Allah’ın ayı; Ramazan - 6
Oruç tutan bazı insanlar çok has insanlardır. Bunlar ister helal ister haram, ilahi olmayan her türlü uğraştan el çeker.
Orucun bu derecesi peygamberlere, sıddiklere ve ilahi kata yakın olanlara özeldir ve bu tür bir orucun neticesi ve meyvesi, ilahi buluşmaya nail olmaktır.
Rivayetlere göre mübarek Ramazan ayı geldiğinde Resulullah’ın -s- yüzünün rengi değişirdi, namaz kılması artardı, dualarında Hak teala katına çok yalvarır yakarırdı.
Evet, Allah’ın ayı Ramazan’ın altıncı gününü idrak ediyoruz. Umarız hepinizin oruç ve ibadetleriniz yüce Allah katında kabul görmüşve şimdiye kadar bu değerli ayın bereketlerinden ve faydalarından yararlanmışsınızdır.
Bugünkü sohbetimizin ilk bölümünde size orucun ve oruç tutan insanların derecelerinden söz etmek istiyoruz. Orucun mertebelerinden biri, sadece yemekten ve içmekten sakınan, fakat dilleri, kulakları ve gözleri uygunsuz amellerini sürdüren insanlarla ilgilidir. Bazıları ise organlarını da çirkin amellerden korumaya çalışır ve orucunu korumakla ziyan etmenin arasında gelip gider. Bazı insanlar, kalpleri maariften gafil halde ve neşesiz ve isteksiz bir şekilde ilahi ziyafet oruca katılır, sanki organları ağırlaşmış ve zorla görevlerini yerine getirmektedir. Bu kesimin hali, değerli bir hediyeyi götürdükleri halde bu hediyeyi taşımayı sevmeyen insanlara benzer, üstelik hediyeleri de reddedilecek bazı kusurları vardır.
Bazı insanlar da orucun batıl saydığı her türlü batıldan organlarını korur, fakat kalplerini salih amele mani olan durumlardan korumaz.
Bazı insanlar vardır ki sadece organlarını günahlardan korumakla kalmaz, pak bir kalp ve tertemiz düşünce ile Ramazan ayını idrak eder, zira gaybı ve gizli olan her şeyi bilen Allah’ın huzurunda günahı terk etmeye özen gösterir ve Allah tealanın men ettiklerinden korumaya çalışırlar. Bu kesim Allah rızasını kazanmayı başarmıştır.
Bazı insanlar isa sadece kalplerini, düşüncelerini ve organlarını günahlardan ve çirkinliklerden ve kusurlardan korumakla kalmaz, bunun yanında salih ve iyi amellerle uğraşır. Bu insanlar sadece kendilerini temiz tutmakla kalmaz, iyilikler ve mustahaplarla ilgilenmiştir. Bu kesim orucun hakikatine ulaşan ve kârlı bir ticaret yapan insanlardır.
Ancak oruç tutan bazı insanlar vardır ki bunlar çok has insanlardır. Bunlar ister helal ister haram, ilahi olmayan her türlü uğraştan el çeker. Orucun bu derecesi peygamberlere, sıddiklere ve ilahi kata yakın olanlara özeldir ve bu tür bir orucun neticesi ve meyvesi, ilahi buluşmaya nail olmaktır.
Rivayetlere göre mübarek Ramazan ayı geldiğinde Resulullah’ın -s- yüzünün rengi değişirdi, namaz kılması artardı, dualarında Hak teala katına çok yalvarır yakarırdı. Allah Resulü -s- mübarek Ramazan ayından başka da oruç tutardı. O hazret her ayda üç gün oruç tutar ve şöyle buyururdu: bu üç gün, yıl boyunca tutulacak oruçlara eşittir.
Gerçekte her ne kadar insanın oruç gibi ibadetlerin hakikatine marifet kazanırsa, bu ibadetleri daha büyük bir şevk ve istekler yerine getirir ve bunun karşılığında o ibadetin faydalarından ve tesirlerinden daha çok yararlanır ve daha fazla manevi lezzete kavuşur.
Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugünkü ayet, Al-i İmran suresinin 164. ayetidir. Birlikte dinleyelim.
"لَقَد مَنَّ اللَّهُ عَلَی المُؤمِنینَ إِذ بَعَثَ فیهِم رَسولًا مِن أَنفُسِهِم یَتلو عَلَیهِم آیاتِهِ وَیُزَکّیهِم وَیُعَلِّمُهُمُ الکِتابَ وَالحِکمَةَ وَإِن کانوا مِن قَبلُ لَفی ضَلالٍ مُبینٍ "
Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.
Kur'an'ı Kerim’in Al-i İmran suresinin 164. ayeti İslam Peygamberi’nin -s- biset meselesi ve hedeflerine işaret ediyor. Bu peygamber okuma yazma bilmeyen bir halk arasında seçildi, ki bu da risaletinin azametini ve hakkaniyetini ispat eden bir delildi. Zira Kur'an'ı Kerim gibi derin ve muazzam muhtevası olan bir kitap beşerin, hele okuma yazma bilmeyen ve ilmi bir ortamda yetişmeyen bir insanın düşüncesinin ürünü olamazdı.
Bu ayet Allah Resulü’nün bisetini üç bölümde özetliyor. İlk bölüm hazırlık aşamasıdır ki o da ilahi ayetleri tilavet etmekten ibarettir. Ayetin diğer iki bölümü yani nefsin tehzibi ve tezkiyesi ve kitap ve hikmetin talimi, insanı kemale erdirme ve bu alemin nimetlerinden yararlanma noktasına ulaştırmak gibi iki büyük nihai hedef içindir. Bir başka ifade ile hidayete ermenin gereği, Kur'an'ı Kerim tilaveti ve ayetlerinin üzerinde düşünülmesi ve ayrıca nefsin ahlaki rezilliklerden temizlenmesi ve ilim ve marifet edinilmesidir.
Al-i İmran suresinin 164. ayeti bisetten önce beşeri camiaya hakim olan sapkınlığa işaret ediyor. O çağda sapkın insanlar sorunlarının çözümü ve hastalıklarının tedavisi için taştan ve ahşaptan yaptıkları putlardan medet umar veya kızlarını sırf kız oldukları için diri diri gömer ve ardından namusları başkalarının eline geçmediğinden büyük bir övünçle söz ederdi. O karanlık çağda kadın değersiz bir mal gibiydi ve en ilkel insani haklarından mahrumdu. O dönemde topluma türlü hurafeler ve kuruntular hakimdi, kinler ve düşmanlıklar babadan oğula miras kalırdı. Bu yüzden biset öncesi dönemde katliamlar ve haksız yere kan akıtmalar yaygın ve sıradan bir durum olarak karşılanırdı. Bu yüzden İslam Peygamberi -s- yüce Allah tarafından gönderildiğinde insanları kitap ve hikmet ve talim ve terbiye bereketiyle karanlıktan ve açık sapkınlıktan kurtardı. Gerçekten de böylesine sapkın bir toplumu ıslah etmek, Allah Resulü’nün -s- açık mucizesi ve İslam’ın azametinin işaretiydi.
Hoca Abdullah Ensari, İslam Peygamberi’nin -s- risaletini şu güzel ifadelerle anlatıyor:
Allah teala onu nübüvvet hakikati ile bezedi ve haktan habersiz, dünyada şaşkın ve hayretler içinde yaşayan cahil insanlara gönderdi ve o da, biset alemine ayak basar basmaz, şeriat sofrasını açtı ve İslam dini ve şeriatini sundu ve evine gelen her misafire sofra açan ev sahibi misali ona gelenlerin önüne İslam sofrasını açtı.
Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.
Mübarek Ramazan ayında doğru beslenme programı izlenmediği takdirde, düşünülenlerin aksine oruç tutmak kilo vermemize sebebiyet vermediği gibi kilo almamıza da yol açabilir. Zira Ramazan ayında oruç tutan insanlar daha fazla şeker içeren besin maddeleri tüketir ve ötü yandan uyku düzeninin değişmesi ve örneğin geceleri daha geç saatlerde uyumak, şişmanlamamıza yol açabilir.
