarını paylaştığımızı ifade etmeye yetmeyeceğini de biliyoruz, ama yine de onları yad etmek istedik.

Değerli dostlar dünkü sohbetimizde de belirtildiği üzere, sohbetimizin ikinci bölümünde Kur'an'ı Kerim’in nurani kelamına canı gönülden kulak veriyoruz:

" ایَّامًا مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ کَانَ مِنْکُمْ مَرِیضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَیَّامٍ أُخَرَ وَعَلَى الَّذِینَ یُطِیقُونَهُ فِدْیَةٌ طَعَامُ مِسْکِینٍ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَیْرًا فَهُوَ خَیْرٌ لَهُ وَأَنْ تَصُومُوا خَیْرٌ لَکُمْ إِنْ کُنْتُمْ تَعْلَمُونَ."

Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

Subhan Allah Bakara suresinin 183. Ayetinde orucun hükmünü ve felsefesini beyan ettikten sonra bu ibadetin ağırlığını hafifletmek amacıyla 184. Ayette biraz önce dinlediğimiz bir kaç hükmü daha açıklıyor.

Kur'an'ı Kerim yüce Allah tarafından müminlere vacip kılınan oruç ibadeti basit ve meşakkatsiz bir görev olduğunu izah edebilmek için şöyle buyurmakta: Sizin yıl boyunca veya uzun süre oruç tutmanız gerekmez ve sadece sayılı günler oruç tutmanız yeterlidir.

Bundan başka yüce Allah bu ayette, bir vacip olarak buyurduğu oruç hükmünü getirirken bu ilahi görevi yerine getirmek onlar için zor olan kullarını da düşündüğünü buyuruyor. Buna göre ihtiyar kadınlar ve erkekler, hamile kadınlar, bebek emziren kadınlar, oruç tutamayan hastalar, oruç tutmak yerine fidye vermeleri gerekir, üstelik fidyenin miktarı da herkesin verebileceği seviyede cüz’i sayılır ve bir yoksun insanı doyuracak bir öğün yemek kadardır. Gerçi biri bir gün orucun karşılığında bir kişiden daha fazla insanı doyuracak olursa, bunun hiç bir sakıncası yoktur, bilakis daha da makbul sayılır.

Bu ayet aslında İslam dininde her şeyin düzenli ve kurallara tabi olduğunu ve İslam dini her insan için içinde bulunduğu şartlara göre hüküm belirlediğini ortaya koymaktadır. Burada önemli olan ve bir değer olarak telakki edilen şey, Allah’ın emrine teslim olmaktır. Yani eğer Allah teala oruç tutmaya emrettiyse, o zaman oruç tutmak gerekir ve eğer iftara hükmettiyse o zaman orucumuzu bozmak farzdır. Nitekim bu ayet Allah Resulü -s- mübarek Ramazan ayında bir seyahatteyken kendisine nazil oldu. Hazret hemen su talep etti ve orucunu bozdu, ardından beraberindekilere de orucunu bozmalarını emretti. O sırada sahabeden bazıları Resulullah’ın -s- emrine uydu, fakat bazıları şimdi öğle vakti, biz orucumuzu tamamlamak istiyoruz, deyince, Allah Resulü -s- ikinci grubu günahkar ilan etti.

Ayetin son bölümünde yüce Allah bir kez daha kulları için oruç tutmanın daha iyi olduğunu hatırlatıyor ve bu yüzden istekle ve rağbetle oruç tutmalarını ve bu ibadeti kerhen ve istemeyerek yapmamalarını emrediyor. Allah teala eğer bu ibadetin hayrının ölçüsü ve büyüklüğü belli olsaydı hiç kimse keşke ben de yaşlı olsaydım da oruç tutmak yerine bir aç insanı doyursaydım, şeklinde arzuda bulunmayacağını vurguyor.

