Nura giden yol
Es-Secde suresinin 7 ila 9. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
ES-SECDE suresinin 7 ve 8. Ayetleri:
الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الْإِنْسَانِ مِنْ طِينٍ (32:7)
ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ (32:8)
Yani:
O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.
Sonra onun zürryetini, dayanıksız bir suyun özünden üretmiştir.
Geçen bölümde Kur'an'ı Kerim ayetleri, yerin ve göklerin Allah tarafından yaratıldığından ve her işin tedbiri de ancak her şeyden haberdar olan bilge Allah’ın elinde olduğundan söz etmişti. Ancak bu ayetler iki önemli noktaya vurgu yapıyor. İlkin, Allah teala yarattığı her şeyi, ister cansız nesneler olsun, ister bitkiler, ister hayvanlar, ister insanlar, her şeyi en mükemmel biçimde yaratmıştır ve O’nun yaratılış sisteminde hiç bir kusur ve halel yoktur. İkincisi, bu ayetler tüm mahlukların arasında insandan ayrıca söz etmiştir. Zira Allah teala ilk insanı sudan ve topraktan yarattı ve soyunu sürdürmesini de nutfenin ana rahminde yetişmesi ve doğum yapması şeklinde belirledi.
Bilindiği üzere, insan nutfesi görecede değersiz ve pis bir su gibi gözükmesine karşın yapı ve içinde yüzen hayati hücre itibarı ile fevkelade zarif ve karmaşık ve dakik sayılır ve bu da yüce Allah’ın azameti, ilmi ve gücünün işaretidir.
Bir başka nokta, Darvin’in insanı gelişmiş bir maymun türü olarak tanımlamasına karşın bu ayet şöyle buyurmakta: Allah’ın iradesi ile ilk insan doğrudan sudan ve topraktan yaratıldı ve bu açıdan onunla soyu arasında farklılık vardır. Çünkü ilk insan, yani Hz. Adem çamurdandır, fakat soyu onun nutfesinden gelmektedir. Oysa Darvin’in evrim teorisine göre ilk insanın da ana babası vardır ve onların nutfesinden yaratılmıştır.
Sadece bu surenin yedinci ayeti değil, Kur'an'ı Kerim’in diğer bazı ayetleri de Adem’in anası babası olmadığını belirtmektedir. Örneğin Al-i İmran suresinin 59. ayeti Hz. İsa’nın babasız yaratılışını, Adem gibi anasız babasız topraktan yaratılışına benzetmektedir.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Varlık aleminin düzeni, en iyi düzendir, zira Allah tealanın sonsuz ilim, hikmet ve gücüne dayanarak yaratılmıştır ve içinde kusur ve halel yoktur.
2 – Asıl sanatkar Allah tealadır, zira bir damla naçizane ve değersiz sudan insan gibi harikulade ve değerli bir mahluku yaratmıştır.
3 – İnsanoğlu değersiz sudan ve topraktan ve önemsiz bir nutfeden yaratıldığına göre, kibir ve benciliğe kapılmamalıdır.
ES-SECDE suresinin 9. Ayeti:
ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ (32:9)
Yani:
Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
Bu ayet de Adem ve soyunun yaratılış aşamalarına temas ederek şöyle buyurmakta: Allah insanın organlarını dengeli yarattı ve ona sağlam bir beden sundu. Ardından insana ruh vererek onu diğer canlılardan farklı kıldı. İlk insan, yaratıldığı çamur insan şeklini aldıktan sonra Allah’ın iradesi ile can sahibi oldu ve özel hayattan yararlandı. Günümüze dek süregelen insanın soyu da nutfe rahim içine yerleştiğinde 9 aylık cenin döneminden sonra özel hayata kavuşur.
Bu ayette sözü geçen ve Allah tealadan kaynaklandığı ifade edilen ruhtan maksat, aslında yüce Allah’ın insanlara sunduğu ve onu başka canlılardan farklı kıldığı özel hayattır, yoksa Allah tealadan bir şey insanın içine yerleştirilmemiştir, zira böyle bir şey esasen imkansızdır.
Aslında başka canlıların da gözü kulağı vardır, fakat Allah tealanın insana sunduğu ruh, insanın bu yoldan kavuştuğu hislerin diğer canlılara kıyasla çok daha üstün olmasına vesile oluyor. Zira yüce Allah göz ve kulak gibi beş hissi vermenin yanında insana akıl ve idrak ve şuur gücü de vermiştir, böylece insan bu özelliklerinin yardımı ile gördüklerini ve duyduklarını analiz ederek varlık alemine hakim olan kanunları keşfedebilir. Kuşkusuz insanlar bu kanunları fizik, kimya, biyoloji ve diğer bilimlerin çerçevesinde tedvin ederek bu bilgilerin yardımı ile yeni icatlara ve keşiflere imza atar ve sonuçta sürekli gelişme kaydeder. Oysa diğer canlıların yaşamında bu tür değişiklikler yaşanmaz. Örneğin balarısı bugün binlerce yıl önce yaptığı gibi peteğini yapar ve aynı şekilde bal üretir. Bu ayet insanın en önemli tanım araçları olan göz, kulak ve akla işaret ediyor. Bu özelliklerin bazıları görülebildiği gibi, bazıları da görülmezdir. Nitekim tecrübeye dayalı tanımlar göz ve kulak gibi araçların yardımı ile elde edilirken, genel ve istidlallere dayalı tanımlar akıl yoluyla hasıl olur.
Kuşkusuz yüce Allah’ın bunca büyük nimetlerine şükretmek gerekir. Ama maalesef bazı insanlar yaratanı unutur ve nimetlerine şükretmez. Allah tealaya şükredenler de hiç bir zaman O’nun sonsuz ihsan ve merhametine hakettiği gibi şükredemez.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – İnsan adındaki mahlukun şeref ve kerametinin bir işareti içine ilahi ruhun üflenmiş olması ve Allah teala tarafından ona özel hayat sulunmuş olmasıdır.
2 – Şükretmek için ilkin kendimizi ve ardından Allah’ı tanımalıyız. Bir insan kendini tanımadıkça Allah’ı tanımaz ve Allah’ı tanımadıkça da O’na şükredenlerden olmaz.
3 – İnsan iki boyutlu bir mahluktur. Bir boyut maddi ve diğer bir boyut manevi boyuttur, ki bu son boyut çok değeri ve hayati bir boyuttur. Faziletli ve şerefli insanlar maddi boyutu manevi boyutun hizmetine sunar, fakat alçak ve faziletsiz insanlar manevi boyutu bırakır ve sadece maddi boyuta sarılarak gününü gün etmeye çalışır.