Haziran 13, 2017 14:15 Europe/Istanbul

Es-Secde suresinin 10 ila 14. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

ES-SECDEsuresinin 10 ve 11. Ayetleri:

 

وَقَالُوا أَئِذَا ضَلَلْنَا فِي الْأَرْضِ أَئِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ بَلْ هُمْ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ (32:10)

قُلْ يَتَوَفَّاكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذِي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ (32:11)

 

 

Yani:

"Toprağın içinde kaybolduğumuz zaman, gerçekten (o vakit) biz mi yeniden yaratılacağız?" derler. Doğrusu onlar Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.

De ki: Size vekil kılınan (bu konuda görevlendirilen) ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.

 

 

 

Geçen bölümde insanın nasıl yaratıldığı beyan edildi. Bu ayetler ise insanın ölümüne işaret ederek, şöyle buyurmakta:

Kıyamet gününü inkar edenler şöyle der: İnsan ölünce ve bedeni toprağa verilince, tüm organları bozulup dağılır ve bu yüzden kıyamet gününde mahşur olması ve yeniden dirilmesi için hiç bir şey geride kalmaz.

Ancak yüce Allah onlara şöyle karşılık verir: Toprağa verilen ve başka şeylere dönüşen şey, sadece insanın cismidir, fakat yarattığımız zaman insana verdiğimiz ruh, ölüm sırasında meleklerce ondan geri alınır. Bu ruh kıyamet gününde dünyevi yaşamdaki bedene benzer bir bedenle birleşir, böylece yeniden dirilen insan mahşer arenasına çıkar.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Maad fiziksel bir olaydır. Gerçekte müşriklerin üzerinde kuşku yarattığı ve inkar ettiği şey de, fiziksel maad meselesiydi.

2 – İnsanın hakikati onun cismi değil, ruhudur. Bu yüzden cismin el, ayak veya göz gibi organlarının yok olması insanda, hakikatinin bir bölümü yok olduğu ve kimliği eksik kaldığı gibi bir duyguya yol açmaz.

 

ES-SECDE suresinin12. Ayeti:

 

وَلَوْ تَرَى إِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُو رُءُوسِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ رَبَّنَا أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا إِنَّا مُوقِنُونَ (32:12)

 

 

Yani:

O günahkârların, Rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri, "Rabbimiz! Gördük duyduk, şimdi bizi (dünyaya) geri gönder de, iyi işler yapalım, artık kesin olarak inandık" diyecekleri zamanı bir görsen!

 

 

 

Bundan önceki ayetler müşriklerin kıyamet gününü inkar ettiklerini beyan etmişti. Bu ayet ise İslam Peygamberi –s– ve mümin kullara hitaben şöyle buyurmakta:

Keşke şu suçlu insanların kıyamet gününde nasıl başlarını öne eğdiklerini ve dünyaya bir kez daha geri dönmek için yalvardıklarını görebilseydin, oysa onların bu talebi artık kabul edilmez. Onlar cenneti ve cehennemi gördükten ve cehennem ehli olanların inlemelerini duyduktan sonra yüce Allah’a artık kıyamet gününü inkar etmeyeceklerini arz etmeye ve artık kendi gözlerimizle gördük ve iman ettik, demeye başlar. Ancak bu itiraf için çok geç kalınmıştır ve onlara hiç bir faydası yoktur.

Yoksa fani dünyada peygamberlerin sözlerini duymadınız mı? Onların mucizelerini görmediniz mi? Neden onları gözardı ettiniz ve umursamadınız? Neden inkar ettiniz? Yoksa peygamberlerin sözlerinin doğru olduğuna ihtimal mi vermediniz? Acaba peygamberlerin sözünü ve mantığını reddedebilecek deliliniz mi vardı? Yoksa nefsani heva ve heves ve şehvetlerinizin uğruna mı onları inkar ettiniz ve böylece fani dünyada hür ve hoş mu yaşamak istediniz?