Hoca Abdullah Ensari ise bu konuda şöyle diyor:

Orucun hikmetlerinden biri zenginlerin aç ve yoksul insanların halini anlamaları ve onlara yardımda bulunmalarıdır. Bu yüzden Allah teala ta baştan Muhammed’i -s- yetim etti ki yetimleri sevsin, ardından garip yaptı ki garibanlara merhamet etsin ve malsız yaptı ki yoksulları unutmasın.

Değerli dostlar, dünkü sohbetimizde de belirtildiği üzere İslam dini en mükemmel semavi din olarak insanların yaşamının tüm boyutları için programları ve kuralları ve tavsiyeleri vardır. Yine dünkü sohbetimizde belirttiğimiz gibi, her gün sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde İslam dininin mübarek Ramazan ayında beslenme ve sağlıkla ilgili bazı tavsiyelerini gözden geçiyoruz.

Şimdi birlikte bu tavsiyelere kulak verelim.

Bilindiği üzere mübarek Ramazan ayında açlık ve susuzluk, oruç tutan insanda özel bir hale neden olur. Bu ayda oruç tutan bir çok insan yorgunluk, baş ağrısı, kasların gerilmesi, mide ağrıları, stres gibi rahatsızlıkları hissetmeye başlar. Bunun en önemli sebeplerinden biri, vücudun ihtiyaç duyduğu besin maddelerinin tüketiminin azalmasıdır.

Gerçekte sıcak havada ve uzun süre oruç tutmak, açlık ve susuzluğa katlanmayı daha da zorlaştırır. Ancak buna karşın oruç tutmanın bir çok olumlu tesiri de vardır ve bu tesirlerden yararlanmak için bazı tedbirleri uygulayarak orucun doğurduğu baskıyı hafifletebilir ve vücudumuza da gelecek muhtemel zararı önleyebiliriz.

Oruç sırasında vücudun sağlık şartlarını iyileştirmek için beslenme konusunda uygun bazı tedbirlerin alınması gerekir. Bunun için ilk adımda İslam dininin orucun hastalara yasakladığını hatırlatmak isteriz. Bilindiği üzere bir çok insan mübarek Ramazan ayına gelindiğinde bu manevi ayın atmosferinden etkilenerek ve orucun vacip bir ibadet olduğunu düşünerek hastalığını gözardı etmeye karar verir. Kuşkusuz hasta olan bir insanın oruç tutmaya karar vermesi, hastalığının türüne ve her hastanın özel şartlarına, aldığı ilaçlara ve diğer bir çok etkene bağlıdır ve tüm hastalar için aynı kuralın uygulanamayacağı kesindir. Bu tür durumlarda her insanın kendisi oruç tutup tutamayacağına karar verebilir. Eğer hasta orucun hastalığına muhtemel zararları konusunda emin değilse, o zaman hekime başvurarak bu konuda görüşünü alması gerekir.

Tahran tıp bilimler üniversitesi beslenme uzman Dr. Said Hüseyni oruç ibadeti konusunda diyabet ve MS hastalıklarına yakalanan iki hasta grubuna işaret ederek şu değerlendirmede bulunuyor:

Diyabet ve yüksek tansiyon gibi hastalıklar insanın oruç tutmasına bazı kısıtlamalar getirebilir. Bu tür hastalar hekimleri ile istişarede bulunduktan sonra oruç tutmalıdır. Bu tür hastalar eğer oruç tutmak istiyorsa, mübarek Ramazan ayı başlamadan üç dört gün önce şekerlerini kontrol etmelidir ve oruç tutabilmeleri için sahur ve iftardan önce kandaki şekeri oranı 130’un altında ve bu iki öğünden iki saat sonra da 180’in altında olması gerekir. MS hastaları da eğer hastalıkları şiddetlenmişse  oruç tutmamalıdır. Bundan başka ağızdan alınan ilaçları tüketmek zorunda olan veya iğne yaptırdıktan sonra ateşi yükselen veya vücudunda ağrı hisseden ve bu yüzden ilaç almaları gereken hastalar da oruç tutamaz. Unutmamak gerekir ki oruç tutmanın ilk şartı, vücut sağlığıdır.