Bugünkü Ramazan beslenmesi ile ilgili sohbetimizde size geç sindirilen ve daha geç acıkmanıza yardımcı olan bir içecekten söz etmek istiyoruz. Üstelik bu içeceği tükettiğinizde diğer besin maddelerini pek aramazsınız.
Evet, az yağlı sütten söz ediyoruz. Bizim size önerimiz bir bardak az yağlı süt içmenizdir. Az yağ içeren süt geç sindirilen bir besin maddesidir ve içince mideniz uzun süre başka bir besin maddesi alma ihtiyacı hissetmez ve sonuçta açlık hissi daha geç sizi etkilemeye başlar.
Beslenme uzman Dr. Kimyager şöyle diyor:
Süt ürünleri insanın en temel gıda maddeleri ürünlerinden sayılır ve süt ürünleri arasında en önemlisi de süttür. Bu yüzden iftar vakti süt, peynir, az şekerli muhallebi gibi ürünlerin tüketilmesine öncelik verilmelidir.
Dr. Kimyager, süt ürünleri arasında sütün kendisinde bulunan mineraller ve vitaminlerin en iyi cezbolan ve başka gıda maddeleri arasında alternatifi bulunmayan bir besin maddesi olduğunu ve iftarla sahur arasında geçen süre içerisinde diğer süt ürünleri ile birlikte tüketilmesi tavsiye edildiğini, özelikle orucunuzun bir bardak ılık süt ve iki adet hurma ile açmanız daha uygun olacağını belirtiyor.
Sütün bir çok faydasından söz edilir. Az yağlı süt stresi hafifletir, kasları ve sinir sistemini gevşetir ve sonuçta vücudun dinlenmesine zemin oluşturur. Bazen aşırı yemekten halsizliğe düşmüş olabilirsiniz. Bu durumda süt tüketmek size fevkelade enerji kazandırır ve neşeli hale getirir.
Genelde süt ürünlerini Ramazan ayının beslenme programına yerleştirmek büyük bir zaruret sayılır. Bir çok insan Ramazan ayında bir bardak sütle orucunu bozmaya alışmıştır. Ancak bu aydan sonra da sütün özellikle kahvaltıda tüketilmesine devam edilmelidir. Uzmanlar günde iki birim az yağlı süt ürünlerinin tüketilmesini tavsiye eder.
Geleneksel tıpta da sütten iftar için birebir bir besin maddesi şeklinde söz edilir. Sütte bol miktarda mineraller ve vitaminler vardır. Dinin önde gelen büyükleri ve evliyanın siyerinde de sütün tüketilmesinin faydalarından söz edilmişti. Seyyid bin Tavus, İmam Bakır’dan -s- naklen, İmam Ali’nin -s- sütle iftar etmeyi sevdiğini anlatır. İftar sofrasında bir kaç kaşık muhallebi ve hurma ve dut tüketmek, kan şekerini hızla yükseltir ve vücudun başta Kalsiyum olmak üzere çeşitli minerallere olan ihtiyacını karşılar.
Muhallebi gayet hafif ve sindirilmesi kolay ve besleyici boyutu büyük olan bir besindir ve şekersiz ve yağsız hazırlanabilir. Bu besin maddesi şeker hastaları, obur insanlar ve buğdaya karşı alerjileri olan insanlar için en besleyici besin maddesidir. Muhallebi’nin en önemli özelliği, pirincin içinde bulunan kompleks karbo hidratların bağırsaklarda sindirim ve cezbetme işini yavaşlatması ve tatlılarda bulunan sade karbo hidratlara nazaran kanda şekerin hızla düşmesini engellemesidir. Muhallebi ile birlikte tarçın tüketilmesi sindirim sisteminin takviye edilmesi için tavsiye edilen bir başka noktadır.