Bu ayeti kerimerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Kıyamet günü, suçluların ve isyankar kulların başını öne eğdiği gündür. Bunlar dünyada mümin kulları aşağılayan ve sefih hitap edenlerdir.

2 – Mümin kullar hakikati görebilen ve bu dünyada kıyamet gününe, cennete ve cehenneme iman eden insanlardır. Ancak kafirlerin gözü kulağı ancak kıyamet gününde açılır ve iman etmeye başlar. Zira kıyamet günü hakikatlerin keşfedildiği ve gözlerin ve kulakların açıldığı gündür.

3 – Kıyamet gününde işe yarayan ve kurtuluşa vesile olan tek şey, salih ameldir.

 

ES-SECDE suresinin 13 ve 14. Ayetleri:

 

وَلَوْ شِئْنَا لَآَتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَاهَا وَلَكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنِّي لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ (32:13) فَذُوقُوا بِمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا إِنَّا نَسِينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (32:14)

 

 

 

Yani:

Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz çıkmıştır.

(O gün onlara şöyle diyeceğiz:) Bu güne kavuşmayı unutmanızın cezasını şimdi tadın bakalım! Doğrusu biz de sizi unuttuk; yaptıklarınızdan ötürü ebedî azabı tadın!

 

 

 

Bu ayetler hidayete ermenin insanın kendi iradesine bağlı bir özellik olduğuna vurgu yaparak, şöyle buyurmakta:

Allah insanların hidayete ermelerinin araç ve gereçleri olan peygamberleri, semavi kitapları, akıl ve fıtratı tüm insanlara sunmuştur. Ancak insanlar bu hidayeti benimsemek veya reddetmekte hürdür. Allah teala ve peygamberleri insanları iman etmek için zorlamaz. Doğal olarak kim ilahi hidayeti kabul etmezse, sapkınlığa kapılır ve yanlış yola adım atar ve bu yolun sonu da cehennemdir. Bu yüzden enbiya, öğrencilerine dersleri tam olarak anlatan, fakat hiç kimseyi de ders çalışmak için zorlamayan öğretmenler gibidir. Doğal olarak yıl sonunda tembel öğrenciler sınıfta kalır ve dünyevi yaşamlarında bir çok imtiyazı da kaçırmış olur.

Bazıları ise şöyle der: Rahman olan Allah nasıl kullarını cehennem ateşinde yakabilir ki!? Bu ayetler ise bu kuruntuyu ve batıl inancı reddederek şöyle buyurmakta:

Allah’ın rahmeti, ancak kul kendisini ilahi rahmete kavuşmaktan mahrum bırakmadığı yere kadar geçerlidir. Bu rahmet, günahkar kul işlediği günahtan pişman olup tevbe ettiği takdirde geçerlidir, çünkü Allah teala rahman ve rahimdir. Fakat günahkar ve suçlu kul sürekli günah ve fesat ve zulüm işleme üzerinde ısrar eder ve tevbe etmeye ve suçlarını düzeltmeye yanaşmazsa, ilahi rahmete mahal bırakmamış olur ve böylece affedilerek ilahi azaptan kurtulması da imkansız hale gelir. Bu tür insanlar korkunç bir uçurumun kenarında duran birine benzer. Böyle bir insan başkaları onu durduğu yerin korkunç ve tehlikeli bir uçurum olduğu konusunda uyarmalarını umursamaz ve derenin dibini boylayana kadar yanlış yoluna devam eder.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – İlahi hidayeti benimsemek insanın kendi seçeneğidir ve zorunlu bir durum değildir, zira zorla imanın hiç bir değeri yoktur.

2 – İlahi geniş rahmet, zalimlere ve suçlara azap verilmesine engel oluşturmaz.

3 – Allah, kulu O’nu unutmadıkça, hiç bir kulunu unutmaz.

4 – Maadı unutmak, günahların ve suçların kaynağıdır ve insanın ağır bir şekilde cezalandırılmasına sebebiyet verir.