Haziran 13, 2017 20:32 Europe/Istanbul

Ramazan ayının en önemli ve en seçkin hadiselerinden biri Kur'an'ı Kerim’in bu ayda nazil oluşudur.

Asr-ı saadette Müslümanların Kur'an'ı Kerim’i korumak ve derin  ve hayat veren kavramlarını idrak etmek için sergiledikleri hassasiyete ve Kur'an'ı Kerim’in o dönemde yaşayan insanların fikri ve pratik çizgilerinin belirlenmesinde önemli rol ifa etmesine karşın günümüzde ve zamanla ve özellikle İslamî toplum hakiki ilahi yolundan saptığı ve İslamî nizam yüce ülkülerinden uzaklaşarak sapkınlığa sürüklendiği günden itibaren Kur'an'ı Kerim’den sadece görece yüzü kaldı ve ruhu ve hakikati unutulmaya yüz tuttu. Nitekim o zamandan sonra da İslam dünyasının çöküşü başladı.

Gerçekte ne zaman Kur'an'ı Kerim’in derin kavramlarını tanımak  ve idrak etme işi yerini bu semavi kitaba görece ve yüzeysel saygı göstermeye verdi ve Kur'an'ı Kerim muhtevası ve bu muhtevanın uygulanması unutulmaya başladı, işte o zamandan itibaren İslam dünyasının azameti ve ihtişamı kırıldı ve Kur'an'ı Kerim ekseninde oluşan Müslümanların vahdeti de yerini ayrışmalara ve tefrikalara bıraktı ve İslam ülkelerinin izzeti ve onuru, istikbar ve şirk temelli egemenliklere boyun etme zilleti ile yer değiştirdi ve Kur'an'ı Kerim’in konumu ve yapıcı rolü git gide renksizleşti.

Gerçekte bugün Müslümanların yaşadığı dünyada Kur'an'ı Kerim’in konumunun nerede olduğuna bakmak yeterlidir. Bu semavi kitabın Müslüman toplumların iktisadi ve siyasi nizamları, sosyal ilişkileri, eğitim merkezleri, sosyal adaletin uygulanma süreci, zulüm ve ayrımcılıkla mücadele, sınıfların arasındaki derin uçurum, bireysel ve toplumsal ahlak, yaşam tarzı, muaşeretler ve diğer bir çok alanda konumu nedir ve nerede yer almaktadır?

Gerçekte İslam dünyasının kaybettiği azamet ve ihtişamı geri kazanmasının tek yolu, Müslümanların yeniden birlik olmalarının tek yolu ve ecnebilerin sultasından kurtuluş ve bağımsızlık ve özgürlüklerine kavuşmanın tek yolu Kur'an'ı Kerim’e dönmektir.

İslam Peygamberi –s– herkesten daha çok İslam dünyasını ve geleceğini merak ediyor ve bu yüzden Müslümanlara sürekli şu tavsiyede bulunuyordu: Ne zaman düşmanın çok yönlü hücumu ortalığı karanlığa boğar ve hakla Batılı ayırt etmenizi zorlaştırırsa, Kur'an'ı Kerim’e sığının. Kim Kur'an'ı Kerim’e sığınırsa, Kur'an'ı Kerim de onu ilahi cennete doğru hidayete erdirir ve kim ona yüz çeverirse, onu cehenneme doğru sürükler. Kur'an'ı Kerim en iyi yollara hidayete erdiren kitaptır. Kur'an'ı Kerim’de hidayet meşaleleri ve hikmetin aydınlatan odakları vardır.

Kur'an'ı Kerim’in en seçkin özelliklerinden biri, bu ilahi kitapta beşeri camianın tüm ihtiyaçlarının öngörülmüş olmasıdır, nitekim yüce Allah da Nahl suresinin 89. Ayetinin bir bölümünde şöyle buyurmakta:

Ayrıca bu Kitab'ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.

