Haziran 16, 2017 17:28 Europe/Istanbul

Geçen bölümde Kur'an'ı Kerim’in yüce ve melekuti konumunu gözden geçirdik ve en son Kuranî ayetlerin hakikatini ve yüce sırlarını ancak pak ve mutahhar ruhu olan ve her türlü hata ve günahtan arınmış insanların idrak edebileceğini anlattık.

Şimdi bazılarınızın aklına şöyle bir soru takılabilir: madem Kur'an'ı Kerim'in çok yüksek konumu var ve sıradan insanların ulaşabileceği noktadan uzak, o zaman biz Kur'an'ı Kerim ile nasıl tanışabiliriz?

Evvela bu sözün anlamı, Kur'an'ı Kerim’le tanışma yolu bizim üzerimize kapalı olduğu değildir.

Gerçekte Kur'an'ı Kerim hayat ve yaşam kitabıdır. Kur'an'ı Kerim’in yüce konumu bulunduğundan maksat, hemen hemen herkesin anladığı zahiri anlamından başka, imamların –s– ve evliyanın yardım olmaksızın idrak edemeyeceğimiz bir takım batınî hakikatleri içermesidir. Nitekim bu yüzden Kur'an'ı Kerim İslam Peygamberi’ne –s– hitaben Muzemmil suresinin beşinci ayetinde şöyle buyurmakta: Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahyedeceğiz.

Ancak öbür yandan da bu ağır sözün halk tarafından anlaşılır olabilmesi için yüce Allah Meryem suresinin 97. Ayetinde şöyle buyurmakta: Ey Muhammed! Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık.

Öte yandan Kur'an'ı Kerim’in kendisi bizlere onunla nasıl tanışmamız gerektiğini ve bunun yollarını göstermektedir. Kur'an'ı Kerim ile aşina olmanın ilk adımı, bu semavi kitabın ayetlerini tilavet etmektir. İlginçtir ki burada Kur'an'ı Kerim işin niceliğine vurgu yapmıyor ve okuyabildiğiniz kadar Kur'an'ı Kerim okuyun şeklinde buyuruyor, fakat Kur'an'ı Kerim  okumanın yüzeysel ve geçici olmasını engellemek için de bu ilahi kitabı dikkatle ve ayetlerin üzerinde düşünerek okumayı emrediyor.

Kur'an'ı Kerim ile tanışmanın bir sonraki adımı Kuranî derin ve anlamlı sözcüklerin meali ve manaları ile tanışmaktır. Bu bağlamda hepimiz Kur'an'ı Kerim tercümelerine ve özellikle dakik ve titiz bir şekilde yapılan tercümelere bakarak bu semavi kitapla tanışabiliriz.

Bu aşamadan sonra sıra Kur'an'ı Kerim ayetlerine kulak vermeye gelir. Kur'an'ı Kerim bu konuda Araf suresinin 204. ayetinde şöyle buyurur:

Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.

Kuşkusuz Kur'an'ı Kerim’in yaşam maarifi ve öğretileri ile tanışmak bu aşamada son bulmaz ve bu adımlar, yani ayetleri okumak, ayetlerin ve sözcüklerin mana ve mealini anlamak ve Kur'an'ı Kerim tilavetine kulak vermek gerçekte bu semavi kitabı daha derinlemesine ve daha köklü bir şekilde tanımanın ön hazırlığı ve zemini sayılır.

Kur'an'ı Kerim Yusuf suresinin ikinci ayetinde bu doğrultuda bu semavi kitabın nazil oluşunun felsefesine işaret ederek şöyle buyurur: Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.

Kuşkusuz İslam’ın medeniyet yaratan kültüründe aklın önemli bir yeri vardır, zira insan akıl ve düşünce gücü ile varlık aleminin sırlarını ve insanın ve bu alemin yaratılış sırlarını çözebilir ve akıl insanla cahilliği birbirinden ayıran sınır çizgisidir. Bu yüzden Kur'an'ı Kerim bizden ayetleri üzerinde iyice düşünmemizi  ve hayat veren ayetleri ile daha yakından tanışmamızı istemektedir.

Bir sonraki merhale ilahi ayetlerin üzerinde düşünmektir ve gerçekte akıl ve düşünce gücü Kur'an'ı Kerim’in ayetleri üzerinde daha derinlemesine düşünmemize zemin hazırlar.

Yüce Allah Kur'an'ı Kerim’in Nahl suresinin 44. Ayetinde peygamberine hitaben şöyle buyurmakta: …İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.

Düşünmekten daha da önemlisi, Kur'an'ı Kerim ayetleri üzerinde tedebbür etmektir. Tedebbür sözcüğü, Arapça debr sözcüğünün türevidir ve bir şeyin sonunu ve ardını düşünmek demektir. Derin düşünmek, sonunu düşünmek gibi manalar da tedebbürün içinde saklı olan manalardır ve bu amelin sonucu, yüzeysel bakışlarla keşfedilemeyen hakikatleri keşfetmektir.

Tedebbür sözcüğü Kur'an'ı Kerim’de dört kez kullanmıştır. Nazil oluşunun felsefesine de değinilen bu ayetlerden birinde şöyle buyurmakta: Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.

Yüce Allah Kur'an'ı Kerim’in tüm sureleri ve ayetleri arasında bir nevi uyum ve harikulade koordinasyon hakim olduğu ve içinde hiç bir ahlaki çelişki bulunmadığını göstermek için yine kullarını ayetlerin üzerinde tedebbür etmeye ve derin derin düşünmeye davet ederek şöyle buyuruyor: Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.

Ancak Kur'an'ı Kerim’in ayetleri üzerinde düşünülmesi üzerine onca vurgu yapmasına karşın bir çok insan bu semavi kitaba yüzeysel bakışla yetinir ve derin manalarını keşfetmek ve hayat veren maarifini idrak etmek için pek fazla bir hassasiyet ve ciddiyet sergilemez. Kur'an'ı Kerim bu tür insanları Muhammed suresinde şiddetle tenkit ediyor ve şöyle buyuruyor:

Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?

Kur'an'ı Kerim’i tanımanın son aşaması ve en önemli merhalesi bu semavi kitabın tealimine uymak ve amel etmektir. Bugün İslam dünyasında açıkça hissedilen boşluk, Kur'an'ı Kerim’e amel etmemekten kaynaklanan boşluktur. Kur'an'ı Kerim günümüzde en güzel baskılarla basılır ve görecede büyük saygı da görür, ama pratikte bu kitaba uyulmaz. Oysa Kur'an'ı Kerim’in kendisi Enam suresinin 155. Ayetinde şöyle buyurmakta:

Bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.

Bu ayetin esas noktası, ilahi rahmetten yararlanmak için Kur'an'ı Kerim’e amel etmenin şart olduğuna vurgu yapmasıdır. Zira Kur'an'ı Kerim ilahi sonsuz rahmetin mazharıdır.

Belki de bu yüzden Kur'an'ı Kerim Zümer suresinde uyarıda bulunuyor ve eğer bu fırsatı kullanmazsanız size yönelik tehdide dönüşebileceğini buyuruyor:

Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, “Allah’ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay hâlime! Gerçekten ben alay edenlerden idim” demesin.

Umarız Kur'an'ı Kerim İslam dünyasının ideolojik ve pratik vahdetinin ve ortaklıkların ekseni olur ve bu dünyayı saran krizleri sonlandırır.