Bu ayet Müslümanlara Kur'an'ı Kerim’e sahip oldukları için artık her türlü temel ve mantıklı ihtiyaçlarını karşılamak üzere başka doğulu veya Batılı dinlere baş vurmalarına gerek olmadığını ve Kur'an'ı Kerim’in en mükemmel kitap olduğuna inanmaları gerektiğini buyuruyor. Nitekim Isra suresinin 9. Ayeti de şöyle buyurmakta: Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru yola iletir.

Yani Kur'an'ı Kerim zamanın ötesinde bir kitaptır, yani Kur'an'ı Kerim özel bir zamanla sınırlı değildir ve her asırda ve her zaman en mükemmel ve her türlü kusurdan uzak bir şekilde beşeri camianın tüm ihtiyaçlarını karşılayabilir.

İmam Bakır –s– bu inkar edilemez hakikati şöyle beyan buyurmuştur:

Yüce Allah kıyamet gününe dek insanların ihtiyacı olan hiç bir şeyi kitabında yazmadan ve resulüne açıklamadan geride bırakmamıştır.

Kuşkusuz insanların bilinç ve bilgi seviyeleri ve bakış açıları birbirine benzemediği gibi çok farklıdır. Bu yüzden her insan kendi basireti ve yeteneği dahilinde Kur'an'ı Kerim’in derin maarifinden yararlanabilir. Hüseyin bin Ali –s– bu konuda aydınlatıcı bir kelamı bulunuyor ve şöyle diyor: Allah’ın kitabı yani Kur'an'ı Kerim dört bölümden oluşur. Bunlar ibareler, işaretler, latifeler ve hakikatlerdir; tüm insanlar için ibadetler, has insanlar için işaretler, evliya için latifeler ve peygamberler için hakikatlerdir.

Konunun aydınlanması için Kur'an'ı Kerim müfessirlerinin görüşlerine şöyle bir göz atmak yeterlidir. Şii ve Sünni müfessirlerin her biri çeşitli eğilimleri ve saikleri yüzünden Kur'an'ı Kerim’ın sonsuz derinliklerinin sadece bir boyutunu göz önünde bulundurmuştur. Bazıları Kur'an'ı Kerim’in eşsiz ve seçkin edebiyatı üzerinde durmuş ve bu semavi kitabı sözcük ve ebedi boyutundan ele almış ve değerli eserler geride bırakmıştır. Bazı müfessirler ise felsefi eğilimleri yüzünden Kur'an'ı Kerim’in aklî boyutunu ele almış ve bu kitabın ilmi, tıbbi ve doğa bilimleri alanındaki başlıklarını irdelemiştir. Bazı müfessirler ise Kur'an'ı Kerim’in fıkhi ve ahkam boyutu üzerinde durmuş, bazıları da siyasi ve sosyal eğilimleri yüzünden bu alanlarda hareket etmiştir. Bazı müfessirler Kur'an'ı Kerim’in ahlaki ve insani değerleri üzerinde durmuş, bazıları ise geçmiş milletlerin ve kavimlerin öyküleri ve başlarına gelenleri ve neden çöktükleri veya ilerledikleri ve büyük beşeri medeniyetlerin nasıl yok olduğu gibi konuları gözetlemiştir. Yine bazı müfessirler hakla batıl arasında mücadeleyi, küfürlü imanı, nurla karanlığı, cahillikle bilgeliği, askeri ve cihatçı öğretileri ve İslamî hakimiyeti savunma zarureti gibi Kur'an'ı Kerim’ın bu tür boyutları üzerinde durmuştur. Bazı müfessirler de dini inançları rolü ve önemi itibarı ile Kur'an'ı Kerim açısından itikat ve inanç ilkelerini irdelemiştir.

Her halükarda Kur'an'ı Kerim beşerin tüm ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayabilen eşsiz bir ilahi kitaptır ve insanların dünya ahiret saadetini ve kemale ermesini güvence altına alır.